Ana Sayfa Fıkıh

Sıla-i Rahim Nedir Ne Zaman ve Nasıl Yapılmalı

İslam’ın çokça ehemmiyet verdiği hususlardan biri de “Sıla-i Rahm”dir. Yani akrabalar, yakınlar arasındaki münasebet.. Bunun iyi olması, karşılıklı sevgi, saygı ve yardımlaşma esasına dayanması gerekmektedir.

Rahm: kelime olarak rahmet’ten gelir; rahmet “acımak, şefkat duymak” manalarını taşır. Türkçemizde sıla-i rahm tabiri içerisinde “rahm” şeklinde kullanılan bu kelime, Arapça aslında “rahim” şeklinde kullanılır.

Akrabalık, hısımlık, yakınlık, küvet, karabet gibi farklı kelimelerle dile getirilen beşeri yakınlığı ifade eder.

Sıla: ulaşmak, kavuşmak manasına gelen vusul kökünden mastardır.
Sözgelimi iş ve ikamet yerimiz akrabalardan uzaklarda ise zaman zaman ziyaretlerine gitmek, mektup yazıp telefon etmek, hastaysa ziyaret etmek, bir meselesi varsa ilgilenmek; sürurunda tebrik, üzüntüsünde teselli ve taziyede bulunmak, hal hatır sormak, selam vermek vs. hepsi “sıla-i rahm’e” dâhildir. Bütün bu sayılanlar akrabalar arasındaki manevi bağları güçlendirir, artırır, insanı hayata daha çok bağlar, fertleri bencillik, yalnızlık gibi kötü hislerden ve böylesi duyguların getireceği marazi hal ve durumlardan korur. Allah’ın (c.c) rızasına, rahmetinin tecellisine sebep olur.

Sıla-i rahm, öncelikle akrabalara karşı talep edilmiş ise de, komşulara, arkadaşlara, meslektaşlara, iş arkadaşlarına, din kardeşlerine ve her çeşit tanıdıklara karşı da vazife ve borç kılınmıştır. Sözgelimi karşılaştığımız bir mümine, tanımasak bile verilen bir selam, yaşlı bir kimseye yer gösterme, otobüste yer verme, düşen bir çocuğu kaldırma, soran kimseye adres tarif etme, içtimai münasebetlerde güler yüzlü, tatlı sözlü olma, hayırhah ve yardımsever tavrı takınma vs. vs. hepsi birer “sıla-i rahm”dir. Ve sıla-i rahm islamın farzlarından.

Sıla-i rahm’le ilgili bazı ayeti kerimeler:
“Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının.”
“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şey ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve daima böbürlenip duran kimseyi sevmez.”
“Muhakkak ki Allah, adaleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder, çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.”
“Allah’a verdikleri sözü kuvvetle pekiştirdikten sonra bozanlar, Allah’ın riayet edilmesini emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) terk edenler ve yeryüzünde fesat çıkaranlar; işte lanet onlar içindir. Ve kötü yurt (cehennem) onlarındır.”

Sıla-i Rahm’in ehemmiyetini belirten hadisi şerifler çoktur. Birkaçını kaydediyoruz. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v):
“Allah Teâlâdan korkun ve akrabânızı ziyâret edin. Onlara yardım edin! Çünkü sıla-i rahm sizin için dünyâda bereket, âhiret’te ise günahlara mağfirettir.”
Sıla-i rahmin birkaç derecesi vardır. En aşağı derecesi akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak; karşılaştığımızda selâmlaşmayı, hal hatır sormayı ihmal etmemek; daima kendileri hakkında iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir. İkinci derece de ziyaretlerine gitmek ve çeşitli konularda yardımlarına koşmaktır. Bunlar daha çok bedenî hizmetlerdir. Özellikle yaşlıları zaman zaman yoklayarak, yapılacak işleri varsa onları takip etmek kendilerini sevindirecektir. Sıla-i rahmin üçüncü ve en önemli derecesi akrabalara malî yardım ve destek sağlamaktır.

Bu yardımlar herkesten beklenemez. Hasta ve yatalak bir kişiden akrabasını ziyaret etmesini istemek anlamsızdır. Fakir birisinden de başkalarına mâlî yardımda bulunmasını beklemek de yanlıştır. Yalnız zengin, hali vakti yerinde bir müslümanın, sadece ziyâret ve hal, hatır sormakla bu görevi yerine getirebileceği de söylenemez. Böyle zengin birisi için sıla-i rahim, yoksul akrabalarına elinden geldiğince malî destekte bulunmaktır. Bu destek ödünç para vermekle olabileceği gibi; karşılıksız mâlî yardımlar şeklinde de olabilir. Şu halde, yakınları görüp gözetmek deyince, yukarıda belirtilen üç derecedeki yardımdan hangisine güç yetiniyorsa, onun yapılması anlaşılmalıdır.
“Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennete giremez”
“Ey insanlar, birbirinize selâm verin, akrabanızı gözetin, yemeği yedirin! Geceleyin insanlar uyurken namaz kılın ki selâmetle Cennete giresiniz”

Sıla-i rahim konusunda dikkat edilecek hususlârdan biri de şudur:
İyilik, karşılık bekleyerek yapılmamalı, sadece görüp gözeten yakınlara karşı sıla-i rahimde bulunulmamalı; aksine, unutan, akrabalık bağlarını koparanlara karşı da bu görev yerine getirilmelidir. Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir”

Resül-i Ekrem (s.a.v) buyurmuştur ki:
“Allah Teala Hazretleri mahlukatı yaratıp bu işten fariğ olduğu zaman,(bitirdikten sonra) rahm ayağa kalkarak dedi ki: “Bu, kat’ edilmekten (koparılmaktan) sığınanın makamıdır.” Cenab-ı Hakk cevaben: “Evet sana sıla yapana, benim sıla yapmam, senden kopup alakayı kesene benim de kopup alakayı kesmem yetmez mi, bundan razı değimlisin? buyurdu Rahm: “Evet razıyım!” deyince, Cenab-ı Hakk: “Bu sana verildi diye hükmetti.

Sonra Resülullah (s.a.v) “Dilerseniz şu ayeti okuyun” dedi: “Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden? İşte Allah’ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır. Bunlar Kur’an’ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitlimidir?”

Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Sıla-i rahm’i kesen cennete giremez.” Başka bir hadisi şeriflerinde de: “Akrabası ile ilgisini kesenlere gök kapıları kapalıdır.” buyurmuştur.
Yine Resül-i Ekrem (s.a.v) buyurdular ki: “Rahm, Arş-ı Ala’ya asılı olarak şöyle der: “Kim bana sıla yaparsa Allah ona vasıl olsun, kim de beni koparırsa Allah da ondan kopsun.” Yani: “Sıla-i rahmi yerine getirerek insanlara karşı olan vazifelerini yapan kimseye Allah rahmetiyle muamele etsin, bu vazifeyi yapmayanlar da Allah’ın rahmetinden mahrum kalsın.”
Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: “Bir adam Aleyhissalatü vesselam’a gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! Benim akrabalarım var. Ben onlara sıla-i rahm yapıyorum, onlar mukabele etmeyip alakayı kesiyorlar. Ben onlara iyilik yapıyorum, onlar bana kötülük yapıyorlar. Ben onlara yumuşak davranıyorum onlar bana karşılık cahillik yapıyorlar!” dedi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v): “Eğer dediğin gibi ise, sanki onlara sıcak kül yediriyor gibisin. Sen bu şekilde devam ettikçe, onlara karşı Allah’ın yardımı seninle olacaktır.” buyurdu.

Onun içindir ki Peygamber Efendimiz (s.a.v): “İyiliğe iyilikle mukabele eden kimse tam manası ile akrabaya sıla yapmış değildir. Hakiki sıla; kendisi ile münasebeti kesenleri görüp gözetmektir.” buyurmuştur.
Başka bir hadisi şeriflerinde de Resül-i Ekrem (s.a.v): “Senden kopandan sen kopma, sana kötülük yapana sen iyilik yap, aleyhine bile olsa hakkı söyle.” buyurmuştur.
Ebu Hureyre (r.a) anlatıyor: “Resülullah (s.a.v) buyurdular ki: “Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahm yapsın.”
Tirmizi’deki rivayet şöyle: “Nesebinizden sıla-i rahm yapacaklarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır.”

AÇIKLAMA:
1- Bu hadiste Resülulah (s.a.v) sıla-i rahm için nesep yani akrabaları öğrenmeyi emretmektedir. Âlimler bu hadise dayanarak sıla yapılması gerekenlerin valideyn’den (anne-babadan) ibaret olmayıp, bütün zevil erhama babalar, dedeler, amcalar, dayılar v.s) hepsinin dahil olduğunu söylemişlerdir. Akrabalara karşı gösterilecek sıla-i rahm, onlara yakınlaşma, şefkat ve ihsandan ibarettir.

2- Sıla-i rahm’in ömürde uzamaya sebep olması meselesi, ecelin değişmeyeceğini beyan eden ayet ile tearuz eder. Buna cevap sadedinde: “Amelde bereket ve Tevfik hâsıl olması, ömrün boşa gitmemesidir, bu durumlar sanki ömrün artması gibidir” denmiştir. Ayrıca: sıla-i rahm, öldükten sonra hayırla yâd edilmeye sebeptir” veya “Salih evlatların varlığına sebeptir” de denmiştir. Şurası muhakkak ki, mademki Resülullah (s.a.v), Hak namına konuşarak sıla-i rahmin ömrün uzanmasına sebep olduğunu bildirmiştir. Şu halde bu, mahiyetini anlamakta zorluk çeksek de âlemde mevcut diğer eceli geciktiren sebeplerden biri olmalıdır. Allah kimin ömrünün uzun olmasını dilerse onu sıla-i rahim yapmada muvaffak kılar.

Esasen bir mümin için bu meselenin iman mantığınca anlaşılmasında zorluk mevcut değildir. Çünkü Resulünün müjdesine inanarak, vaat edilen mükafata ermek niyetiyle yapacağı ameller, (sıla-i rahimler) boşa gitmeyecek, “Kul, Allah hakkında nasıl zanda bulunursa, Allah kula öyle muamele eder.” Fetvasınca, ömrünün uzatılacağı inancıyla sıla-i rahm yapanlara Cenab-ı Hakk, daha uzun ömür verebileceği gibi, bu maksatla harcadığı ömür dilimlerini, başka maksatlarla harcadığı ömür dilimlerine nazaran en az on katı olmak üzere kat kat sevaplara mazhar ederek, daha uzun bir ömür yaşamış olma sevabı verilecektir.

Bu meselede İbn-ü Hacer üç ayrı açıklama kaydeder:
Birincisi şöyle: “Bu artma, taate yardım sebebiyle ömürde bereketten ve ahiret’te faydası olacak bir şeyle vaktini mamur kılarak, boş geçmesinden böylece korumuş olmaktan kinayedir. Buna başka bir rivayet ümmet-i Muhammed’in ömrüyle ilgilidir. Aleyhissalatu vesselam ümmetinin ömrü, diğer ümmetlerin ömrüne nispetle çok kısa olmakla birlikte, Leyle-i Kadr’i vererek telafi ettiğini belirtmiştir. Hülasa sıla-i rahm, taatin bereketlenmesine ve masiyetten (günahtan) korunmaya bir sebeptir, böylece kendisinden sonra hayırlı yâd devam eder ve sanki ölmemiş gibi (sevabı devam eder). Kişiye yardım sağlayan şeyler arasında, kendisinden sonra istifade edilecek ilim, sadaka-i cariye ve Salih evlad da vardır.”

Âlimler, meseleyi bir başka açıdan ele alarak şöyle izah ederler. Ömrün artması kinaye olmayıp, hakikattir. Bu artış, Allah’ın ilmine nispetle değil, ömürle ilgili müvekkil meleğin ilmine nispetledir. Ayeti değişmez diye bildirdiği ömür Allah’ın (s.a.v) ilmine göredir. Sözgelimi, müvekkil meleğe: “Falanın ömrü, sıla-i rahim yaparsa yüz yıldır, yapmazsa altmış yıldır” dendiğini farz edelim. Allah’ın (s.a.v) ilminde bu kimsenin sıla-i rahim yapıp yapmayacağı önceden bellidir. Ama meleğin ilminde ise, artıp eksilme mümkündür. İşte bu durumda

“Allah dilediğini siler, dilediğini sabit bırakır. Ana kitap onun katındadır”

Ayette temas edilen mahv ve isbat (yani silme ve sabit bırakma) meleğin ilminde bulunana nispetledir. Ana kitapta (Ümmül kitap) olan ise Allah’ın ilminde olandır ve elbette bunda silme mevzubahis değildir. İşte buna kaza-i mübrem, öncekine ise kaza-i muallâk denir.” Bu inanç sebebiyle, Hz ömer’in (r.a) “Ya Rab! Beni şaki yazdınsa sil! Diye dua ettiği belirtilir. “Senin ilminde şaki isem değiştir” demezmiş. Zira Allah’ın olacak bir şey hakkındaki bilgisi asla değişmez. O’nun bildiği şekilde olur.

Üçüncü bir açıklama: Teberani’nin Mü’cemü’s Sağir’inde gelmiştir. Ebu’d Derda anlatıyor:
Resülullah’ın (s.a.v) yanında “Kim sıla-i rahimde bulunursa ömrü uzatılır” diye zikredilmişti, Aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: “Ömürde ziyade olmaz.” Allah’u Teala Hazretleri: “Ecelleri geldiği zaman bir saat ne ileri alınır ne de geriye.” buyurmaktadır. Ancak kişinin, vefatından sonra dua edecek hayırlı zürriyet olur.

Meymune (r.anha) anlatıyor: Resülullah’dan (s.a.v) izin almadan bir cariye azad ettim. Resülullah’ın (s.a.v) benimle kalma günü gelip, beraber olduğumuz zaman: Ey Allah’ın Resülü, cariyemi azad ettim, fark ettiniz mi? dedim: “Sahi mi söylüyorsun, bunu yaptın mı?” dedi. Ben “Evet” deyince: “Keşke onu dayılarına verseydin, senin için daha hayırlı olacaktı.” buyurdular.

Selman İbnu Amir (r.a) anlatıyor: “Resülullah (s.a.v) buyurdular ki:
“Fakirlere yapılan tasadduk bir sadakadır, ama zir’rahm’a (yani akrabaya) yapılan ikidir; Biri sıla-i rahim, diğeri sadaka.”

Abdullah İbnu Amr İbnil-As (r.anhuma) anlatıyor: Resülullah (s.a.v) buyurdular ki:
“Allah merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Öyleyse, sizler yeryüzündekilere karşı merhametli olun ki, semada bulunanlarda size rahmet etsinler. Rahim (akrabalık bağı) rahmandan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla (rahmet bağı) kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan (rahmet bağını) koparır.”

Resülullah’ın buradaki beyanına göre, gereğini yerine getirerek bu bağı koruyan, Allah’ın rahmetiyle irtibatını koruyor demektir, gereğini ifa etmeyerek, bu sıla-i rahm’i (rahim bağını) koparan da Allah’ın rahmetinden kopmuş olmaktadır. Nitekim bir başka hadisi şerifte şöyle buyrulmuştur. “Rabbim buyurdu ki: “Ben Rahman’ım rahim’i yarattım. O’na kendi ismimden bir isim verdim.”

Hz. Cerir (r.a) anlatıyor: “Resülullah (s.a.v) buyurdular ki:
“Allah, insanlara merhamet etmeyene rahmette bulunmaz.”
Ebu Davud ve Tirmizi de Ebu Hureyre’den (r.a) gelen bir diğer rivayette Resülullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Merhamet ancak şaki’nin (ebedi hüsrana uğrayanın) kalbinden çıkarılabilir.”
Şarihler, kişinin şefkat ve merhamet duyacağı şeyler arasında kendi nefsini de zikrederler ve en başta kendi nefsinin yer aldığını, diğerlerinden önce nefsine merhamet etmesi gerektiğini belirtirler. “Hatta derler, şu ayete göre başkalarına göstereceği şefkat ve merhamet de kendisine raci olmaktadır. “İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz.”

Bir hadisi kudsi’de Ebu Hureyre (r.a) Resülullah’dan (s.a.v) şunları rivayet etmiştir:
“Allah’u Teala mahlûkatı yaratıp tamamladıktan sonra, rahim kalkıp Rahman’ın eteğinden tuttu. Allah Teala ona “vazgeç” buyurdu. Rahim: “Bu kalkışım akrabalık bağını koparmandan sana sığınanın kalkışıdır. “Allah Teala ona: seni gözeteni gözetmeme ve senden irtibatı kesenden, irtibatı kesmem seni hoşnut etmez mi?” buyurdu. Rahim: “Evet ey Rabbim beni razı eder dedi. Allah Teala: “Öyle ise bu hak sana verilmiştir.” buyurdu.
Bir başka hadisi kudsi’de Abdürrahman bin Avf’dan (r.a) rivayet edilmiştir. Resülullah’dan (s.a.v) işittim şöyle buyurdu:
“Allah Teala: Allah; benim, Rahman benim, Rahmi ben yarattım ve onu Rahman ismimin bir parçası kıldım. Kim onunla irtibatını kesmezse ben de ondan rahmetimi kesmem, kim de onunla olan bağı koparırsa, Ben ondan rahmetimi keserim.”
Bir açıklama:
Kurtubi tefsirinde: “Cumhuru Ulema Sıla-i rahmin farz, terkinin ise haram olduğu hususunda birleşmişlerdir.” denilmektedir.
Yukarıda geçen hadisi kudsi de bu görüşü teyid etmektedir. Akrabayı ziyaret etmenin faydalarından biride ömrü uzatması ve rızkı bollaştırmasıdır. Buhari ve Müslimin rivayet ettikleri bir hadiste:

“Bir kimse rızkının bollaşmasını ve ömrünün uzamasını istiyorsa akrabasını ziyaret etsin.” denilmektedir.

Bazı ulema bu hadisin zahiri manasını almış, bazıları ise te’vil yolunu seçmişlerdir. Te’vil yolunu tercih edenler, rızkın çoğalmasını bereketli olmasına, ömrün uzamasını da, öldükten sonra hayırla yâd edilmesi şeklinde te’vil etmişlerdir.

Ebu Hureyre’den (r.a) Resül-i Ekrem’in (s.a.v) şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş olan kimse misafirine ikram etsin. Allah’a ve ahiret gününe inanan, akrabasını görüp gözetsin. Allah’a ve ahiret gününe iman etmiş olan kimse hayır söylesin veya sükut etsin.”
Ebu Eyyüb Halid b. Zeyd el-Ensari’den (r.a) şöyle rivayet edilmiştir: Bir adam: Ya Resülallah, Cennet’e girmeme sebep olacak bana bir amel söyle, dedi. Resül-i Ekrem (s.a.v):
“Allah’a ibadet eder ve O’na hiç bir şeyi şerik koşmaz, namazını kılar, zekatı verir, akrabayı gözetirsin.” buyurdu.

Ravda sahibinin isnatları ile bildirdiği hadis-i şerifte:
“Ömründen üç gün kalan bir kul, sıla-i rahm yapar –akrabasını ziyaret eder- ve Allah’u Teala bu sebeple ömrünü otuz sene uzatır. Sıla-i rahmi kesen birinin de otuz senelik daha olan ömrünü üç güne indirir.” buyruldu. Bu hadis-i şerif, rızkın artacağını, ömrün uzayacağını ifade eden hadisi şerifin manasını kuvvetlendirmektedir.
Başka bir hadis-i şerifte de:

“İçlerinde sıla-i rahmi terk edenlerin bulunduğu bir kavme melekler (rahmet melekleri) inmez.”

buyruldu.
Abdullah bin Ömer’in (r.anhuma) bildirdiği hadis-i şerifde:
“Sıla-i rahm yapan demek, ahbab ve akrabasından gördüğü iyiliğe karşı, ona iyilik yapan değil, kendisinden kesilen akrabasını arayıp, ziyaret edip, iyilik edendir.” buyruldu.
Hz. Aişe (r.anha) Rüyasında kıyametin koptuğunu, insanların mahşer yerine toplandıklarını, aralarında bir kadının amelinin tartılırken, uhud dağından da ağır bir amelinin bulunduğunu gördü. Hz. Aişe (r.anha) o kadını tanırdı. Uyanınca, o kadını çağırttı ve amelinin ne olduğunu sordu. Kadın söylemekten çekindi. Hz. Aişe ısrar edince, kadın, şu yedi husus ile amel etmeğe çok dikkat ederdim dedi.

1- Kendimi korudum. Hiçbir zaman beni mahremimden başkası görmedi.
2- Benden bir şey isteyen dilenciyi, elimde bir şey olunca boş çevirmedim.
3- Hiçbir zaman yalnız başıma yemek yemedim.
4- Ezan okunmadan önce, namaza hazırlandım.
5- Müezzin ezan okuyunca onun söylediklerini ben de söyledim.
6- İstişare etmeden, danışmadan bir şey yapmadım.
7- Akrabamdan benden alakayı kesmiş olanı, ben aradım, ziyaret ettim.

Bunun üzerine Hz. Aişe (r.anha) “Senin mizanın, işte bununla ağır oldu” buyurdu.

İmam Nevevi (rah) buyurdu ki: “Sıla-i rahm yapanın kolay ve zor durumuna göre derece derecedir. En aşağı derecesi, bir kelam ve selam ile de olsa, akrabasından alakayı kesmemektir. İmkânı olduğu halde, bunları terk edene vasıl, sıla yapmış denmez.
Taberanini el-Evsat’ta rivayetine göre: Hz. Cabir (r.a) bir gün biz toplanmış oturuyorken karşımıza Peygamberimiz (s.a.v) çıkageldi ve bize şöyle buyurdu:

“Ey Müslümanlar cemaati! Allah’tan korkunuz ve akrabalık haklarını gözetiniz, çünkü mükâfatı en çabuk verilen iyi amel, akrabalık hakkını gözetmektir.”

Abdullah b. Ebi Evfa (r.a) anlatıyor: Bir arefe günü öğle vakti Resülullah (s.a.v) ile oturuyorduk. Resülullah (s.a.v) aniden şöyle buyurdu: “Akraba ziyaretini kesen kimse, benimle oturmasın. Bizden ayrılıp gitsin.” Birisi hariç hiç kimse kalkmadı. O da halkanın ta ötesinde oturuyordu. Az zaman sonra dönüp geldi. Geldikten sonra Resülullah (s.a.v) ona şöyle sordu. “Neyin vardı ki, kalktın, senden başka kalkan olmadı?” şöyle anlattı:

Ya Resülallah, sözünü duyunca kalkıp gittim. Bana gelip gitmeyen bir teyzem vardı; onun ziyaretine gittim. Beni gören teyzem şöyle dedi. Seni buraya getiren neydi?… Adetin olmadığı halde niçin geldin? Deyince, emrini bildirdim. Benim için Allah’tan bağış talebinde bulundu. Ben de onun bağışlanmasını istedim.
Resülullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“İyi etmişsin, otur. Şu bir gerçektir ki, aralarında akraba ile ilişkisini kesen biri bulunan topluluğa rahmet inmez.”

Taberani ve Hakim’in naklettiğine göre Peygamber’imiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Şu üç huy kimde bulunursa Allah onu kolay bir hesaplaşmadan sonra Cennete gönderir.” Sahabelerin ‘Bu huylar nelerdir? Diye sormaları üzerine Peygamberimiz (s.a.v) şu cevabı buyurdular:

1- Eğer sana vermeyene sen verirsen,
2- Akrabalık bağlarını çiğneyenlere yakınlık göstermeye devam edersen,
3- Sana karşı haksız davrananların kusurlarını bağışlarsan, bu üç huyun sahibi isen, Allah seni Cennete koyar.”
İbni Mace’nin rivayet ettiğine göre, Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sevabı en erken verilecek olan iyilikler, ana-babaya iyilik ve akrabalık bağlarını gözetmektir. Buna karşılık ilk cezası verilecek olan kötülükler de başta ana- baba olma üzere başkalarına karşı haksız davranmak ve akrabalık haklarını çiğnemektir.”

Bilesin ki: Akraba ziyaretinde sevilen on hal (haslet) vardır.

1- Allah’ın (c.c) rızası. Çünkü akraba ziyaretini Allah emretmiştir.
2- Akrabaları sevindirmiş olur. Bu manada gelen bir haber şöyledir: “Amellerin en sevimlisi, bir mümini sevindirmektir.”
3- Meleklerin ferah duyması. Akraba ziyareti ile onlar da şad olur.
4- Müslümanlardan güzel övgü gelir.
5- Şeytan gama (kedere) boğulur.
6- Ömür artar.
7- Rızka bereket gelir.
8- Ölmüşleri sevindirmiş olur. Çünkü babalar ve dedeler, akraba ziyaretine sevinirler.
9- Sevginin artması: Kendisinin mutlu ve üzüntülü zamanlarında hemen başına toplanır; gerekirse yardım ederler. Bu da sevginin artmasına sebep olur.
10- Öldükten sonra, bol ecir alır. Zira sağlığında ziyaret ettiği kimseler, vefatından sonra kendisine hayır dua ederler. Her iyiliği anlatıldıkça, kendisini hayırla anarlar.
Enes bin Malik (r.a) şöyle anlattı:
Üç sınıf insan, hesap günü Allah’ın rahmeti altında olur:
1- Akraba ziyareti yapan. Bunun ömrü artar, kabri genişler, rızkı çoğalır.
2- Kocası ölen ve yetimleri kendisine kalan bir kadın. O yetimler zengin oluncaya kadar ya da ölünceye kadar onlara bakmıştır.
3- Bir ziyafet sofrası kuran. Yetimleri ve kimsesizleri sofrasına davet edip yedirmiştir.
Hz. Hasan (r.a.) Resülullah’tan (s.a.v) naklen anlatıyor:
“Kulun attığı adımlar arasında şu iki adımdan Allah’a daha sevimlisi yoktur:

1- Namaz için atılan adım,
2- Akraba ziyareti için atılan adım.
Şöyle anlatılır:
Beş şey var ki, onları yapanların iyilikleri dağlar misali artar. Allah onların rızkını genişletir:

1- Az veya çok, devamlı sadaka veren,
2- Dar veya geniş zamanında akraba ziyaretine giden,
3- Allah yolunda cihada devam eden,
4- Devamlı abdestli duran, abdest alırken suyu boşa harcamayan,
5- Ana babasına itaat eden ve onlara itaati devam ettiren kimselerdir.
Kaynakça:
Nisa: 1.
Nisa: 36.
Nahl: 90.
Ra’d: 25.
Buhari, Edeb, 11
Tirmizî, Et’ime, 45
Buharî, Edeb, 15
Muhammed: 23-24.
Buhari, Edeb 12; Tirmizi, Birr 49.
Ra’d 39.
A’raf 34.
Buhari, Hibe 15; Müslim, Zekat 44.
Nesai, Zekat 82; Tirmizi, Zekat 26.
Kaynak: Kütüb-i Sitte cild, 9 sayfa 267-273 arası.
Tirmizi, Birr 16; Ebu Davud, Edeb 66.
Buhari, Tevhid 2, Edeb, 27; Müsli, Fedail 66.
Tirmiz, Birr, 16; Ebu Davud, Edeb, 66.
İsra, 7.
Kaynak: Kütüb-i Sitte cild, 6 sayfa, 277-280 arası.
Tirmizi: c. 6 s. 164 hadis no. 1908. Tirmizi hadis hasen ve sahih tir demiştir.
Kudsi Hadisler s. 78-79.
Buhari-Müslim. R.Salihin c.1 s.348 H. No:312.
Buhari-Müslim. R.Salihin c.1 s. 362 H. No: 327.
Şir’at’ül İslam s. 476-477.
Tenbihul gafilin s. 143.
Kalplerin Keşfi s. 141.
Tenbihul Gafilin sayfa : 148-149.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz