Ana Sayfa Evlilik ve Aile

KADIN VE Hz. PEYGAMBER

Kadın, insanlık âleminin ana unsurudur. İnsan neslinin devamı onun varlığına bağlanmıştır. Bu sebeple kadın, olmazsa olmaz varlıktır. Allah’ın eşsiz kudretiyle anasız ve babasız olarak yarattığı ilk insan Âdem’i istisna edersek, erkeksiz insan yaratmış İsa (a.s), ama kadınsız yaratmamıştır

Kadın; insan neslini rahminde taşıyan, onu sütüyle besleyen, büyüten, eğiten ve yetiştiren insanlık âleminin saygın varlığıdır. Kadın; annedir, eştir, kadın, ailenin ve toplumun vazgeçilmez üyesi ve temel yapı taşıdır. Erkek çocuğunu da kız çocuğunu da kadın dünyaya getirir. Her ikisini de önce kadın, yani anne yetiştirir. Kadın değer üretir ve değer yaşatır. Kur’an’da “en-Nisa” (kadınlar) sûresi vardır,
ama “er-Rical” (erkekler) diye bir sûre yoktur. Bu, kadınlar için bir onurlandırma ve kadınlarla ilgili devrimin bir sembolü ve işaretidir. Çünkü Kur’an’ın inmeye başladığı zaman diliminde kadınlar ikinci sınıf görülmüş, horlanmış, itilmiş, ezilmiş ve hakları gasp edilmişti. Mesela bk:
“Onlardan birine kız müjdelendiği zaman öfkelenmiş olarak yüzü kapkara kesilir.”[1] 
 
Hak dinin temel amacı olan dini, aklı, nesli, nefsi ve malı koruma konularında, kadın ve erkek arasında bir ayırım yoktur. Erkeğin aklı, malı, dini, nesli ve namusu nasıl mukaddes ise, kadınınki de öyle mukaddestir.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v), ilk muhatapları olan Mekke halkını bir yandan içine düştükleri “şirk” (Allah’a ortaklar koşma, putlara tapma) sapıklığından kurtarıp, “tevhid” (Allah’ı tek yaratıcı ve yegâne mabut olarak kabul etme) inancına çağırdı; diğer yandan toplumu saran ahlâksızlığı; fakirlere, kimsesizlere ve çocuklara yapılan zulmü, özellikle kadınların ezilmesini, horlanmasını, bir meta (eşya) olmalarını önlemeye çalıştı.
 
Kadınlara değer verdi, onları toplumda saygı gösterilen bir konuma yükseltti. Peygamberlikle ilgili ilk görevini, ilk iman davetini çok sevdiği güzide eşi Hz. Hatice’ye yaptı. O da bu daveti tereddütsüz kabul etti, ilk Müslüman oldu.

Çünkü Hz. Hatice eşini çok seven, onun dürüst ve güvenilir olduğunu bilen akıllı bir kadındı. Onu sıkıntılı günlerinde o teselli etmiş, devamlı onun yanında olmuş ve ona destek vermişti. Peygamberimizin kızları, halaları ve diğer Müslüman hanımlar da iman etti ve ona İslâm’ı davet görevinde destek verdi. Müşrikler, Müslüman olanlara baskı yapıyorlardı. Bu baskıya kadınlar da maruz kalıyordu.
        
Yapılan zulümler kadınıyla erkeği ile hiçbir Müslüman’ı imanından
çevirmedi. İmanı uğruna ilk şehit olan da bir kadın, Ammâr b. Yâsir’in annesi, Sümeyye oldu. İlk Müslümanların fedakârlıklarına kadınlar da katıldılar ve Hz. Peygamber’e (s.a.v) destek verdiler. Peygamberimiz’e (s.a.v) geldiler ve onunla “biat” yaptılar. Bu hususu yüce Allah Kur’an’da şöyle dile getirmektedir:
“Ey Peygamber! Mümin kadınlar, Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek, hiçbir iyi işte sana karşı gelmemek konusunda sana biat etmek üzere geldikleri zaman, biatlarını kabul et ve onlar için Allah’tan bağışlama dile. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”[2]
Ayet, hem cahiliyye döneminde kadınların durumuna işaret etmekte hem de yüce Allah’ın, Hz. peygamber vasıtasıyla kadınların olması gereken konumlarını bildirmektedir. “Biat”, yönetici ile yönetilenler arasında yapılan bir sözleşmedir. Hz. Peygamber’in (s.a.v) kadınlarla yaptığı sözleşme, son derece önemli ve o çağa göre ileri bir uygulamadır. Bu uygulama Hz. Peygamber’in kadın-erkek ayırımı yapmadığını ve kadınlara söz hakkı tanıdığını gösterir.

Peygamberimiz ilim tahsili konusunda kadın-erkek ayırımı gözetmemiştir. “Şüphesiz, ilim öğrenmek, erkek-kadın her Müslüman farzdır.”[3]  Kur’an’ı kadın erkek ayırt etmeden bütün insanlara tebliğ etmiştir. İnen ayetleri erkeklere olduğu gibi kadınlara da okuyup anlatmıştır. Kadınlar da Kur’an’ı öğrenmişler ve okumuşlardır.

Mesela Hz. Ömer’in Müslüman olmasında, kız kardeşi Fatma’nın eşi ile birlikte okuduğu Kur’an etkili olmuştur. Aile fertlerini eğitmiştir. Mesela eşi Hz. Âişe iyi bir fakih olmuştur. Kadınlara düşünce ve ifade özgürlüğü tanımıştır. Mesela bir kadın veya kızın, istemediği erkekle evlenmesine izin
vermemiştir. Bu bağlamda,
“Dul kadının nikâhı ancak evliliği istediğini açıkça beyan etmesi ile gerçekleşir. Bekârın nikâhı ise ancak izni ile kıyılır.”[4] buyurmuştur.

Kadın haklarına saygı gösterilmesini istemiş, Veda Hutbesin de konu ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Kadınların haklarına riayet etmenizi ve bu hususta Allah’a karşı gelmekten sakınmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız ve onların namuslarını ve ismetlerini, Allah adına söz vererek helâl edindiniz.”[5]

Aile hayatında kadının da sorumluluğunun olduğunu ve söz hakkının bulunduğunu bildirmiş ve bu hususu şöyle dile getirmiştir:
“Kadın, eşinin evinin ve çocuklarının yöneticisidir. Hepiniz yöneticisiniz ve hepiniz yönettiklerinizden sorumlusunuz”[6]

“Erkeklerin eşlerine karşı katı, kaba, zorba ve merhametsiz olmamalarını, onlara sözlü ve fiilî şiddet uygulamamalarını, kötü sözlerle tahkir edilmemesini istemiştir.”[7]

“Kadınlara yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onlara vurmayın ve onları kötülemeyin.”[8] buyurmuştur.

Hanımlarına iyi davranmış, onları dövmemiş, dövenleri kınamış, kadınlar hakkında Allah’tan korkulmasını, onlara haksızlık yapılmamasını ve onlara iyi davranılmasını istemiş, bu bağlamda;
“Sizin hayırlınız kadınlarına/eşlerine en hayırlı olanlarınızdır.”[9]

“Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanları, ahlâkı en güzel olanları ve eşine en yumuşak davrananlarıdır.”[10]

“Sizin hayırlınız, eşi ve aile fertlerine hayırlı olanınızdır. Ben sizin, eşi ve aile fertlerine en hayırlı olanınızım.[11] buyurmuştur.

Peygamberimiz kadınların görüşlerine önem vermiş, onlarla istişare etmiştir. Mesela ilk vahiy aldığı zaman, içinde bulunduğu sıkıntılı durumu hanımı Hz. Hatice ile istişare etmiştir. Eşi de hem kendisini teselli etmiş,
hem de onu amcazadesi Varaka b. Nevfel’e götürmüştür. Hudeybiye barış antlaşmasından sonra arkadaşlarına kurbanlarını kesmelerini ve tıraş olmalarını söylemiş, ancak onlar antlaşmanın aleyhlerine olduğunu düşünerek kurbanlarını kesmezler. Bu duruma üzülen
Peygamberimiz konuyu eşi Ümmü Seleme’ye anlatır. Ümmü Seleme;
“Ey Allah’n Elçisi! Sen çıkıp kurbanını kes, başını tıraş et. Onların
hepsi sana uyacaktır” der. Peygamberimiz de Ümmü Seleme’nin tavsiyesini yerine getirir. Sahabe Peygamberimiz’e (s.a.v) uyup kurbanlarını keserler.

Peygamberimizin, dinî ve dünyevî en ciddi konularda eşleriyle istişare etmesi, kadınlara ve onların görüşlerine verdiği önemi
ifade eder. Peygamberimiz, evinde zamanının bir kısmını ibadete, bir kısmını ailesine, bir kısmını da kendisine olmak üzere üçe ayırırdı.

Sonuç olarak; Peygamberimiz, “Kadınlarla iyi geçinin.”[12] Ayet-i kerimesinin gereğini hakkıyla yerine getirmiş, ashabını da bu yönde eğitmiş, Müslümanlara da gerekli tavsiyelerde bulunmuştur. O, âlemlere rahmet “(Resülüm!) Biz ancak seni alemlere rahmet olarak gönderdik.”[13] ve müminlere örnek olarak gönderilmiştir: “Andolsin ki, Resülullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”[14]

Bu itibarla insanlık âleminin olmazsa olmazı konumunda olan kadına gereken değeri ve önemi vermiş, kadını onurlu bir kul, salih bir insan, kendisi ile cennetin kazanıldığı bir anne[15] ,güven ve huzura erildiği bir eş: “Kaynaşmanız için size kendi cinsinizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peyda etmesi de O’nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”[16] adaletle davranılması gereken bir evlât[17] olarak görmüştür.
Kadınların itilmesine, aşağılanmasına, haklarının gasp edilmesine, sözlü ve fiili şiddet uygulanmasına şiddetle karşı çıkmıştır. Kadınlara iyi davrananları insanların en hayırlısı olarak zikretmiştir.
Her konuda olduğu gibi kadın hakları konusunda da çağımız insanının, Hz. Peygamber’in çağları kucaklayan anlayış ve görüşüne, örnek ve üstün ahlâkına ne kadar da çok ihtiyacı var!

Erkek kadınsız noksandır. Yüce Allah (c.c) Hz. Adem’i (a.s) cennette yarattığı zaman, bir müddet tek başına kaldı. Bundan rahatsız oldu; yüce Allah’a yalnızlıktan şikayet etti. Sonra uyudu; rüyasında güzel bir kadın gördü. Uyandığında onu yanı başında otururken gördü. Ona, “sen kimsin” diye sorduğunda kadın, “Havva’yım” dedi. Hz. adem (a.s): “Niçin yaratıldın?” diye sordu. O da, “Senin benimle benim de seninle huzur bulmamız için” dedi.[18]

Hakikat gözüyle bakıldığında kadın, dünyada denge için yaratılmıştır.  Kadınlar erkekler için erkeklerde kadınlar için birer tamamlayıcı parça yapılmıştır. Her ikisi de diğerine muhtaçtır. Kadın bir süs, eğlence ve zevk aracı olarak yaratılmamıştır. Onu evin hizmetçisi gibi görmek de yanlıştır. Kadın erkeğin dinini ve dünyasını tamamlamak için yaratılmıştır. Kadın başa bela değil, gönüle sefa olsun diye erkeğe emanet edilip yardımcı yapılmıştır.
[1] Nahl; 58
[2] Mumtehine / 12
[3] İbn Mâce, I, 81
[4] Ebû Dâvûd, Nikâh,24
[5] Müslim, Hac, 147
[6] Müslim, İmâre, 20
[7] Ahmet b. Hanbel. 5, 5.
[8] Ebû Dâvûd, Nikâh, 42
[9] Tirmizî, Rada, 11
[10] Nesâî, es-Sünenü’lKübra, Uşratü’n-Nisaî, 66
[11] İbn Hıbbân,Nikâh, IX, 484

[12] Nisa, 19.
[13] Enbiya, 107.
[14] Ahzap, 21. (Ayette, Hz. Peygamberin, Allah’ın hoşnutluğunu kazandıracak davranışlarda bulunmak isteyenler için mükemmel ve canlı bir örnek, en büyük fazilet numunesi olduğu anlatılmaktadır. Böylece, Resülullah’ın, hislerine mağlup insanları memnun etmek ve onlara pratik değerden mahrum bir takım nazari kaideler öğretmekle görevli olmayıp, onun hedefinin, insanlığa ameli kaideler öğretmek ve bu kaideleri kendi yaşayışıyla izah ve tarif etmek olduğu anlaşılmış olmaktadır. Binaenaleyh, onun hayatı ve sireti incelenirken bu nokta asla gözden uzak tutulmamalıdır.
[15] Süyûtî, Câmi’u’s-Sağîr, I, 42, No: 3657
[16] Rum, 21.
[17] Müslim, Hibât,13
[18] Ayni, umdetü’l-Kari, 11/14

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz