Ana Sayfa Fıkıh

İhlas Nedir tarifi Nasıl Yapılmalı

Genel Tarifi:
Yapılan her türlü amelin başka hiçbir gaye güdülmeden, Cennet ümidi veya cehennem korkusu veya herhangi bir dünya ve ahiret menfaati gözetilmeden, riya katılmadan sadece ve sadece Allah’ın (c.c) rızası için yapılmalıdır.

Ayeti Kerimelerde Cenab-ı Hakk:
“O halde dini vazifelerini yaparken O’na hiçbir şeyi ortak etmeksizin Allah’a ibadet et. Gözünü aç; katkısız saf din, sırf Allah rızası için yapılan dindir.”

“Deki: Bana, dini kendisi için halis kılarak, Allah’a ibadet etmem emredildi.”
“Münafıklar hiç şüphe yok ateşin en alt tabakasındadırlar. Bunlar, kafirlerin en çirkini, en düşkünü olduklarından yerleri de cehennemin dibidir. Ve artık onları buradan kurtaracak bir yardımcı, bir kurtarıcı bulamazsın. Ancak iki yüzlülükten tövbe edip halini düzeltenler halini düzeltip Allah’a tutunanlar (Dinine tutunup) Allah için dinlerini halis kılanlar hariçtirler.” buyurmuştur.
Ebu Hureyre’den (r.a) rivayet edilmiştir: Resülullah’dan (s.a.v) rivayetle bir hadisi kudsi de buyruldu ki:
“Başkalarının bana ortak olmasına ihtiyacım yoktur. Kim bir amel işler de, benden başkasını ona ortak ederse, onu ortağı ile baş başa bırakırım.”

Yapılan ibadete başkasını ortak etmek riyakarlıktır. Riya için yapılan ibadetin ise sevabı olmadığı gibi büyük günahı da vardır. Ayrıca, Resülullah’ın (s.a.v) başka bir hadiste belirttiği üzere bu küçük şirktir. (İbadette riya, Allah’u Teala ile alay etme manasına geldiğinden, küçük şirk kabul edilmiştir.)

İbadette ihlas cesette bir ruh gibidir. İhlas olmayan ibadet ruhsuz ceset gibidir. Kötü kokusu ile etrafa zarar veren bir bitkiye benzer.
İhlasla yapılan amelin meyvesi, onu yapanın üzerinde kendisini gösterir, sözü de başkalarına tesir eder. Bir çok yolunu kayıp etmiş insanlar onun sayesinde doğru yolu bulurlar. Çünkü söz eğer konuşanın kalbinden çıkıyorsa, mutlaka dinleyicinin kalbine girer. Şayet dilinden çıkıyorsa, sadece dilinin hizasında bulunan kulağa yetişir, kalbe inmez. Çünkü kalbin hizası, kalp, dilin hizası ise kulaktır.

İhlasın zıddı ise riyadır. Riya hakkında ise İmam Gazali (k.s) şöyle diyor:
“Şunu bil ki riya; haram olup Allah’u Teala’nın buğzuna (gazabına) müstahaktır. Bu konuda bir çok ayet, hadis ve eser vardır. Bunlardan bazıları şunlardır.

“Vay, o namaz kılanların haline ki, onlar kıldıkları namazdan habersizdirler. Onlar gösteriş yaparlar, başkasına en ufak yardımı esirgerler.”
Resülullah’a (s.a.v) bir kişi “Kurtuluş nerede? Ey Allah’ın Resülü dediğinde: “Allah’a ibadet ederken kulun, başkasını kast etmemesindedir.” buyurdular.

Hz. Ömer (r.a) boynunu eğen bir adam gördü ve ona: “Ey adam boynunu doğrult. Huşu boyunda değil kalptedir.” demiştir.
Hz. Ali (r.a) riyakarın üç alameti vardır. “Yalnızken tembel, İnsan arasında canlı, Medh edildiğinde fazla çalışır, kötülendiği zaman çalışmayı azaltır.” demiştir.

Hz. Enes (r.a) Resülullah’ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etti.
“Bir kimse, bir ve ortağı olmayan Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla samimi olarak, namazını dosdoğru kılar ve zekatını verip dünyadan ayrılırsa, Allah ondan hoşnut ve razı olur.”

Sevban (r.a) Resülullah’ın (s.a.v.) şöyle söylediğini işittim dedi:
“Ne mutlu Allah’a iman ve inancında samimi (ihlaslı) olanlara! Onlar, yolları aydınlatan kandiller gibi birer hidayet rehberidirler. Onların üzerinden bütün sonu karanlık ahlaksızlıklar kalkar.” (Doğru yoldan ayrılıp, tehlikeli ve kötü yollara düşmezler.)

Es-Samit’in oğlu Ubade (r.a) der ki:
“Kıyamet gününde dünyada yapılanlar ortaya konur ve bunun içerisinden kainatın sahibi ve yaratıcısı Allah’ın rızası için yapılan amelleri ayırın denir. Bu emir üzerine Allah rızası için yapılanlar ayrılır. Geri kalan da cehennem ateşine atılır.”

Ebu Hureyre (r.a) Resülullah’ın (s.a.v) bir hadisi kudsi de şöyle buyurduğunu söylüyor: Allah (c.c) Meleklerine şöyle emreder:
“Kulum çirkin bir iş yapmak ister fakat yapmazsa, ona günah yazmayın. O çirkin ameli işlerse işlediği kadar günah yazın. Şayet onu sırf benim rızam için yapmaktan vazgeçerse, ona iyi bir amel yazın. Eğer iyi bir amel yapmak ister de, yapmazsa ona bir iyilik yapmış gibi sevap yazın. Şayet bu iyi ameli yaparsa, ona yapmış olduğu bir iyi amele karşılık on mislinden yedi yüz misline kadar sevap yazınız.”

Efendiniz (s.a.v) buyuruyor ki:
“Gelip çatacağı şüphesiz olan (kıyamet) gününde Allah insanları (bir araya) topladığı zaman, biri şöyle seslenecektir: (Dünyada iken) yaptığın amellerde Allah’a (c.c) başkasını ortak koşan kimse (şimdi) sevabını Allah’dan değil, o başkasından istesin. Çünkü Yüce Allah, kendisine ortak koşulmaktan en çok müstağni (ve beri) olandır.”

Müsned bir hadiste varid olmuştur: Nebi (s.a.v) Cebrail’den haber vermiştir, o da Allah Teala’dan nakletmiştir: “İhlas sırlarımdan bir sırdır, onu kullarımdan sevdiğimin kalbine tevdi ederim.”
Enes b. Malik’ten (r.a) rivayet olunduğuna göre Resülullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Bir Müslüman kişinin kalbi (şu) üç meziyete sahip olduğu müddetçe hıyanet, kin ve husumet beslemez. Bu meziyetler: Ameli, tam bir ihlasla Allah için yapmak, Müslümanların başındaki insanlar için hayır dilemek ve Müslümanların cemaatinden ayrılmamaktır.”

Zünnün el-Mısrı şöyle demiştir: “Şu üç şey ihlas alametidir: Halktan gelen övmeyi ve yermeyi aynı düzeyde görmek, amellerde amelleri görmeyi unutmak, amelin sonunda sevap gerektirdiğini unutmak.” Bu alametlerin bulunduğu kimseler Allah’ın veli kullarıdır.
Çünkü Yüce Allah’ın veli kulları, her yaptıkları işi, Allah için yaparlar; nefislerinin hazzı için değil. Şundan ki: Onların nefisleri Yüce Hakkın kurbanı olmuştur. Sonra, onların ihlas husulü için niyetlerini tashihe de ihtiyaçları yoktur; zira onların niyetleri, fenafillah ve bekabillah ile sıhhate kavuşmuştur.

Bu manada bir şahsı misal verelim: Nefsinin elinde esirdir; her ne yaparsa nefsinin hazzı için yapmaktadır; ister niyet etsin, isterse niyet etmesin. Her ne zaman onun nefsi ile alakası kesilir, onun bağından boynunu kurtarırsa…onun yerini Yüce Hak’la alaka alır. O zaman da, bütün yaptığını Allah (c.c) için yapar; bu durumda ister bir niyet etsin, isterse bir niyet etmesin. Şundan ki: Niyet, ancak ihtimalli olan şeylerde olur; ama tayin edilmiş bir şey için niyete hacet yoktur.

Hz. Ali (r.a) “Amelin azlığına aldırış etmeyin, kabulünü düşünün, Resül-i Ekrem (s.a.v) Muaz b. Cebel’e (r.a) “Amelin halis olsun azıda sana yeter.” Başka bir rivayette de Resülullah Efendimiz (s.a.v) Muaz b. Cebeli Yemen’e Vali olarak gönderirken “İbadetlerini ihlas ile yap, ihlas ile yapılan az amel, kıyamet günü sana yetişir.” buyurmuştur.

İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s.): “İhlas ile yapılan bir iş, senelerle yapılan ibadetlerin kazancını hasıl eder.” Başka bir sözlerinde de “İlmin ve amelin ruhu makamındadır, ihlas.” buyurmuştur.

Seyyid Emir Külal Hazretleri de (k.s.):
“İhlassız amel, sahte para gibidir. Kabul edilmez.”

Yine Efendimiz (s.a.v):

“İbadetlerinizi ihlas ile yapınız! Allah Teala ihlas ile yapılan işleri kabul eder.”
Başka bir hadis-i şeriflerinde de:
“Kim ki, Allah rızası için halis niyetle kırk gün amel ederse, hikmet kaynakları kalbinden diline dökülür.” buyurmuştur.
Denildi ki: İlim; tohum, amelde onu ekmektir. Ekinin suyu ise ihlastır. Yine birisi: Allahu Teala bir kuluna buğzettiği zaman ona üç şeyi verir ve ondan üç şeyi meneder. Salihlerin sohbetini ona nasip eder, fakat öğütlerini kabul ettirmez. Salih amelleri ona nasip eder, fakat ihlas vermez. Hikmeti kendisine nasip eder, fakat ondaki sadakatini meneder.

S u s i de buyurmuştur ki: “İhlas; ihlasını görememektir. Çünkü ihlasın da ihlasını görenin yani bende ihlas var diyen, ihlasında, ihlasa muhtaçtır.”
B i l a l b S a d “Kul, Müminim dediği vakit, Allah Teala ameline bakmadan onu bırakmaz. Amel ettiği vakit, verasına (takvasına) bakar, vera sahibi olunca da niyetine bakar, niyeti de halis olursa, artık diğer kusurlarını Allah Teala düzeltir.” buyurmuştur.

Tasavvuf-i manada ihlas:
Mürşidi sırf Allah rızası için sevmek ve ona karşı samimi olmaktır. Bunun gereği, irşad ve terbiye için tabi olduğu mürşidine bütün varlığı ile bağlanmaktır. Şöyle ki, bütün Alem Gavs, kutub, mürşid ve büyük velilerle dolu olsa, mürid, hidayet ve manevi nasibinin sadece kendi mürşidinin yanında olduğunu bilmeli, kendisine sevgi ile tabi olmalıdır. Kısaca gönlünü ve gözünü mürşidinde toplamalıdır. Şüphe müride zarar verir. Bu yolun piri Hace Nakşibend Hazretlerinin (k.s) şu hali, anlattığımız konuda güzel bir örnektir.

“Hace Nakşibend Hazretleri (k.s) mürşidi Seyyid Emir Külal Hazretlerinin ziyaretine gidiyordu. Yolda önüne Hızır (a.s) çıktı ve Nakşibend Hazretlerinin kendisiyle meşgul etmek istedi. Nakşibend Hazretleri ona hiç iltifat etmedi. Hızır (a.s) ısrar etti fakat fayda vermedi. Sonunda Hızır (a.s) kendini tanıttı. O zaman Şah-ı Nakşibend Hazretleri (k.s):

Ben sizin Hızır olduğunuzu biliyorum. Fakat size ayıracak ne vaktim ne de sevgim var. Benim bir kalbim var onu da mürşidime verdim. Başkasına verecek ikinci bir kalbim yok! dedi ve yoluna devam etti. Mürşidinin huzuruna çıkınca Seyyid Emir Külal Hazretleri (k.s) yoldaki olayı kendisi hatırlattı ve Hızır’a (a.s) verdiği cevaptan memnuniyetini belirtti.

Bütün Allah (c.c) dostları, hiç ayırım yapmadan Allah rızası için sevilir, bu imanın gereğidir. Ancak kalp terbiyesi için sadece bir mürşide bağlanır. Bu da terbiyenin gereğidir.

Sadatın yolu insan-ı Allah (c.c) götüren en kestirme ve en emniyetli yoldur. Çok insanlar vardır ki, ihlaslı ve samimi olarak mürşidinin elini tutup tövbe ettiği anda, daha gusül edip adap yapmadan veli olur, evliyalar arasına bile karışır. Onun için insan bu yolda ihlaslı ve samimi olmalıdır.

Şah-ı Hazne (k.s): “Yaptığım her işte niyetimi Allah rızasına uygun olarak düzeltmeden o işi yapmam. Yaptığım her işi murad-ı İlahiye uydurur, ondan sonra yaparım.” buyuruyor.

Onun içindir ki, Gavsi-Sani (k.s): “Biz bir ameli yapmadan önce niyetlerimizi düzeltiriz ondan sonra o ameli yaparız.” buyurmuştur.
Cüneyd-i Bağdadi (k.s.):” İhlas, Allah ile kul arasında bir sırdır. Onu melek bilmez ki yazsın, şeytan bilmez ki bozsun.” buyurmuştur.
Sehl Hazretlerine soruldu; “Nefse en ağır gelen şey nedir? Cevaben buyurdu ki; İhlastır. Çünkü nefsin ihlas ta herhangi bir nasibi yoktur.”
Büyük bir zata soruldu; “İhlas nedir? “Allah’tan başkasına amelini göstermemendir.”buyurdu.

Şeyh Muhammed Diyauddin (k.s) buyuruyor ki: “Bu yolun medarı ihlas, Allah’a muhabbet ve mürşidine teslimiyete bağlıdır. Bu üç haslet ne kadar artarsa sahibinin de o derece yükselme ve visal makamları artar.”
İmam Rabbani (k.s): “Sonsuz kurtuluşa kavuşmak için, üç şey muhakkak lazımdır: İlim, Amel, İhlas’tır. demiştir.

kaynakça:
Zümer / 2
Zümer / 11
en-Nisa / 145-146
Müslim.
Ma’un / 6-7
İbn-i Mace, Hakim.
Beyhaki.
Buhari. Müslim.
Tirmizi.
İbn-i Mace.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz