Ana Sayfa Tasavvuf

Tarikatın Manası Ve Lüzumu Beyanındadır

Tarikat: lügaten “Tarik” gibi “Yol” demektir. Istılah-ı süfiyede, Cenab-ı Hakk’a tekarrüb maksadıyla sülük olunacak ibadet yoludur.
“Allah’a ulaşan yollar mahlükatın nefesleri adedincedir.”

Lüzum ve vücubu ise Ayet-i Kerime ve Ehadis-i şerife ile sabit ve müberhendir.
Allah’ü Teala: “(Ey ümmetler) Her birinize bir şeriat ve bir yol verdik.”[1]
Minhac’ın manası, lügatte “Münevver bir yol”dur.
Binaenaleyh Fahreddin’i Razi Hazretlerinin Tefsir’inden ve tefasir-i saireden anlaşılacağı vecih üzere Ayet-i Kerime’nin manası:
“Ey kullarım! Sizin her birinize iki şeyi vacip ettim. Evvela Şeriat, saniyen Tarikat.” demektir.

Yine Allah (c.c): “Ya Muhammed! Söyle, eğer Muhabbetullahi Teala’yı arzu ederseniz bana tabi olunuz. Benim sülük ettiğim şeriat ve terikat yollarını takip ediniz.”[2] buyuruyor.

Ehadis-i şerife’ye gelince:

Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bir fırka müstesna diğerleri hep ateştedir.” “Onlar kimlerdir Ya Resülallah” denildi. “Benim ve Eshabımın yolunda olanlardır.”[3]
Hadis-i Şerif’te Efendimiz Hazretleriyle Ashab-ı Kiram’ın sülük ettikleri şahrahı şeriat ve tarikatı iltizam etmeyenlerin azab-ı cahim ile muazeb olacakları sarahaten beyan buyrulmuştur.

Unutulmamalıdır ki: Hz Resülullah (s.a.v) zamanında ona gitmeyenler nasıl kurtulmadıysalar. Bu zamanda yaşayanların da Hz. Resülullah’ın (s.a.v) gerçek varisleri olan Allah dostlarına gidilmeden tek başına kurtulmaları zordur.[4]
Cenabı Hakk (c.c) bizleri Hz. Resülullah ve Sahabe-i Kiramların yolundan gidenlerin yolundan ayırmasın… (Amin)
Bir gün bazı sofilere Fatiha suresini talim ettiriyordum, lisanları değişik olduğundan bu kişiler “sıratellezîne” derken doğru telaffuz edemiyordu. Bu yanlışlıkları düzeltmek için onlara ders vermeye başladım. Bizim bu dersimize bilvanis seyyidlerden bir tanesi itiraz edip dedi:
– Bunu bırakın, Sadatlardan söz edin. Çünkü bir laf eksiğe veya fazlalığa bakmazlar. Ben de: “Eğer yapılan ibadetler şeriata aykırı olursa, Allah (c.c) katında makbul değildir, dedim. Seyyid bana kızarak dedi:

Şah-ı Hazne’nin (k.s) huzurunda bir alim, Şahı Hazne’nin haline kalben itiraz etti. Bu durumun farkına varan Şahı Hazne o alime bir nazar etti. Alim yere düştü, sonra sarığı boğazına dolaştı. Seyyidin bu sohbetinden ben çok korktum. Çünkü mübarek Seyyiddir, kalbi incinmiştir. Ben de bu işte zarar etmeyeyim diye durumu Gavs’a (k.s) anlatmak için mübareğin yanına vardım. Gavs hazretleri akşam rabıtası yapıyordu. Rabıtayı bitirdikten sonra, dönüp bana dedi ki: “Allah’ın (c.c) yolu nasılsa insan öyle anlatmalıdır. İtiraz edip buna darılan, darılsın, hangi büyük kayayı isterse kafasını o taşa vursun,” dedi.

Gavs hazretleri en çok Akaid ve ilmihal bilgilerini öğrenmeye teşvik edip, derdi ki: “Akidesi (itikadı) zayıf olanın imanı da zayıftır. Zayıf olan iman her zaman tehlikededir. Dinin ayakta kalması ilimledir.” Şahı Hazne (k.s) diyor: “Dünyayı isteyen ilim okusun, Ahireti isteyen de ilim okusun.”

Bunun için ilim çok önemlidir. Bakınız Rabbi Teala buyuruyor: “Allah’tan gereği gibi ancak alimler korkar.” însan hayatı dünyeviyesinin her anını sünneti seniyye’ye göre ayarlamalıdır.
[1] Maide / 48.
[2] Al-i İmran / 31.
[3] Ebu Davud.
[4] Sözler ve notlar-2  S. 201-205 arası.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz