Ana Sayfa Fıkıh

HAVF VE RECA = Korku ve Ümit

Hakk Celle ve A’la Hazretleri Ayet-i Kerimelerinde:
“Ey iman edenler! Allah’tan nasıl korkmak lazımsa öylece korkun. Sakın siz Müslüman olmaktan başka bir sıfatla can vermeyin.”[1]
 
 “Benden korkun ki, ben de size verdiğim nimetlerimi tamamlayayım, böylece siz de doğru yolu bulmuş olasınız.”[2] 

“Gücünüzün yettiği kadar Allah’tan korkun.”[3] buyuruyor.

Aynı zamanda kerem lütuf ve ihsanına da umudu bütün olmalıdır. Daima korku ve ümit arasında bulunmak çok faydalıdır. Her ikisi de denk olacak.
Hazreti Allah (c.c) çok affedicidir, affı sever, tövbe edenlerin günahlarını affeder. Ayet-i Kerimesin de:
“Bununla beraber şüphe yok ki ben, tövbe eden, iman edip Salih amel işleyen, sonra da Hak yolda ölünceye kadar sebat edenleri elbette çok bağışlayıcıyım.”[4]

“Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.”[5]
 
 Şu kadar var ki, gadab-ı ilahiye unutulmamalıdır. Günahlarında ısrar edenler hakkında böyle bir müjde yoktur. Ayet-i Kerimesinde de:
“Ey insanlar! Şüphe yok ki, Allah’ın hesap günü hakkındaki va’di gerçektir. O halde sakın sizi dünya hayatı aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah’ın affına güvendirerek sizi aldatmasın.” [6]

 İnsanların korku dereceleri üç kısma ayrılır:
 
1) Ariflerin korkusu:
Her şeyden fazla sevdikleri Hazret-i Allah’tan ayrı düşmektir. Bunun içindir ki, harama düşerim endişesi ile helal ve mubah olan bir çok şeyleri dahi terk ederler. Vera ve takvayı, iffeti seçmişlerdir. Bütün işlerini Hakka bağlamışlardır. Dünyaya iltifat etmezler. Ölümden asla çekinmezler. Bilakis Hakka kavuşmayı canı gönülden  isteyerek Cemali bakemali gözlerler. Şayet nail olamazlarsa, cenneti a’laya bile konulsalar, bu onlar için en derin bir üzüntü bir hicrandır. Sadıklar işte bunlardır.
“Bu Allah’ın fazl-u ikramıdır, kime dilerse ona verir.”[7]
“Rabbinin huzurunda durmaktan korkan ve nefsini heva-ü hevesten alıkoyan kimseye gelince, cennet onun varacağı yerin ta kendisi olacaktır.”[8]
 

  • Zahitlerin korkusu:

Nasıl öleceğim? Yerim cennet mi cehennem mi? Allah’ım merhamet eder mi, yoksa mahşerde bütün ayıplarım meydana mı çıkar? Nefsim Rabbimin hoşlanmadığı bir iş yapar mı, veya kendini beğenir mi? Doğru yoldan ayrılır mıyım? Kabirde halim ne olur? Hazret-i Allah’ın (c.c) huzuruna nasıl çıkarım? Korkusu onları amel-i salihe teşvik eder. Allah’tan korkarlar, nefis ve şeytana uymamaya çalışırlar. Ruhları alınırken bunlar hiçbir sıkıntı görmezler. Melekler onlara:
“Ölümden korkmayın, dünyada bıraktıklarınızdan dolayı tasalanmayın, va’d olunduğunuz cennetle sevinin. Biz dünyada da ahirette de sizin dostlarınızız. Çok bağışlayıcı çok rahmet edici Allah’tan bir fazl-u kerem olmak üzerede burada canlarınız neyi isterse hepsi sizindir, ne isterseniz hepsi sizin.”[9] derler ve ruhlarını öylece alırlar.

  • Fasıkların korkusu:

Onlar dünyayı imar, ahiret-i harap ettiklerinden, gitmeyi hiç istemezler. Mal-mülk, evlad-ü iyal, ahbap ve dostlarımı nasıl bırakırım korkusu, zevk ve lezzetlerden ayrı düşmek endişesi içinde yaşarlar. Onlar için kefen yoktur, leş torbası vardır. Birinci göğü geçemezler. Hazret-i Allah onlarla karşılaşmak istemez ve yerleri cehennemdir.
“Kim ki azgınlık edip haddi aşmış, dünya hayatını ahirete tercih etmişse, muhakkak ki o alevli ateş onun varacağı yerin ta kendisidir.”[10]

Mümin, vücudunun bütün azaları ile Allah’tan korkandır. Nitekim büyük ahlak ve fıkıh bilgini Ebu Leys es-Semerkandi der ki: Allah korkusunun yedi alameti vardır:(Onuda Bir Sonraki Yazımızda Dile Getireceğiz)
[1] Al-i İmran / 102.
[2] Bakara / 150.
[3] Teğabün / 16.
[4] Taha / 82.
[5] Zümer / 53.
[6] Fatır / 5.
[7] Cuma / 4.
[8] Naziat / 40-41.
[9] Fussilet / 30-31-32.
[10] Naziat / 37-38-39.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz