Ana Sayfa Fıkıh

NASİH-MENSUH AYETLERİ HANGİLERİDİR

Kur’an-ı Kerimde mensuh ayetlerin sayısı üzerinde tam bir ittifak hâsıl olmamıştır. Bunların sayısı 200’e çıkaranlar olduğu gibi 5’e indirenlerde olmuştur. Hatta neshi reddeden âlimlerde vardır. Ebu Müslim el-isfehani “Ona önünden de ardından da batıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah’tan indirilmiştir.”[1] Mealindeki ayet-i kerime’ye dayanarak İslam dininde nesh yoktur, diyor. Cumhur-u ulemaya göre neshin vukuu mümkündür ve vaki olmuştur.

Mensuh: Kaldırılan, Nesh: kaldıran manasınadır.
İmam Suyuti’ye göre 22 Mensuh ayet ve bunların nesihleri ileri sürülen ayetler şunlardır:
 
Mensuh sayılan ayetler:                                Nasihi sayılan ayetler:
1- Bakara: 115                                                      Bakara 44.
2- Bakara: 180                                                      Nisa: 11, 12, 176.
3- Bakara: 184                                                      Bakara: 185.
4- Bakara: 183                                                      Bakara: 187.
5- Bakara: 217                                                      Tevbe: 36 veya 5.
6- Bakara: 240                                                      Bakara: 224.
7- Bakara: 284                                                      Bakara: 286.
8- Al-i İmran: 102                                                Tegabün: 16.
9- Nisa: 8                                                               Nisa: 11, 12, 176.
10- Nisa: 33                                                          Enfal: 75, Ahzab: 6.
11- Nisa: 15                                                           Nur: 2.
12- Maide: 2                                                         Tevbe: 35.
13- Maide: 42                                                       Maide: 49.
14- Maide: 106                                                     Talak: 2.
15- Enfal: 65                                                         Enfal: 66.
16- Tevbe: 41                                                       Tevbe: 91 veya 92.
17- Nur: 4                                                             Nur: 32.
18- Nur: 58                                                          ayet gösterilemiyor.
19- Ahzab: 52                                                       Ahzab: 50.
20- Mücadele: 12                                                 Mücadele: 13.
21- Mümtehine: 11                                              Enfal: 41.
22- Müzzemmil: 1                                               Müzzemmil: 20.[2]
 
Mekke’de nazil olan ayetlere Mekki, Medine’de nazil olan ayetlere Medeni denir. Diğer bir görüşe göre, hicretten evvel nazil olan ayetlere Mekki, hicretten sonra nazil olan ayetlere Medeni, ayetler denir. Gece nazil olan ayetler Leyli, gündüz nazil olan ayetlere Nehari denir.[3]
 
Kur’an’ın harekelenmesi nasıl olmuştur:
 
Kur’an Peygamber (s.a.v) Efendimiz ve dört halife devrimde noktasız, harekesiz yazılmıştır. Okunuşun güçlüğüne rağman Kur’an’ın harekesiz oluşunun bazı faideleri vardır. Resülullah’dan (s.a.v) öğrenilen kıraatlerin okunuşuna müsaid idi. Bir kelimede muhtelif kıraatler toplanabiliyordu.

Tarihçiler hareke ve noktanın daha evvel bilinip bilinmemesi hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bazı tarihçiler harekenin bilindiğini fakat kıraat sebebiyle terk edildiğini ileri sürerler. Bazı tarihçiler de nokta ve harekeleme daha evvel bilinmiyordu. Ancak Ebu’l-Esved ed-Düeli’nin çalışmalarıyla meydana geldi diyorlar.

Noktalama ve harekeleme resmen Emeviler zamanın da Halife Abdülmelik b. Mervan tarafından resmileşti.[4]

Bu olayın seyri şöyle cereyan etti:
Ebu’l-Esved ed-Düeli Tevbe süresi’nin 3. ayetini okuyan bir okuyucu dinledi. Okuyucu “İnnellahe beriun minel müşrikiyne ve Resülühü”[5] ayetindeki “Resül” kelimesini esreli okumuştu. Böyle olunca mana çok bozulmuştu.[6] Bu olay Ebu’l-Esved’i çok korkuttu ve üzdü. Hemen Basra valisi Ziyad b. Ebil’e gitti. Zaten ziyad devrin büyük âlimleri olan Esved’e Kur’an’ın kolayca okunması için alametler (işaretler) konulmasını emretmişti. Meselenin önemini bu olay daha da canlandırmıştı.
 
Ebul Esved gayrete geldi, uzun çalışmaları sonunda Ebul Esved bu işi şöyle yaptı. Fetha alametlerini göstermek için harfin üstüne bir nokta, esre için harfin altına bir nokta, ötre için harfin içine veya önüne bir nokta koydu. Şeddeli harf için kavis gibi bir alamet, vasıl hemzesi için kendisinden önceki harekenin fetha, kesre, ötre olmasına göre üstüne, altına, önüne çekme yaptı. Bu usul mağripte ve maşrıkta hicri 4. asrın ortalarına kadar devam etmiştir. Bu, Kur’an harekelemenin 1. merhalesidir.[7]

İkinci merhalede: önceden konan noktalar zamanla okuma yanlışlıklarına sebep oluyordu.
Emevi halifelerinden Abdülmelik b. Mervan  Haccac’a Kur’an’ın harekelenmesi için meşgul olmasını emretti. O da Nasr b. Asım ile Yahya b. Ya’mer’i bu iş için görevlendirdi. Bu iki zad Ebu’l-Esved’in talebesi idiler. Kur’an’ın harekelenmesinde hareke yerine konan noktalar harfler birbirine benzediğinden sebep olduğu karışıklığı bu adı geçen âlimler giderdiler. Bu işi şöyle yaptılar.
Bir harfe üçten fazla nokta olmamasına dikkat ettiler. Hareke yerine geçen noktanın harfin noktasından ayrılması için hareke yerine geçen noktayı Mushaf’ın yazılan renginden ayrı bir mürekkep rengiyle yaptılar. Abdülmelik b. Mervan da resmi sıfatla Mushaf’a ilk nokta koyan halife oldu.

Kur’an bugünkü şekil ile harekelerin konması, bu meselenin 3. merhalesidir. Zira hareke noktaları bugünkü harekelere daha sonra çevrilmiştir.

Ebu’l-Esved’in koyduğu hareke noktaları yerine bugünkü harekeleri koyan Sibeveyhe’nin üstadı el-Halil b. Ahmed’tir. İmam Halil bunları med (çeker) harflerinden almıştır. Ötre vav’dan, üstün meyilli elif’ten, esre de kısaltılmış ya’dır. Cezim ve şedde gibi işaretler harekeden sonra konulmuştur. Bunları da İmam Halil b. Ahmed icad etmiştir.[8]
 
[1] Fussilet / 42.
[2] Suyuti İtkan, c. 2 s. 23. M. Sofuoğlu, tefsire giriş, s. 141.
[3] Ö.N. Bilmen, Tefsir Tarihi c. 1 s. 11. C.Yıldırım, Kur’an ahkamı, c. 1 s. 16-17. M. Sofuoğlu, Tefsire giriş:  S. 80.
[4] M. Sofuoğlu, Tefsire giriş. S. 85.
[5] Meal: Allah ve Resülü müşriklerden beridir.
[6] Allah müşriklerden ve Resülden beridir, diye değişmişti.
[7] Osman Keskioğlu, Kur’an Tarihi, S.267.
[8] M.Sofuoğlu. Tefsire giriş, S. 76-88.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz