Ana Sayfa Fıkıh

Hizmet Nedir ve Nasıl Olmalıdır?

Ayet-i Kerime de Cenab-ı Hakk (c.c) şöyle buyurmaktadır.
“Şüphesiz Allah kendi dinine yardım edene yardım edecektir.”[1]
“Kim ki ona yani peygambere Allah’ın dünya ve ahirette kesinlikle yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen yukarıya bir ip uzatsın, sonra kendini boğup nefesini keserek intihar etsin de baksın bu hilesi, kin beslediği şeyi kesin giderecek mi?”[2]

 Resülullah Efendimiz (s.a.v) buyurmuştur ki: “Muhammed’in nefsini elinde bulunduran Allah’a yemin olsun; eğer isterseniz bu hususta yemin de edebilirim. Hiç şüphesiz, Allah’u Teala’nın en sevgili kulları; Allah’ı kullarına, kullarını da Allah’a sevdiren, yeryüzünde hayır ve nasihat için dolaşandır.” [3]

Resülullah Efendimiz’in (s.a.v) zikrettiği bu durum, mürşitlik ve Allah’u Teala’ya davet rütbesidir. Çünkü mürşit, gerçek olarak Allah’ı kullarına, kulları da Allah’a sevdirmektedir. Mürşitlik rütbesi; sofilerin yolunda, rütbelerin en yükseği ve Allah’a davette peygamber vekilliğidir.

Mürşidin, kulları Allah’a sevdirmesi şöyle olmaktadır:
Hiç şüphesiz, Mürşid-i kâmil, müridi Hz. Resülullah Efendimizin (s.a.v) yoluna uymaya sevk etmektedir. Kim Hz. Peygamber’e (s.a.v) güzel bir şekilde uyarsa; Allah Teala onu sever. Çünkü O, şöyle buyurmuştur:
“Resulüm onlara de ki: Eğer siz gerçekten, Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki; Allah da sizi sevsin.”[4]
Mürşidin Allah’ı kullarına sevdirmesi de şöyle olmaktadır:

Mürşit, müridi manevi kötülük ve kirlerden temizleme yoluna sevk edip terbiye etmektedir. Nefis, çirkin sıfat ve huylardan temizlenince, kalp aynası parlar, içinde ilahi azamet nurları ışık verir ve tevhidin güzelliği ortaya çıkar. Bu durumlarda kul, Rabbini sever. İşte bu, nefsi tezkiye ve terbiyenin bir neticesidir. Buna işaret olarak, Allah Teala şöyle buyurmuştur:

 “Şüphesiz nefsini (küfür ve isyandan) temizleyen, kurtulmuş (saadeti bulmuş) tur.”[5]

Allah Teala Hz. Davud’a (a.s) şöyle vahy etmiştir. “Ya Davud! Beni talep eden (benim rızamın peşine düşen) birisini gördüğün zaman, ona hizmetçi ol.”

Hizmet, sırf sevap almak için yapılan nafile ibadetten üstündür. Ancak, kulun Allah Teala ile beraber olma halini korumak ve bunu devam ettirmek için yaptığı nafileler bunun dışındadır.

Hizmetin nafile ibadetlerden üstün olduğunu Ebu Zur’a kanalıyla Enes b. Malik’den (r.a) rivayet edilen şu hadisi şerif ortaya koymaktadır. Enes (r.a) demiştir ki: Resülullah (s.a.v) ile bir yolculuktaydık. Bazılarımız oruçlu, bir kısmımızda oruçsuzdu. Sıcağın oldukça şiddetli olduğu bir günde konaklamak için bir yere indik. Bazılarımız eliyle güneşten korunmaya çalışıyordu. En fazla gölgeye sahip olanlar, kendilerini gölgeleyecek fazla elbiseye sahip bulunanlardı. Oruçlular uyudular. Oruç tutmayanlar ise, kalkıp çadırları kurdular ve hayvanları suladılar. Bunu gören Resülullah (s.a.v): “Bugün, oruç tutmayanlar bütün sevabı alıp götürdüler.” buyurdu. 

Bu hizmet ya beden veya mal ile olur. Beden ile hizmet odur ki, Mürşid’e hizmet Rasûlüllah (s.a.v) ve belki Allah Celle ve A’lâ’ya râcî olduğuna itikad edip, o hizmeti kendisine Cenâb-ı Hak’tan bir nimet bilmeli ve bu tevfîka mazhar ve o hizmete muhtas kılındığına memnun ve müteşekkir olmalı! Kalbinde bu hizmetten naşi Mürşidine, “Ben sana şöyle hizmet ediyorum!” diye imtinân etmemeli, yani söylememelidir. Çünkü bu başa kakmak gibidir ve zehirdir, ecrini zayi eder; bunu bilmeli ve inanmalıdır.

Kendisini Mürşidin hizmetine lâyık görmeye… Memur olduğu hizmetten nefsini aciz ve noksan bile. Şeyhin muhtaç olduğu mesàlihi ve işleri, söylemesine hacet bırakmadan ve hatırına gelmeden yapıvermeğe gayret ve sa’y etmelidir. Zira bu suretle şeyhini rahatlandırmış olacağından, mükâfatı da o nispette çok olur. Şeyhinin gönlünü fethetmeğe sebep olur ve belki müridin (hadimin) Mürşidinin kalbinin ortasında yer almasına mucip olur. Bu suretle de Mürşidin batını müridin kalbine aksedip, feyizde ziyade devam hâsıl olur. Mürşidin hizmetini gayet sürur ve sevinçle eda etmelidir.

Gavs-ı Bilvanisi (k.s) anlatıyor: Şah-ı Hazne’nin (k.s) dergâhın da, hizmet ederken bir emir geldi. Bütün sofiler pamuk çırpısı toplasın! Ben niyet ettim; Ya Rabbi inşallah bende sofilerden sayılırım. Bu niyet ve düşünceyle bende sofilerin içerisinde gittim. Ertesi gün tekrar emir geldi. Hocalar çırpı toplamaya gitsin. Ben aynı niyetle “Hocalardan sayılırız inşallah” diyerek gittim. Başka bir günde talebeler çırpı toplasın diye emir geldi. Ben yine aynı niyet ile gittim. Yine başka bir günde “Köy halkı çırpı toplamaya gitsin dendi. Ben inşallah Şah-ı Hazne’nin (k.s) köy halkından sayılırım diye gittim. Bu çalışmalardan sonra parmağım yara olmuştu. Şiddetli acı duyuyordum. O akşam bir kilim bir de hasır alıp, sofilerin ayak ucuna yattım. Biraz sonra bir sofi gelip, kilimi üzerimden aldı. Şah-ı Hazne’nin sofisidir, benden daha çok ihtiyacı vardır” deyip uyumaya çalıştım. Parmağımdaki acıdan uyuyamıyordum.

Bir zaman sonra bir sofi daha geldi, hasırı almaya çalışıyordu, bende Şah-ı Hazne’nin (k.s) sofisidir daha fazla ihtiyacı vardır düşüncesiyle kendimi uyuyormuş gibi yapıp, vücudumu döndürdüm. O da hasırı hemen çekip aldı. Kuru bir zemin üzerinde ben bu kapıya layık değilim, deyip üzüntülü bir şekilde sabahı ettim.”[6]

Mürid en çok nisbeti hizmetten alır. Hizmetten alınan feyiz ve kemalat daha tesirli ve uzun sürelidir. “Nasıl ki arpa yiyen hayvanın semizliği yeni kesilse dahi bir müddet devam eder. Ama bahar otuyla beslenen çabuk çöker. Hizmetten hâsıl olan nisbet kolay kolay kaybolmaz. Başka şeylerden doğan nisbet ise nefsin küçük bir kusuruyla kaybolur.” [7]

Ehlullah’ın her biri Allah’tan (c.c) aldıkları işaretle hizmetlerini yaparlar. Bunların bir kısmı şerefli nefislerini ve aziz vakitlerini mümkün olduğu şekilde hizmete vakıf etmişlerdir. Yaptıkları hizmette hizmetler ve hizmeti yapılanlar arasında fark gözetmezler. Hatta akıl ve konuşmadan mahrum hayvanlara dahi hizmet ederlerdi
[1] Hac / 40.
[2] Hac / 15.
[3] Beyhaki.
[4] Al-i İmran / 31.
[5] Şems / 91
[6] Gavsi Bilvanisi hayatı s / 35
[7] Minah / 28

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz