Ana Sayfa Dualar

Dua’nın Fazileti

Dua

Kulun aczini itiraf etmesi, Hazret-i Allah’a muhtaç olduğunu bilmesi, tazarru ve niyaz ile lütuf ve kereminden hayır ve rahmet dilemesi, dergahına yüz tutup ihtiyaçlarını yalnız O’na arz etmesidir. Namaz, oruç ve diğer ibadetler değerindedir. Hatta ibadetlerin özüdür. İlahi rahmetin celbine ve belaların reddine sebep olur.
Dua, tedbire mani değildir. Her hususta tedbirini almakla beraber, yine de dua etmek zarureti vardır. Hatta tedbire baş vururken, bunların faydalı olması için de dua etmek lazımdır. Duasız tedbirin faydası yoktur. Dua ve niyaz, peygamberlerin, velilerin ve kamil insanların yoludur.

Resulüllah (s.a.v):

“Dua ibadettir” “Allah Teala için duadan daha değerli bir şey yoktur” buyurmuştur.
Dua, gök ve yerin nuru, dinin direğidir. Dua ibadetin özü ve Müminin silahıdır. İbn-i Abbas’ın (r.a) rivayeti ile Resulüllah (s.a.v):
“Dikkat ediniz! Düşmanınızdan kurtulmanız, bol rızka kavuşmanız için size gece gündüz dua etmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü dua Müminin silahıdır.” buyurmuştur.
Hakk Celle ve Ala Hazretleri Ayet-i Kerimelerin de şöyle buyurmaktadır.
“Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanıza icabet edeyim.”

Resül-i Ekrem de (s.a.v):

“Sizden biri, dua ettim de kabul olmadı, diyerek acele etmediği müddetçe duası kabul olur.” buyurmuşlardır.
Ayeti Kerime de Allah Teala:
“Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara) Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar.”
“(Resülüm!) De ki: Dua ve ilticanız olmasaydı Rabbim size değer verirmiydi.”
Enes bin Malik’den (r.a) rivayet olunduğuna göre Resulüllah (s.a.v): “Dua ibadetin özüdür”
“Rabbinize yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez.”
Dua da seci’ (cümle sonlarının birbirlerine uygunluğu) yapmamalı, sünnet ve şeriat sınırının dışına taşan garip dileklerde bulunmamalıdır. Hadis-i şerifle menedilmiştir. Dua eden mutazarrı, yalvarıcı, yakarıcı bir durumdadır. Üstten konuşması, edebi laflar etmesi, haddi aşmak olup doğru olmaz. Mesela: “Allah’ım, bana cennette şöyle bir köşk ver!” diye dua etmek, edebe aykırı olup, haddi aşmaktır.
Abdullah bin Mugaffel (r.a) oğlu Cennetin sağ tarafında bulunan beyaz bir köşkün bulunduğunu duyunca: “Allah’ım Cennetin sağ tarafında bulunan beyaz köşkü senden istiyorum!” diye dua etmiş. Babası oğlunun bu duasını duyunca: “Oğlum, Allah’u Teala’dan Cenneti iste, cehennemden de ona sığın.” Çünkü Resulüllah’dan (s.a.v) duydum. “Bu ümmet içinde öyleleri olacak duada haddi aşacaklar.” buyurdu, dedi.
Ebu Hureyre’nin (r.a) rivayet ettiği bir hadis-i kudside Resulüllah (s.a.v) buyurdular ki:
“Rabbimiz –Tebareke ve Teala – her gece, gecenin son üçte biri kalınca dünya semasına iner ve; “Bana dua eden var mı, duasını kabul edeyim. Benden isteyen var mı isteğini vereyim. Benden bağışlanma dileyen var mı, onu bağışlayayım” buyurur.
Hısnü’l-Hasin kitabında bildirildiğine göre, Allah’u Teala’ya, Peygamberleri ve Salih kullarını vesile etmelidir. Duada sesini alçaltmalıdır. Edeb, huşü ve hudü üzere olmalı, gözünü semaya kaldırmamalıdır. Duadan sonra ellerini yüzüne sürmelidir. Hadis-i şerif de: “Duayı bitirdiğiniz zaman ellerinizi yüzünüze sürün. Onda bereket vardır.” buyrulmuştur.

Selman-i Farisi (r.a) Resulüllah’ın (s.a.v):

“Kazayı ancak dua önler.” buyurduğunu rivayet etmiştir.
Hz. Aişe (r.anha) Resulüllah’ın (s.a.v):
“Dua inen (vaki olan) belaya da fayda verir, inmeyene (başa gelmeyene) de fayda verir. Bela iner, dua onun karşısına çıkar. Kıyamet gününe kadar mücadele ederler.” buyurduğunu haber vermiştir. Başa gelen belaya fayda vermesi, onu kolaylaştırması ve sabır ihsan etmesi ile olur. İnmeyen belaya fayda vermesi ise, belanın bazı alametleri zahir olup dua eder, böylece bela giderilmiş olur.
İmam-ı Gazali (rah) ihyaul-ulumiddin kitabında buyuruyor ki:
Kazanın geri çevrilmeyeceği, mutlaka meydana geleceği bildirildiğine göre, duanın kazaya ne faydası olur? denilirse, buna şöyle cevap verilir: Duanın, belanın geri çevrilmesine ve rahmetin celp edilmesine sebep olması da kaza ve kaderin bazı kısımlarındandır. Dua bir kalkan gibidir. Kalkanın oka karşı koyması, kazaya olan inancı bozmaz. Dua da böyledir. Allah Teala bir işi takdir etmiş, sebebini de takdir etmiştir.

Bilinmelidir ki:

Allah Teala bir hikmet ve bir maslahat için bir çok şeyleri gizli tutmuştur. Bütün farz ve nafilelere rağbet edilsin diye rızasını itaatlerde gizlemiştir. Büyük, küçük bütün günahlardan sakınsınlar diye gazabını günahlarda gizlemiştir. Bütün velilere saygı gösterilsin diye insanlar arasında veli kulunu gizlemiştir. Bütün isimlerine saygı gösterilmesi için İsm-i a’zamı isimleri arasında gizlemiştir. Bütün namazlara devam edilmesi için salat-ı vusta’yı da (orta namazı) saklı tutmuştur. Her zaman ve tekrar tekrar tövbe etsinler, tövbenin çeşitli kısımlarına devam etsinler diye tövbenin kabulünü gizlemiştir. Her zaman korku içinde olmaları için ölüm vaktini de bildirmemiştir. Bütün geceleri ihya ederek geçirmeleri için kadir gecesini gizlemiştir. Bunun gibi hangi dua’nın kabul edileceğini, bütün duaları yapmaları için saklı tutmuştur.
Allah Teala bir kimsenin duasını, yalvarmasını kabul edebilir, fakat istediğini vermesini geciktirebilir. Bunun sebebi, ya ezelde takdir edilen vakit gelmemiştir, veya Allah Teala, kullarının ısrarla, mübalağa ile istemelerini sevdiği için biraz daha fazla ısrar ve mübalağa ile dua etmeleri içindir, veya yalnız Allah’u Teala’nın bildiği başka bir sebeptendir. Bazen ahirette sevabının verilmesi için duasının kabulü ezelde takdir edilmemiş de olabilir.

Tergib sahibi diyor ki:

Abdullah bin Büreyde (r.a) rivayet ediyor ki, Resulüllah (s.a.v) bir şahsın şöyle dua ettiğini duydu: “Allah’ım senden şu niyazımla diliyorum. Şehadet ederim ki, sen Allah’sın! Senden başka hiçbir ilah yoktur. Birsin. Samedsin. Doğurmayan, doğurulmayan, hiçbir benzeri olmayan sensin!” Resül-i Ekrem (s.a.v) bunun üzerine:
“Sen Allah’u Teala’dan öyle bir isimle istedin ki, bu isimle istediğinde mutlaka verir ve dua edildiğinde muhakkak kabul eder.” buyurdular.
Muaz bin Cebel’den (r.a) nakledildi: Resulüllah (s.a.v) bir adamın: “Ya zelcelali vel ikram” diyerek dua ettiğini duyunca: “Duan kabul edilmiştir. İstediğini iste.” buyurdu.

Hz. Aişe (r.anha) Resulüllah’ın (s.a.v):

“Kul, ya Rabbi! Ya Rabbi! Dediği zaman Allah Teala, lebbeyk kulum, buyur, iste! İstediğin verilecektir der.” buyurduğunu rivayet etmiştir. Ebu Derda ile İbn-i Abbas (r.anhuma) Allah’u Teala’nın en büyük isimlerinden biri Rab, Rab’dır dediler.
Çok Dua Etmenin Fazileti İle İlgili Hadis-i Şerifler

Ebu Zer (r.a.) der ki: Resül-i Ekrem’in (s.a.v) hadisi kudside Allah (c.c) şöyle buyurduğunu nakletti:

“Ey kullarım, siz gece gündüz hata işlersiniz. Ben ise bütün günahları affederim, şu halde benden mağfiret dileyin. Bende sizin günahlarınızı avf ederim.”
Ey kullarım, siz hiçbir zaman Bana zarar verecek bir seviyeye ulaşamazsınız ki, bana zarar veresiniz. Bana faydalı olacak bir seviyeye ulaşamazsınız ki, bana menfaatiniz dokunabilsin.
Ey kullarım, sizden evvelkilerle sonra gelenleriniz, sizin bütün insan ve cinleriniz aranızdan en muttaki bir adamın kalbi kadar Allah’dan korkar ve sakınır olsa, bu Benim mülküme bir şey katmaz.
Ey kullarım, sizden evvelkilerle sonradan gelenleriniz, sizin bütün insan ve cinleriniz, aranızdan en günahkar bir adamın kalbi kadar günahkar olsa, bu, Benim mülkümden bir şeye eksiklik vermez.
Ey kullarım, sizden evvelkilerle sonrakileriniz, bütün insan ve cinler bir yere toplanıp hepsi Benden bir şey istese, Ben de herkese istediğini versem, bu, Bende olandan bir şey eksiltmez, ancak denize atılan iğnenin eksikliği kadar bir eksiklik olur bu.
Ey kullarım, sizin bu amellerinizi Ben sayar ve tespit ederim, sonra onların tam olarak karşılığını size veririm. Bunun için kim hayırla karşılaşırsa, Allah’a hamd etsin. Bundan başka bir şey ile karşı karşıya kaldığı vakit de, kendinden başkasını kınamasın.”

Ebu Hüreyre’den (r.a) Resulüllah’ın (s.a.v) hadisi kudsi de şöyle dediğini rivayet etti:

“Allah (c.c)buyuruyor ki: Ben kulumun bana olan zannı ile beraberim. Benim günahları bağışlayıcı olduğuma inanır benden mağfiret talep ederse, onu bağışlarım ve bana dua yaptığında rahmet ve tevfikimle onunla beraber olurum.”
Ebu Hüreyre’den (r.a) Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet edildi:
“Sıkıntılı anlarında, Allah’ın duasını kabul etmesini isteyen kimse, genişlik anında çok dua etsin.”

Enes bin Malik (r.a) der ki, Resulüllah’ın (s.a.v) hadisi kudsi de şöyle buyurduğunu işittim:

Allah Teala buyurdu ki: “Ey Ademoğlu! Sen bana dua ettiğin ve bana ümit bağladığın müddetçe, işlediğin günahlar ne olursa olsun bağışlarım, önem vermem.”

Ebu Said el-Hudri (r.a) Resulüllah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“Herhangi bir Müslüman bir dua eder de duasında bir günah ve akrabalık bağlarını kesme olmazsa mutlaka Allah Teala onun bu duasına mukabil şu üç şeyden birini verir:
1. Ya hemen duasının karşılığını verir.
2. Veya onun için ahirette sevabını muhafaza eder,
3. Yahut da duasına mukabil bir kötülüğü ondan uzaklaştırır. Ashab:
“Öyle ise, çok dua yaparız” dediler. Resulüllah da (s.a.v):
“Allah’ın kabul etmesi sizin duanızdan daha çoktur.” buyurdu.

Enes (r.a) Resulüllah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:

“Dua yapmaya devam ediniz, acizlik göstermeyiniz. Şüphesiz ki, dua yapmakla hiçbir kimse helak olmamıştır.”

İbn-i Ömer (r.a) Resül-i Ekrem’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etti:

“Sizden kime dua kapısı açılırsa, rahmet kapıları açılmış demektir. Allah’a kendisinden afiyet istenilmesinden daha sevimli hiç bir şey yoktur”.

Yine Resulüllah (s.a.v):

“Şüphesiz ki, dua başınıza gelen ve gelmeyen felaketlere fayda verir. Ey Allah’ın kulları, dua yapmaya devam ediniz.” buyurdu.
Enes (r.a) Resül-i Ekrem’in (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etti:
“Allah pek merhametlidir ve keremi boldur. Kendisine ellerini kaldırıp dua eden kulunun ellerini boş çevirmekten haya eder.”

FAKİH anlatıyor:

Muhammed bin Ka’b yolu ile bize ulaşan bir rivayette Ebu Hüreyre (r.a) şöyle anlattı: Bir kimseye şu altı şey nasip ve ihsan edilirse o kimse altı şeyden mahrum olmaz.
1. Bir kimseye şükür nasip edilirse, daha fazlasından da mahrum olmaz.
2. Bir kimseye sabır ihsan edilirse, o kimse sevaptan mahrum olmaz. Bu manada şu ayet-i kerime açıktır: “… Sabredenlere ecirleri hesapsız verilir.”
3. Bir kimseye tövbe nasip edilirse bu tövbenin kabulünden mahrum olmaz. Bu manada gelen ayet-i kerime şöyledir. “O, kulların tövbesini kabul eder.”
4. Bir kimseye istiğfar nasip edilirse bağışlanmaktan mahrum olmaz. Allah’ Teala bu konuda şöyle buyurdu. “Rabbinize istiğfar ediniz, çünkü O, çok bağışlayıcıdır.”
5. Bir kimseye dua etmek nasip edilirse duası icabetten mahrum kalmaz. Çünkü Allah Teala şöyle buyurdu: “Bana dua ediniz ki, icabet edeyim.”
6. Bir kimseye sadaka vermek nasip edilirse verdiğinin yeri doldurulur. Bu mana da şu ayet-i kerimede vardır. “Siz hayra (iyiliğe) harcarsanız Allah, onun yerine başkasını verir…”
Ebu Zer Gıfari (r.a) der ki: “Yemek için tuz ne ise iyilikler arasında dua öyledir.”

Rivayet edildiğine göre Musa (a.s) Allah Teala’ya sordu:

“Ya Rabbi, hangi saatte sana dua edeyim ki, o saatte duamı kabul buyurasın? Allah Teala şöyle buyurdu:
“Ya Musa, sen benim kulumsun. Bende senin Rabbinim. Ne zaman bana dua edersen kabul ederim.” Musa (a.s) aynı sorusunu tekrar sorunca Allah Teala şöyle buyurdu: “Ya Musa, gece yarısı bana dua et, kabul ederim.”

A’meş, Malik b. Haris’ten naklen şöyle bir kudsi hadis nakledildi:

“Kalbiniz Benden uzak olduğu halde, Bana dua ederseniz gittiğiniz yol batıldır, boştur.”
Ve Resül-i Ekrem’in de(s.a.v) bir hadis-i şeriflerinde:
Cenab-ı Hakk (c.c) Gafil bir kalp ile yapılan duayı kabul etmez.” buyurmuştur.
Dua ihtiyaç anahtarıdır, ihtiyaç sahiplerinin dinleneceği, çaresiz kalanların sığınacağı ve ümit sahiplerinin nefes alacağı yerdir. Allah Teala duayı terk edenleri kötülemiş ve: “Onlar cimrilik ederler” buyurmuştur. Bu ayet, “Ellerini dua için bize uzatmazlar” şeklinde tefsir edilmiştir.
Üstad Ebü Ali ed-Dakkak Sehl b. Abdullah et-Tüsteri’den şunu nakletti: “Duaların kabul edilmeye en yakın olanı hal ile yapılan duadır. Hal ile yapılan dua, odur ki, dua sahibinin çaresiz kalmış olması ve o ihtiyacı istemekten başka çaresi olmamasıdır.
Hazma b. Yusuf es-Sehmi Ebü Abdullah el-Muhasiye atfen bize haber verdi: “Bir gün Cüneyd-i Bağdadi’nin (k.s) yanında idim. Bir hanım geldi ve Cüneyd’e, (k.s) bir oğlum kayboldu, dua et dedi. Cüneyd hanıma, git sabret dedi. Hanımda gitti. Bir süre sonra tekrar geldi ve önceki sözü söyledi. Cüneyd yine, git sabret dedi. Hanım bir zaman sonra tekrar geldi ve dua rica etti. Hanım birkaç defa Cüneyde geldi gitti ve her defasında sabret dedi. Sonunda hanım, sabrım tükendi, gücüm kalmadı, dua et dedi. Cüneyd eğer durum dediğin gibi ise git, artık oğlun dönmüştür, dedi. Hanım gitti, şükrederek tekrar Cüneyde geldi. Bunun üzerine Cüneyde, nasıl bildiniz? dediler. Cüneyd (k.s) dedi ki: Allah Teala: “(Onlar mı hayırlı) yoksa darda kalana kendisine yalvardığı zaman karşılık veren ve (başındaki) sıkıntıyı gideren, sizi yeryüzünün hakimleri kılan mı? Allah’dan başka bir ilah mı var! Ne kadar da kıt düşünüyorsunuz.” buyurmuştur.
“Hem dua, Hakk Teala’nın kulu üzerinde hakkıdır.”

Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, gerçekten kul dua eder, halbuki Allah Teala ona öfkelidir. Bundan dolayı ondan yüz çevirir. Sonra yine dua eder, Allah Teala yine yüz çevirir. Sonra tekrar dua eder, bunun üzerine Hak Celle ve A’la Meleklerine der ki: Kulum benden başkasına dua etmekten sakındı, duasını kabul ettim.”

Duanın Adabı:

Duanın gafletten ve hatadan uzak, gönül rahatlığı içinde yapılması gerekir. Çünkü rivayet olunduğuna göre Resulüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Hadis-i Şerifte buyruldu ki:
“Hak Teala kalbi gaflet içinde bulunan kulun duasını kabul etmez.”

Duanın Şartı:

Dua edenin yiyeceği helal olacaktır. Resulüllah (s.a.v): “Helal ve güzel kazan, duan kabul olunsun.”
Denilmiştir ki: Dua kulluğun anahtarıdır ve o anahtarın dişleri helal lokmadır.
Yahya b. Muaz (k.s) şöyle dua ederdi: “Ya Rab, nasıl dua edeyim, ben asi ve günahkarım. Nasıl dua etmeyeyim, sen kerem eden ve affedensin.”

Denilir ki:

Duanın faydası kulun ihtiyacını Allah Teala’nın huzuruna arz etmesidir. Yoksa Rabbül Alemin dilediğini yapar.
Ali Ramiteni (k.s) demiştir ki: “Duanızı öyle bir delil araya koyarak edin ki, o günah işlememişlerden olsun. O delil, Allah dostudur. Onlara tevazu ve sevgi gösterin ki, sizin için dua etsinler.”
Yolunda bulunmadan, sebeplere yapışmadan istemek, kuru temenniden ibarettir. Bir kısım alimler dediler ki: yedi şey vardır ki, yedi şey olmadıkça fayda sağlamaz.
1. Sakınma olmadıkça korkunun faydası olmaz.
2. Talep olmadan recanın, ümit etmenin faydası olmaz.
3. Kast olmadan niyetin faydası olmaz.
4. Pişmanlık olmadan istiğfarın faydası olmaz.
5. İçine yerleşmemiş şeyi dışa vurmada faydası olmaz.
6. İhlassız olan zahmet çekmenin faydası olmaz.
7. Cehtsiz, gayretsiz yapılan duanın faydası olmaz.
Bir hadis-i Şerif de Resulüllah (s.a.v):
“Amel etmeden dua eden, yaysız ok atan gibidir.”
Not: Hiç kimse kendisine, ailesine ve çocuklarına beddua etmemelidir. Olur ki, duaların icabet, kabul olma zamanına rastlar da, bedduası vukua gelir. O zaman pişman olur ama pişmanlık fayda vermez.

Duaya başlarken:

– Abdestli bulunmak,
– Kıble cihetine yönelmek,
– Euzü-Besmele ile başlamak,
– Allah (c.c) hamd-ü senada bulunmak,
– Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimize selatü selamda bulunmak,
– Avuç içleri semayı gösterecek şekilde elleri yukarı kaldırmak,
– Duayı ihlas ile yapmak,
– Duayı huşü ve hudü ile yapmak,
– Duayı yavaş sesle yapmak,
– Duaya bütün Müslümanları dahil etmek,
– Duada mümkün olanları istemek,
– Duada ne söylediğini bilmek,
-Duanın sonunda “AMİN” demek, duanın adaplarından ve kabul olunmasının vesilelerindendir.

Duanın kabul vakitleri

Kadir gecesi, Arefe günleri, Ramazan ayı boyunca, Cuma geceleri, Cuma günü, Cuma namazı vakti, Gece yarısı, Gecenin ilk yarısı, Gecenin ikinci yarısı, Seher vakti, Ezan okunduğunda, Ezan ile kamet arasında, Savaşta iken cephede, Harb esnasında, Namazdan sonra, Kur’an okunduktan sonra, Zemzem suyu içildiğinde, Ölüm anında, Zikir meclislerinde, Yağmur yağmaya başladığında, Oruçlu iken, İftar vakti, Arafat’ta, Yolculukta, Misafirlikte, Secdede iken, Üzüntülü iken, Hacerül Esved yanında ve Recep ayının ilk gecesi.

Duanın kabul olunması için:

– Haram yemekten sakınmak,
– İhtiyacı Allah’ın (c.c) giderdiğine inanmak,
– Dua kabul oldu diye inanmak,
– Hamd-ü sena ile başlamak,
– Salavat ile devam edip sonunda yine salavat ile bitirmek.

Duanın kabul olunduğuna dair alametler:

Dua eden kimseye veya kimselere dua içinde veya duadan sonra aşağıdaki hallerden birinin vaki olması, duanın kabul alametlerindendir. Bu haller:
– Dua edene, elinde olmayan bir sebeple huşu gelmesi.
– Ağlama arzusu gelmesi.
– Ağırlık basması.
– Dua edenin aksırması.
– Dua edenin terlemesi.
– Dua edenin titremesi.
– Dua edenin ateşlenmesi.
– Dua edenin üşümesi.
– Dua edenin yük altından çıkmış gibi kendini hafif hissetmesi, şeklinde tezahür eder.
“Duanın kabul olmayış sebebi, duayı ibadet kastıyla değil de menfaate dayalı olarak yapmaktır. Çünkü böyle dualarda ihlas olmaz.”
Dua da eller niçin kaldırılır?
Dua ve niyazda ellerin göğe doğru kaldırılması namazda Kabe’ye yönelmeğe benzer. Bu el kaldırış sadece samimi bir kulluk ve itaat nişanesidir. El avuçlarını yukarıya açmak, tıpkı secdede alnı yere koymak, namazda Kabe’ye yönelmek gibidir. Kısacası bunun manası şudur: Kulların rızık hazineleri göklere tevdi edilmiştir. Kur’an-ı Kerimde mealen şöyle buyrulur: “Rızkınız ve size va’d oluna gelen şeyler göktedir.”
İnsanların rızıklarıyla meşgul olan melekler gökten inerler, insan, arzusunun gerçekleşeceğini beklediği tarafa yönelmeğe yaratılıştan meyyaldır. Tıpkı o sultanın işine benzer ki, askerlerine güzel elbise, yiyecekler va’d ederde askeri onun hazinelerine doğru yönelir, bakarlar. Halbuki onlar sultanın o hazinelerin yanında olmadığını kesinlikle bilmektedirler.

Duadan sonra eller niçin yüze sürülür:

Ebu Davud, Tirmizi, İbni Mace ve Hakim Peygamber (s.a.v) Efendimizden şu rivayeti tespit etmişlerdir:
“Allah’tan dilediğiniz vakit avuçlarınızın içi ile isteyin. Duayı bitirince de avuçlarınızla yüzünüzü siliniz.”
Peygamberimiz (s.a.v) dua ederken ellerini uzattığı zaman onları yüzüne sürmedikçe geri çevirmezdi. Bunun hikmeti, Allah’ın rahmeti ellere isabet edince onu en şerefli ve ikrama en layık uzuv olan yüze de teşmil etmenin uygun olmasıdır.
Dua ederken ellerimiz kaldırmış isek yüzümüze sürmeden indirmeyelim. Elimiz kalkık olmadığı halde, duadan sonra elleri yüze sürmek bid’attır.

Efendimizin (s.a.v) buyurduğu gibi.

“Allah’ım senden; sevgini, seni sevenlerin sevgisini ve sevgine yaklaştıracak amelin sevgisini nasip etmeni istiyorum.”
Biz de Ya Rabbi Peygamber Efendimiz (s.a.v) senden istediklerini bizlere de nasip etmeni bütün samimiyetimizle istiyoruz. (Amin…!)

Kaynak;

251- Neml / 62
252- Küşeyri Risalesi. S.360
253- Tirmizi, Daavat 66, H. No. 3467
254- Heysemi, Mecmeu’z Zevaid, 10, 291
255- Şir’at’ül İslam S.169
256- Dua ve niyaz sırasında ellerin göğe doğru kaldırılması Kabe’ye yönelmeye benzer. Bu el kaldırış sadece samimi bir kulluk ve itaat nişanesidir. El avuçlarını yukarıya açmak tıpkı secdede aını yere koymak, namazda Kabe’ye yönelmek gibidir. (Sabuni, Maturidi Akaidi, Terc. B.Topaloğlu, S: 71)
257- Duayı şov yapar gibi kılıktan kılığa girerek bağırıp çağırarak yapmak merduttur. Edebini takınarak adabına göre yapılacak duaların muhteviyatı Kur’an- Kerim ve hadislerde belirtildiği gibi yapılmalıdır.
258- Hısnıl-Hasin, S.10. el-Ezkar S. 154
259- Zariyat / 22
260- Nureddin es-Sabuni, Maturidi akaidi S.71
261- Ahlak Hadisleri şerhi ve terc. C.1 S.615. Terc. A.Fikri Yavuz.
264- Prof. Dr. İbrahim canan. Kutubi Site Terc ve şerhi C. 6 S. 528
263- Ribat dergisi Sayı: 3. S. 16

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz