Ana Sayfa Dualar

Reca-Ümitle ilgilide Cenab-ı Hakk (c.c) şöyle buyurmuştur

“De ki: Ey nefislerine fenalık yapmakta ileri gidenler! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyiniz. Çünkü Allah bütün günahları yarlıgar. O Gafur’dur Rahim’dir.”[1]

“Benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır.”[2]

“Biz nankörlükte ve küfürde ileri gidenlerden başkasını cezalandırır mıyız.”[3] 

“Bize vahy olundu ki azap, Peygamberleri yalan sayan ve Hak’tan yüz çevirenleredir.”[4]

 Ubade b. Es-Samid’den (r.a) rivayete göre Resül-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Bir kimse, yalnız şeriki olmayan Allah’tan başka bir ilah olmadığına ve Muhammed (a.s) Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna; İsa’nın Allah’ın kulu ve elçisi ve Meryem’e ilka ettiği kelimesi ve onun Allah tarafından bir ruh olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şahadet ederse, Allah o kimseyi, ameli ne olursa olsun, cennete koyar.”[5]

Ebu Zer’den (r.a) Peygamber’in (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Allah, bir hasana işleyene onun on misli veya daha fazlası verilir. Bir fenalık edene de onun bir misli verilir, yahut mağfiret ederim. Bana bir karış yaklaşana bir arşın, bir arşın yaklaşana da bir kulaç yaklaşırım. Bir kimse bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim. Bana şerik koşmayan, küfretmeyen bir adam, yeryüzünü dolduracak kadar günah ile bana kavuşsa, ben o kimseyi, o kadar mağfiretle karşılarım.”[6] buyurmuştur.

Cabir’den (r.a) şöyle dediği rivayet olunmuştur: Bir gün bedevilerden biri Peygambere gelerek: Ya Resülallah (Cennet ve Cehennem’e girmeyi) gerektiren haller nelerdir? diye sordu. Resül-i Ekrem (s.a.v): “Allah’a şirk koşmadan ölen kimse cennete girer, Allah’a şirk koştuğu halde ölen de cehennemi boylar.”[7]

Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Resül-i Ekrem (s.a.v) devesinin terkisine bindirdiği Muaz’a (r.a) üç defa: “Ya Muaz! diye hitap etmiş, o da her defasında: Lebbeyk ya Resülallah, diye mukabele etmesi üzerine: Bir kimse, Allah’tan başka hak mabut olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın kulu ve peygamberi olduğuna samimi olarak şahadet ederse, Allah ona cehennemi haram eder” buyurmuştur.

Muaz (r.a): Ya Resülallah, bu müjdeyi halka haber vereyim de sevinsinler, dedi. Resül-i Ekrem: “Söylersen onlar buna güvenirler (yararlı işleri yapmaz olurlar)[8] buyurdu.

uaz (bu malumatı gizlemekteki günahtan korktuğundan) vefat ederken bunu söyledi.”
Abdullah b. Amr b. El-As (r.anhuma) dan rivayete göre, Resül-i Ekrem (s.a.v),  Allah’u Teala’nın İbrahim (a.s) hakkındaki, “Ya Rab, onlar halkın çoğunu delalete düşürdüler. Bana uyan bendendir…”[9] mealindeki ayeti ile, İsa (a.s) hakkındaki, “Eğer onlara azap edersen onlar senin kullarındır. Şayet mağfiret edersen, şüphe yok ki, sen Azizsin, Hakimsin.”[10]  mealindeki ayeti okudu. Sonra Resül-i Ekrem  ellerini kaldırarak: “Allah’ım Ümmetimi koru! Ümmetimi!” diye dua etti ve ağladı.

Bunun üzerine Allah Teala Hazretleri:
“Ya Cibril! Muhammed’e git, -gerçi Rabbin her şeyi daha iyi bilir- neden ağladığını sor!” buyurdu. Cibril Peygamber’e gelerek sordu. Nebi (a.s) söylediği sözü (yani ümmetimi koru! Ümmetimi) dediğini haber verdi. Allah, Peygamberinin ne dediğini iyi bilir. Allah Teala: “Ya Cebrail! Muhammed’e git ve ümmeti hakkında kendisini memnun edeceğimizi ve me’yüs (ümitsiz) bırakmayacağımızı söyle, buyurdu.”[11]

Muaz b. Cebel (r.a) rivayete göre, şöyle demiştir: Bir gün ben bir himar (merkeb) üzerinde Peygamber’in (a.s) terkisinde bulunuyordum. Resül-i Ekrem (s.a.v): “Ey Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkını ve kulların Allah üzerindeki hakkını biliyor musunuz? buyurdu. Allah ve Resül’ü daha iyi bilir dedim. Resül-i Ekrem (s.a.v): “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, onların Allah’a ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi o’na şerik (ortak) koşmamalarıdır. Kulların da Allah üzerindeki hakkı, Allah’ın kendisine şerik koşmayan kimseye azap etmemesidir.” buyurdular. Bunun üzerine: Ya Resülallah, halkı müjdeleyeyim mi? dedim. onları müjdeleme; “Çünkü onlar buna güveniverirler (İyi işlere karşı lakayt kalırlar)[12] buyurdu.

Enes’den (r.a) şöyle rivayet olunmuştur: Bir adam Peygamber’e (s.a.v) gelip: Ya Resülallah! Ben ta’ziri mücip (cezayı gerektirecek) bir harekette bulundum, dinin hükmünü icra buyur, diye arz etti. O sıra namaz vakti gelmişti. O adam peygamberle beraber namaz kıldı. Namaz bitince: Ya Resülallah! Ben ta’ziri icab eden bir suç işledim. Kitabullah’ta bildirilen cezayı hakkımda tatbik buyur, dedi. Resül-i Ekrem (s.a.v): “Bizimle namaza hazır oldun mu?” diye sordu. Evet, cevabımı verdi. “Öyle ise muhakkak suçun affolunmuştur,”[13] dedi.

Ebu Hüreyre’den (r.a) rivayete göre, Resül-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Aziz ve Celil olan Allah buyurur ki: “Ben kulumun zannına göreyim; beni zikrettiği yerde, ben onunlayım (rahmetim, tevfik ve inayetim) onunla beraberdir.”[14]

Hadisi şeriflerinde de Resül-i Ekrem (s.a.v): “Her hangi biriniz ölürken Allah’a hüsnü zan etmeksizin ölmesin (hüsnü zan ederek ölsün”[15]

Çünkü ayet-i kerime de: “Allah’ın rahmetinden ancak kafirler ümit keserler.”[16] buyrulmaktadır.

İyi bil ki, bir kul sıhhat halinde korkulu ve ümitli bulunmalı, havf ve recası birbirine eşit olmalı; hastalığı halinde de reca ciheti (yönü) kuvvetli olmalı. Kitap ve sünnet’in sarahatlerinden alınan şer’i kaideler bu hususta yekdiğerlerini te’yid etmektedir.

Ebu Hureyre’den (r.a) Resül-i Ekrem’in (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Mümin kimse, Allah’ın azap ve ikabının miktarını bilseydi, hiçbir kimse Cenneti ümit etmezdi. Kafir de, Allah’ın rahmetinin ne kadar çok olduğunu bilseydi, hiç kimse O’nun rahmetinden ümit kesmezdi.”[17]

İbn-i Mes’ud’den (r.a) rivayete göre, Resül-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Cennet sizin ayakkabınızın bağından daha yakındır. Cehennem de böyledir.”[18]

Hazret-i Ömer (r.a) buyurdu ki: “Bütün insanların Cehenneme, bir kişinin Cennet’e gireceğini söyleseler, umarım ki o bir kişi ben olurum; aksine bütün insanların Cennete, bir tek kişinin Cehenneme gideceğini söyleseler, korkarım ki, o kişi ben olurum.” İşte  havf ve recâ böyle olmalıdır.

 Ebü’d-Derda’dan (r.a), o da Hz. Peygamber’den, o da Cebrail’den (a.s) şöyle rivayet etmiştir: “Aziz ve celil olan Rabbiniz  buyurur ki: Kulum bana ibadet edip benden ümit ettiğin ve bana ortak koşmadığın sürece senin bütün günahlarını  ve ayıplarını bağışlarım. Eğer bana yer dolusu hata ve günahlarla gelsen ben de seni arz dolusu avf ile karşılarım, seni bağışlarım ve kimseyi kayırmam.”[19]

Enes b. Malik’ten (r.a) rivayet olunduğuna göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Hak Teala kıyamet gününde, “Kalbinde imandan hardal tanesi ağırlığı olan kimseyi cehennemden çıkarın, buyuracaktır. Sonra ‘İzzetim ve celalim hakkı için bana gece ve gündüzden bir saatte iman edeni iman etmeyen gibi yapmam.” buyuracaktır.

Malik bin Dinar rüyada görüldü, kendisine: “Hak Teala sana ne yaptı? diye soruldu. O da, Rabbimin huzuruna çok günahla geldim. Kendisi hakkında beslediğim hüsnü zan (güzel düşünce) karşılığında hepsini affetti.” dedi.

İbrahim b. Edhem’den rivayet olunduğuna göre şöyle demiştir: “Mekke de bir müddet tavaf edilecek yerin tenhalaşmasını bekledim. Karanlık bir geceydi, şiddetli bir yağmur yağdı. Tavaf edilecek yer boşaldı. Hemen tavafa başladım. Tavaf sırasında, ‘Allah’ım, beni günah işlemekten koru. Allah’ım beni günah işlemekten koru, diyerek dolandım. Gizliden işittiğim ses bana, “Ey İbrahim sen benden günahsız olmayı istersin ve bütün insanlar benden günahsız olmayı ister. O halde ben hepinizi günahsız kılarsam kime rahmet ederim?” dedi.

[1] Zümer / 53.
[2] A’raf / 156.
[3] Sebe’ / 17.
[4] Taha / 48.
[5] Buhari. Müslim.
[6] Müslim.
[7] Müslim.
[8] Buhari. Müslim.
[9] İbrahim / 36.
[10] Maide / 118.
[11] Müslim.
[12] Buhari. Müslim.
[13] Buhari. Müslim.  Not:  Bu zatın işlediği günahın dinen cezalandırılması gerekli suçlardan olmayıp namazla silinebilecek günahlardan olduğu anlaşılmaktadır.
[14] Buhari. Müslim.
[15] Müslim.
[16] Yusuf / 87.
[17] Müslim.
[18] Buhari.
[19] Tirmizi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz