Ana Sayfa Tasavvuf

Mürşidin Mürid Üzerindeki Hakları

Ayet-i Kerimede Cenab-ı Hakk (c.c):
“Sana biat edenler, ancak Allah’a biat ediyorlar. Allah’ın eli onların ellerinin üzerendedir. Kim ahdi bozarsa, ancak kendi aleyhine bozmuş olur. Kimde Allah’a verdiği ahde vefa gösterirse Allah ona büyük bir mükafat verecektir.”[1]

Müritlerin, bir mürşide intisap ederken yatıkları biat, verdikleri sözde bir ahittir. Buradaki ahdn manası, tam bir sadakat ve dürüstlükle kamil mürşide bağlanacağına, harfiyen emirlerini yerine getireceğine söz vermek, bu uğurda her türlü meşakkat ve çileyi de göze almaktır.

Hak yoluna sülük etmek isteyen kimseye ilk önce Şeyh-i Kamil gerektir. İnsana Allah’u Teala’yı ancak kamil bir mürşid sevdirebilir. Allah’u Teala’yı sevmeyen, ona talip olmaz. Mürşidi kamil o kimsedir ki insanda istek husüle getire, yani Hak Teala’yı insana sevdire. Yalnız bizim Allah’u Teala’yı sevmemiz kafi değildir. Hak Teala’nın da bizi sevmesi gerektir.
Efendimiz (s.a.v.) buyurur:
“Şu Allah hakkı için ki, Muhammed’in ruhu Onun kudreti kabzasındadır. Mutlaka Hakk Teala’nın sevgili kulları şunlardır ki, kullarını Allah’u Teala’ya, Allah’u Teala’yı da kullarına sevdirirler ve yer yüzünde nasihat ederler.”
 
Bu hadisi şerif Mürşidin lüzumunu, vazifesinin ehemmiyetini, herkese şeyhin mutlak gerektiğini beyan etmektedir.

Mürşitler, müritlerini tezkiye-i nefis ve tezkiye-i kalp yoluna sülük ettirirler. Gönül aynasını açarlar. Ne zaman ki gönül aynası tasfiye olur, cilalanır ve açılırsa o zaman, gönülde envar-ı ilahi mün’akis (aksetme) ve cemalin tevhidi aşikar olur.

Mürşidler, yer yüzünde Hakk Teala’nın askerleridirler. Onların vasıtasıyla Hakk Teala gerçek müritleri irşad eder. Mürşitler sebebiyle Hakk Teala gerçek taliplere hidayet verir. Resulüllah (s.a.v.) Hak Teala’dan hikaye ederek kudsi bir hadiste buyurdular ki:
“Benim kullarımın benimle meşguliyetleri diğer meşguliyetlerine galebe çalsa o kimsenin himmetini, kastını, fikrini ve lezzetini benim zikrimde olur. O zaman, o bana bende ona aşık olurum. Onunla kendim arasında olan perde ve hicapları kaldırırım. Halk unuttuğunda onlar unutmazlar. Onlar, enbiya sözü söylerler. Onlar benim bahadır kullarımdır. Onlar benim abid kullarımdır. Dünya halkına bir musibet göndermek istesem bu kullarımı anar ve göndermek istediğim musibetten vazgeçerim.”
 
Peygamberimiz (s.a.v) bir hadisinde, insana mutlak olarak bir mürşidin gerektiğini ifade ederek buyururlar: “İnsanlar uykudadır. Onlara bir uyarıcı gerektir.”
 
Sakın şeyhe ne ihtiyaç var diye kendini salıp koyuverme. İyice inan ki herkese bir şeyh lazımdır. Mürşitsiz yola çıkan kimse, işin sonunda azgınlığa düşse gerektir. Bu sebepten Peygamberimiz (s.a.v) buyurdular ki:  “Ümmetimin alimleri, Beni İsraillin peygamberleri gibidir. Din yoluna gayet güzel bir şekilde takip ederler ve başkalarına da gösterirler. Ümmetim onlara uyursa artık hiçbir kaygısı olmasın.”[2]

Ebu  Hüreyre (r.a) Resülullah’dan (s.a.v) rivayet eder:
“Allah Teala bu ümmete her yüz senede bir müceddid ve baş gönderir. O kimse ümmetin dinini yeniletip ihya eder.” (yani Hurafelerden ayıklar)
Şimdi gelelim mürşidin, mürit üzerindeki haklarına:
İmam Rabbani (k.s) buyuruyorlar ki:
“Kamil ve Mükemmel bir şeyhe kavuştuktan sonra, bütün arzularını onun eline bırakmalı, gassalın (yıkayıcının) elinde teneşirdeki meyyit (ölü) gibi olmalıdır. İlk fena hali fenafişşeyhte başlar, bu ise fena fillaha çıkmaya vesiledir.”[3]

Demişlerdir ki:
“Şeyh gassal (cenaze yıkayıcısı) gibi, mürid de ölü gibidir.”
Dervişlik paklık ve erliktir. Ecnebilik denilen şey de cünüplük ve murdarlıktır. Şeyhlik de bu cünüplüğü yıkayıp pak etmektir. Şeyh kendine teslim olan müridi velayet suyuyla yıkar. Manevi cenabetten ve murdarlıktan pak eder, temizler.
İbrahim Ethem (k.s) padişahlığı bırakıp şeyhin kapısına vardığı zaman şeyhi ona bir palta ile bir ip verdi. Sırtında odun taşımasını emretti.
İbrahim Ethem (k.s) şeyhinin kapısına nice yıllar odun taşıdı. Odun taşımaktan arkası (sırtı) delik deşik oldu.

Şeyh Süleyman-ı Darani’nin (k.s) bir sadık müridi vardı. Emekçisi idi. Hiçbir şeyi şeyhe danışmadan yapmazdı. Bir gün şeyhe gelip dedi ki: “Hamur yoğurayım mı? Var yoğur dedi.  Fırını yakayım mı? Var yak. Hamuru yoğurdu. Tandırı yaktı. Gelip tekrar şeyhe dedi ki: “Sultanım tandır yandı ne buyurursunuz? “Tandır iyice yandığında var içine gir, dedi.
Tandır iyice kızıştıktan sonra vardı o fırının içine girdi. Bağdaş kurup oturdu. Zikrullah ile meşgul oldu. Şeyhin sözüne karşı gelip muhalefet etmedi. Biraz zaman geçtikten sonra şeyh dedi ki. Şol dervişin sözüme muhalefet ettiği yoktur, varıp tandıra girmesin? Ben kendisini görmeye varayım, bakalım nasıldır ve ne yapar. Şeyh geldi gördü ki, derviş tandırın içinde zikrullah ile meşguldür.
Şeyh dervişe dedi ki: “Derviş gel, dışarı çık, sadakatin seninle beraberdir. Tandır sana gülistandır, dedi. Derviş dışarı çıktı. Arkasını sıvazladı. Himmet etti. Muradına erdi. O kimse de sonra büyük bir şeyh oldu. Sebebi teslimiyeti idi. Teslimiyet işte buna derler. Şeyh ne derse hiç düşünmeden onu yerine getirmektir.

Sültan’ül Arifin Şeyh Beyazid-i Bistami’nin (k.s) bir gerçek müridi vardı. Şeyh kendisine ne derse onu derhal yerine getirirdi teslimiyeti tam idi. Şeyhin evine vardığı zaman ayağına kapanıp dedi ki: “Sultanım! Bana bir himmet nazarı ile bak. Beni mahcupluktan kurtar.” dedi
Şeyhi dedi ki: “Şu kapıda bekle, çıkıp sana himmet edeceğim.”
Şeyh içeri girdi. Derviş kapıda otura kaldı. Diğer kapıdan şeyh çıkıp mescide gitti. Mescide gider gider gelirdi, bir türlü müridin bulunduğu kapıdan girmez, diğer kapıdan girer, çıkardı. Derviş de beriki kapıda sessiz otururdu. Hiçbir tarafa ayrılmayıp tam yedi yıl o kapıyı bekleyip önünde oturdu. Şeyh gelecek diye bekledi. Yedi sene geçtikten sonra şeyh bu kapıdan çıktı. Gördü ki derviş o kapıda durmaktadır. Şeyh: “Sen burada mısın? Derviş:
“Evet sultanım! Siz bana burada beklememi ve kendinizin bana himmet edeceğinizi söylediniz. Benim sizin sözünüzden maada bir işim var mı? Eğer yüz yıl ömrüm olsa da siz de bana bu kapıda oturmamı emretseniz, ben burada otururum. Öteki kapıya varmam. Zira siz bana bu kapıda oturmamı söylediniz.” dedi.
Şeyh de bunun teslimiyetini beğenip kendisine himmet etti. Derviş maksadına erişti.

BEYT:

İşte bu yolda seni günde bin kere öldüreler
Teslim ol, yüzünü çevirme, ver iradet ta ebede.

Şeyhe kendini teslim eden kimseler, Hz. İsmail’in (a.s) babasına kendini teslim ettiği gibi teslim etmelidir. Hz. Musa’nın Hızır’a (a.s) iradet getirdiği gibi, irade getirmemelidirler.

Mürid dört kısımdır.
1) Daima dinler, hiç konuşmaz, o kardadır.
2) Söyleyicidir, hep konuşur, o zarardadır.
3) Emir alıcıdır, o tasarruftadır.
4) Emir vericidir, o boşluktadır.

Bir kimse mürşidini kendisine tercih etmedikçe hakiki mürit olamaz. Mürşidinden hizmet ve hürmet bekleyen, velev ki gönlünden bile geçirirse gerçekten mürit olamamıştır.
Mürşit, müridine dese ki: Git falan beldeden bana istediğimi getir. Mürit bu isteği yerine getirmek için yolda mürşidinin arzusunu elde edip geri dönse o mürit zarar etmiştir. Çünkü mürşit, müride ne istediğini ve nereden alması gerektiğini belirtmiştir. Verilen emir ve vazifeleri eksiksiz yerine getirmelidir.[4]
 Mürşidin, kulları Allah’a sevdirmesi şöyle olmaktadır:
Hiç şüphesiz, mürşidi kamil müridi, Hz Resülullah Efendimiz’in (s.a.v) yoluna uymaya sevk etmektedir. Kim Hz Peygamber’e (s.a.v) güzel bir şekilde uyarsa; Allah Teala onu sever. Çünkü O, şöyle buyurmuştur.
“Rasülüm onlara de ki: Eğer siz gerçekten, Allah!ı seviyorsanız hemen bana uyun ki; Allah da sizi sevsin.”[5]

[1] Fetih, 10
[2] Muzekkin nüfus  s / 415
[3] 61.Mektup
[4] Mürşidlik rütbesi; Süfilerin yolunda, rütbelerin en yükseği ve Allah’a davette Peygamber vekilliğidir.
[5] Ali İmran / 31

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz