Ana Sayfa Tasavvuf

Kardeşlere Sevgi ve Hizmet

Sofi, toprak gibidir; herkesi üzerinde taşır. Sofi, güneş gibidir; ışığı herkese ulaşır. Sofi, yumuşak huyludur, herkesle anlaşır. Sofi, temiz kalplidir; hemen barışır. Sofi, sabırlıdır; o kadar ki bazen sabırla yarışır. Sofi, sevmesini bilir, sevilmeyi başarır. Sofi, hizmeti seçer, yük çekmekten hoşlanır. Sofi, Hakk’a aşıktır; aşığa edep yakışır.

Hak yolu, kardeşini kusuruyla birlikte sevme yoludur. Onun içindir ki: Gavsi-Sani bir sohbetinde şöyle buyurmuştur: “Sofilere söyleyin, sofileri kusurlarıyla birlikte sevsin ve onları noksanlarıyla kabul etsinler.”

  Bu yol, vermeyene verme yoludur. Bu yol, gelmeyene gitme yoludur. Bu yol, canla başla hizmet edip, sonunda kusuruna istiğfar etme yoludur.

Kendisini başkalarından kıymetli görenin ve bunun için herkesten hizmet bekleyenin, Allah (c.c) katında gübre kadar değeri yoktur. Cenab-ı Hakk’ın katında da insanların yanında da kıymetli olmak isteyen kimse, hizmete talip olmalıdır. Akıllı ve aşık olan hizmete koşar. Alemlere rahmet olan Efendimiz (s.a.v) hizmet ehlini şöyle övüyor.

“Bir topluluk içinde en büyük sevabı onlara hizmet eden alır.”[1] 

“İnsanların en hayırlısı, diğer insanlara faydalı olandır.”[2]

“Sadakaların en faziletlisi, Allah yolunda hizmet etmek ve hizmetçi vermektir.” [3]

Ashab-ı Kiram (r.anhüm) hizmetin şerefini bildikleri için, topluca bir yolculuk yaptıklarında, içlerinde en faziletli olanlar. Hizmet işinin kendilerine kalmasını şart koşardı. Eğer onu elde edemez ise, müezzinliğin kendisine kalmasını isterdi.

Kardeşlere yapılan hizmet, nafile ibadetten daha üstündür. Hz. Enes (r.a) anlatıyor. Rasülullah (s.a.v) ile bir yolculuktaydık. Bazılarımız oruçlu, bir kısmımız da oruçsuzdu. Sıcağın oldukça şiddetli olduğu bir günde konaklamak için bir yere indik. Bazılarımız eliyle güneşten korunmaya çalışıyordu. En fazla gölgeye sahip olanlar, kendilerini gölgeleyecek fazla elbiseye sahip bulunanlardı. Oruçlular takatten düşüp kenara çekildiler., bir şey yapamadılar. Oruç tutmayanlar ise, kalkıp çadırları kurdular, hayvanlara yiyecek verdiler ve suladılar. Bunu gören Resülullah (s.a.v):

“Bugün, oruç tutmayanlar bütün sevabı alıp götürdüler.”[4] buyurdu.

 Resülullah (s.a.v) Efendimiz, önce kardeşlere hizmeti teşvik ediyor ve sevabını şöyle müjdeliyor: “Bir mümin kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem bana, şu mescidde (Mescidi Nebi’de) oturup bir ay i’tikafa girmekten daha sevimlidir.”[5]

Hizmetin en büyük kerameti, insanı Allah Teala’nın sevgi ve yardımına mazhar etmesidir. Alemlere rahmet olan Efendimiz (s.a.v) bu müjdeyi de şöyle açıklıyor.

“Bir kul, din kardeşinin yardımında bulunduğu sürece, Allah da onun yardımında olur.”[6]

Hak yolcusunun en güzel sermayesi edep ve hizmettir. Gücü yettiği halde kardeşlerine hizmetten ve ikramdan geri duran bir kimse ilahi rahmetten kaçıyor demektir. Eğer. “Yaptıklarım bana yeter, benim hizmetim ve ibadetim tamdır, yenisine gerek yoktur.” diye düşünüyorsa, hepten yanılıyor ve kaybediyor.

Hizmeti zahmet gören ve gaflet içindeki haline de rahmete kavuşmuş gibi sevinen gafil nefsimize şu olayı hatırlatalım:
Bedir harbinde Ashab-ı Kiram’ın yeterli bineği yoktu. Üç kişi bir deveye nöbetleşe binerek gidiyorlardı. Alemlere rahmet kılınan Resülullah (s.a.v) Efendimizin de özel bineği olmadığı için, bir deveye Hz. Ali ve Hz. Ebu Lübabe ile nöbetleşe biniyordu. Efendimiz (s.a.v) bir müddet bindi; sıra diğerlerine geldi. Onlar. Siz bininiz Ya Resülallah, biz yürüyelim.” dediler. Efendimiz (s.a.v):
“Ben Allah’ın vereceği sevaba sizden daha az muhtaç değilim; siz de yürümek için benden daha kuvvetli değilsiniz. Herkes sırasıyla binecek ve yürüyecek.”[7] buyurdu.

Sadat-ı Kiram, yol arkadaşlarını hoş tutma ve rahatlama konusunda son derece hassas idiler. Zamanımızda irşad kutbu ve edep merkezi olan Ehl-i Beytin kıymetli büyükleri, her devirde olduğu gibi, edep ve sünneti en iyi koruyan kimselerdir. Bu büyüklerin edep ve sevgi ocağında yetişmiş Halife Seyyid Saki hazretleri anlatıyor:

“Bir defasında Gavsımız Seyyid Abdülbaki (k.s) ile Adana’ya bir yolculuk yapıyorduk Kendilerini doktora götürüyorduk. Yolda istirahat buyurdular. Kendisine yiyecek ve içecek bir şeyler ikram ettik. Bizlere, siz de yiyin diye işaret etti. Biz onun huzurunda rahatça yemek içmekten çekindik. Bizlere bir sohbet açtı, buyurdu ki: Bizler bir gün Gavs-ı Kasravi (Seyyid Abdülhakim el-Hüseyni k.s.) ile bir yolculuk yapıyorduk Kendisine bir ara yiyecek ikram edip kenara çekildik.

Bize: “Sizler de yiyin buyurdu.” Biz adapsızlık olur diye yemekten çekindik, o zaman bizlere şöyle buyurdu. “Eğer böyle yapacaksanız benimle gelmeyin. Seferde hepimiz aynıyız. Şimdi sizler de yiyin için ki beni rahatlatın. Ancak bu tür edeplere halkın içinde iken dikkat edin. Çünkü halk sizleri örnek alır.” Sadat-ı Kiram, geçimi kolay, dostluğu hoş, sohbetleri tatlı büyüklerdir..

Kardeşler! Bize düşen, bu incelikleri önümüzdeki büyüklerden öğrenmek ve onların süsleri ile süslenmektir. Herkes, mümin kardeşlerini memnun etmenin bir yolunu bulmalıdır. Aklı, sevgisi, ilmi, güzel nasihati, parası, gücü, gülü, gülücüğü ve daha nesi varsa kardeşlerine ikram etmelidir. Buna özellikle Mekke veya Tekkeye giderken dikkat etmelidir.

Alemlere rahmet olan Efendimiz (s.a.v):
“Veren el, alan elden üstündür.”[8] buyurdu. Eğer bizde Allah (c.c) katında kıymetli, halkın gözünde sevimli olmak istiyorsak, kardeşlerimize hizmet verelim, hürmet gösterelim, dua edelim. Bunların hiç birisini yapamaz isek, kimseye sıkıntı vermeyelim. Cömert olmayan ve hizmetten kaçan bir kimse, bu halinden kurtulmadıkça tam manasıyla bir sofi olamaz.

[1] Said b. Mansur; Sünen, no: 2406.
[2] Ebu Davud; Tirmizi.
[3] Hakim; Müstedrek.
[4] Buhari.
[5] Taberani.
[6] Ebu Davud; Tirmizi.
[7] Hakim.
[8] Buhari.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz