Ana Sayfa Hz.Muhammed (S.A.V)

Mevlid Kandili

Allah Teala bütün peygamberlerine ismi ile hitap ettiği halde, Ona Habibim (sevgilim) diyerek hitap etmiştir. Allah Teala bir hadisi kudsi de:                                                              
“Sen olmasaydın, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım.” buyurmaktadır. Bütün mahlukatı onun şerefine yaratmıştır.
Her peygamber, kendi zamanında, kendi mekanında, kendi kavminin hepsinden her bakımdan üstündür. Muhammed (s.a.v) ise, her zamanda, her memlekette, yani dünya yaratıldığı günden kıyamet kopuncaya kadar, geçmiş ve gelecek bütün varlıkların her bakımdan en üstünü, en faziletlisidir. Hiç bir kimse hiç bir bakımdan O’nun üstünde değildir.

Allah Teala her şeyden önce Muhammed’in (s.a.v) nurunu yarattı. Ashab-ı Kiramdan Abdullah b. Cabir (r.a): Ya Resülallah, Allah’ın her şeyden evvel yarattığı şey nedir, bana söyler misin? Deyince, Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Her şeyden evvel senin peygamberinin yani benim nurumu kendi nurundan yarattı. O zaman ne levh, ne kalem, ne cennet, ne cehennem, ne melek, ne sema, ne arz (yer yüzü) ne güneş, ne ay, ne insan, ne de cin vardı.”

Muhammed (s.a.v) hicretten 53 sene evvel Rebi’ül-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi, sabaha karşı, Mekke de doğdu.Tarihçiler, bugünün miladi sene ile 571 senenin Nisan ayının yirmisine rastladığını söylüyor. Doğmadan birkaç ay önce babası, altı yaşında iken de annesi vefat etti. Bu sebepten Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) Dürr-i Yetim (Yetimlerin İncisi) lakabı da verilmiştir.

Sekiz yaşına kadar dedesi Abdülmuttalib’in yanında kaldı. Sekiz yaşında iken dedesi de vefat edince, Amcası Ebu Talib’in yanında kaldı. 25 yaşında iken Haticet’ül-Kubra ile evlendi. Bu hanımından doğan ilk oğlunun adı kasım idi. Bundan dolayı Peygamberimiz’e (s.a.v) Ebu’l-Kasım (kasımın babası) da denildi. Araplarda böyle künye ile anılmak adetti.40 yaşında iken, bütün insanlara ve cinlere Peygamber olduğu Allah Teala tarafından bildirildi. Üç sene sonra herkesi imana çağırmağa başladı. 52 yaşında iken Mi’rac vuku buldu. Miladın 622 yılında 53 yaşında olduğu halde, Mekke den Medine’ye hicret etti. M.632 senesinde Rebi’ül-evvel ayının on ikinci Pazartesi günü öğleden evvel 63 yaşında iken vefat etti.

Muhammed’in (s.a.v) nuru, Adem’den (a.s) itibaren temiz babalardan ve temiz analardan geçerek gelmiştir. Kur’an-ı Kerimde:  
“Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana ulaşmıştır.”[1] buyrulmaktadır.

 Hadisi şerifte de:
“Allah’u Teala insanları yarattı. Beni insanların en iyi kısmından vucuda getirdi. Sonra bu kısımlardan en iyisini arabistan da yetiştirdi. Beni bunlardan vücuda getirdi. Sonra evlerden, ailelerden en iyisini seçip, beni bunlardan meydana getirdi. O halde benim ruhum ve cesedim mahlukların en iyisidir. Benim silsilem, ecdadım en iyi insanlardır.” buyruldu.

Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Ben, Abdullah, Abdülmuttalib, Haşim, Abdü Menaf, Kuseyy, Kilab, Mürre, Ka’b, Lüveyy, Galib, Fihr, Malik, Nadr, Kinane, Huzeyme, Mudrike, İlyas, Mudar, Nizar, Me’ad, Adnan oğlu Muhammed’im. Mensub olduğum topluluk, ne zaman ikiye ayrılmış ise, Allah beni muhakkak onların en hayırlı olan tarafından bulundurmuştur. Ben cahiliyyet, ahlaksızlıklarından hiçbir şey bulaşmaksızın ana ve babadan meydana geldim. Ben, Ademden babama ve anneme gelinceye kadar, hep nikahlı anne babadan meydana geldim. Ben, ana ve baba itibariyle en hayırlınızım.

  Başka bir hadisi şerifte de:
Allah’u Teala, İbrahim oğullarından İsmail’i seçti. İsmail oğullarından Kinane oğullarını seçti, Kinane oğullarından Kureyşi seçti. Kureyşten Haşim oğullarını seçti. Haşim oğullarından Abdülmuttalib oğullarını seçti. Abdülmuttalib oğullarından da beni seçti.” buyurdu.

 Abdullah, babası Abdülmuttalib-e şöyle derdi.
“Babacığım, her nereye gitsem belimden bir nur çıkıyor. Sonra toplanıp, başımın üstünde bulut gibi duruyor. Tekrar gelip belime giriyor. Ne zaman bir yere otursam yer bana diyor ki  Ey Abdullah, sana selam olsun. Muhammed’in (s.a.v) Nuru sende emanettir. Ne zaman bir kuru ağaç altına otursam, derhal yeşerip bana gölge oluyor. Kalkıp gidince de yine kuru oluyor. Ey babacığım bu hal nedir? Abdülmuttalib: Ey oğlum, sana müjdeler olsun ki, insanların ve cinlerin efendisi ve peygamberi senin sulbünden gelse gerektir,” demiştir.

Abdullah’ın güzelliği Mısıra kadar şöhret bulmuştu. Alnındaki nurdan dolayı iki yüze yakın kız, onunla evlenmek arzusu ile Mekke’ye gelmişti. Abdülmuttalib ise onu her yönüyle ona denk olan bir kız ile evlendirmek istiyordu. Bunun için Beni Zühre kabilesinin büyüğü Vehb bin Abd-i Menaf’ın kızı Amine’yi oğlu Abdullah’a istedi. Vehb’in kızı Amine, hem güzellik, hem ahlak hem de nesep itibariyle Kureyş kızlarının en üstünü idi. Ayrıca soy bakımından Abdullah ile birkaç batın yukarda birleşmekte idi. Abdülmuttalib, Vehb-in kızını oğlu Abdullah’a isteyince Vehb şöyle dedi: “Ey Amca oğlu, biz bu teklifi sizden önce aldık. Amine’nin Annesi bir rüya gördü. Anlattığına göre evimize bir nur girmiş aydınlığı yeri ve gökleri tutmuş. Bende bu gece rüyamda dedemiz İbrahim’i (a.s) gördüm. Bana Abdülmuttalib’in oğlu Abdullah’la kızın Amine’nin nikahlarını ben kıydım. Sende onu kabul et dedi. Bugün sabahtan beri bu rüyanın tesiri altındayım. Acaba ne zaman gelecekler, diye merak ediyordum.” Bu sözleri duyan Abdülmuttalib sevincinden “Allahü Ekber! Allahü Ekber!” diyerek tekbir getirdi. Nihayet oğlu Abdullah’ı Vehb’in kızı Amine ile evlendirdi.

Hz. Amine hamile iken kocası Abdullah ticaret için şama gitmişti. Dönüşünde hastalanıp Medine’ye geldiği sırada dayılarının yanında 25 yaşında iken vefat etti. Bu haber Mekke de duyulunca çok büyük bir üzüntüye sebep oldu. Eshab-ı Kiram’dan Abdullah ibn-i Abbas (r.a) şöyle bildirmiştir. Peygamberimiz’in (s.a.v) babası Abdullah, oğlu doğmadan önce vefat edince melekler “Ey Rabbimiz, Resülün yetim kaldı” dediler. “Allah Teala; Onun koruyucusu ve yardımcısı benim,” buyurdu.

Muhammed (s.a.v) Hicretten 53 sene evvel Rebi’ul-evvel ayının on ikinci Pazartesi gecesi sabah karşı Mekke’nin Haşimoğulları mahellesinde, Safa Tepesi yakının da bir evde doğdu. Bu gün, Miladi 571 yılına ve nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. O gün henüz güneş doğmadan alem nur ile doldu. Kainatın serveri, Mahbubu Rabbilalemin Muhammed (s.a.v) doğmuştu.

Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) doğduğu geceye “Mevlid gecesi” denir. Mevlid doğum zamanı demektir. Bu gece kadir gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Bu gecede O, doğduğu için sevinenler affolunur. Bu gece Peygamberimiz’in (s.a.v) doğduğu sırada görülen halleri, mucizeleri okumak, dinlemek ,öğrenmek sevaptır. Peygamberim (s.a.v) kendi de anlatırdı. Eshab-ı Kiramda bu gece bir yere toplanırlar, okurlar ve anlatırlardı.

Muhammed (s.a.v) doğduğu sırada Hz. Amine’nin yanında Abdürrahman bin Avf’ın annesi Şifa hatun, Osman b. Ebul As’ın annesi Fatıma hatun ve Peygamberimiz’in halası safiye hatun vardı. Bunlar da gördükleri nuru ve diğer hadiseleri haber verdiler. Safiye hatun şöyle anlatmıştır:
“Muhammed (s.a.v) doğduğu sırada her tarafı bir nur kapladı. Doğar doğmaz secde etti. Mübarek başını kaldırıp açık bir dil ile. “La İlahe İllallah, İnni Resülullah” dedi. Onu yıkamak istediğimde biz onu yıkanmış olarak gönderdik denildi. O sünnet olmuş ve göbeği kesilmiş olarak doğdu. Onu kundağa sarmak istediğimde sırtında bir mühür gördüm, mührün üzerinde:
“La İlahe İllallah Muhammedür Resülullah” yazılı idi. Doğar doğmaz secde ettiği sırada hafif sesle bir şeyler söylüyordu, kulağımı mübarek ağzına yaklaştırdım. “Ümmeti, Ümmeti” (Ümmetim, Ümmetim) diyordu.

Abdülmuttalib böylesine büyük bir mutluluğu kutlamak için doğumun yedinci gününde Mekke halkına üç gün ziyafet verdi. Ayrıca şehrin her mahallesinde develer keserek insan ve hayvanların istifade etmesi için bıraktı. Ziyafet sırasında çocuğa hangi ismi koydun diyenlere
“Muhammed” ismini verdim dedi. Neden atalarından birinin ismini vermedin diyenlere: “Allah’ın ve insanların onu methetmelerini, övmelerini istediğim için cevabını verdi.” Annesi de O’na Ahmed” ismini koydu.

Muhammed (s.a.v) dünyaya geldiği gece bir yıldız doğdu. Bunu gören Yahudi alimleri Muhammed’in (s.a.v) doğduğunu anlamışlardır. Eshab-ı Kiramdan Hassan bin Sabit (r.a) anlatır. Ben 8 yaşında idim. Bir sabah vakti yahudinin biri hey Yahudiler, diye çığlık atarak koşuyordu. Yahudiler ne var, ne yırtınıyorsun diyerek yanına toplanınca şöyle bağırıyordu: “Haberiniz olsun Ahmed’in yıldızı bu gece doğdu! Ahmed bu gece dünyaya geldi” dedi.
[1] Şuara; 219

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz