Ana Sayfa Tasavvuf

Sofilerin Birbirleriyle ilgili Davranışları

Her insanın sevincini, kederini ve sırlarını paylaşacağı, içini dökeceği, samimiyetle bağlanacağı dostlara ihtiyacı vardır. Hiçbir maksat ve menfaat düşüncesi olmadan, sırf Allah için kurulan dostluklar uzun ömürlüdür. Ahiret’te de devam eder.  Ayet-i Kerime’de:
 “O gün muttakilerin dışında bütün dostlar birbirinin düşmanı olur.”[1]

Bu Ayetteki muttakilerin durumu anlatılırken denilmiştir ki:
“Allah için birbirini seven iki kardeşten birisine: cennete gir denilir, bunun üzerine o, kardeşinin makamını sorar. Eğer onun aşağısında ise, kendisine verilen makamın benzeri ona da verilinceye kadar cennete girmez. Eğer kendisine: o senin gibi amel etmedi denilirse; o: Ben kardeşim ve kendim için amel ettim der. Bunun üzerine kardeşi için istemiş olduğu bütün şeyler verilir ve kardeşi de onun makamına yükseltilir.[2]

Eğer Allah Teala, iki arkadaşa (İlahi rıza için olmayan) beraberliklerinden dolayı, bir şer yolu açarsa, bu dostluk, cehennem kapılarından  bir kapı demektir. Bu hususa işaret eden Ayeti Kerime de şöyle buyrulmuştur.

“Zalimlerden her biri (Pişmanlığından) o gün iki elini ısırarak: Ne olurdu keşke bende o peygamberle  birlikte bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke (beni sapıtan) falanı dost edinmeseydim der.”[3]

Başka bir Ayet-i Kerime’de Cenab-ı Hakk (c.c) şöyle buyurmaktadır:
“Müminler ancak kardeştirler; onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, rahmete erdirilirsiniz.”[4]

 Yine Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmaktadır:
“Bir kimse kendisi için arzu ettiği ecir ve sevabı din kardeşi için de arzu etmedikçe imanın kemaline ulaşamaz.”[5]

Ayet-i Celile de ise: “İyilik ve takva üzerine yardımlaşınız. Kötülük ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayınız.”[6] buyruluyor.

İnsan din kardeşinin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarından üstün tutmalı, istemeden mal ve bedenle her türlü yardımına koşmalı, ilk seçme ve tercih hakkını din kardeşine bırakmalıdır. Sevinçte ve tasada, kar ve zararda yanında bulunmalı, müsamahalı olmalı, daima hüsnü zan beslemeli, sırlarını saklamalı, hatalarını bağışlamalı, kusurlarını örtmeli, her hususta onun hukukunu gözetmelidir. Hayatında da vefatında da din kardeşini hayır dua ile anmalı ve çocuklarını ve yakınlarını arayıp sormalı, kısaca vefakâr olmalıdır.

Bakın Rahmet Peygamberi (s.a.v) yardımlaşma konusunda bizlere neler buyurmaktadır:
Ebu Hureyre’nin (r.a) Peygamber’den (s.a.v) rivayete göre Nebiyy-i Muhterem (s.a.v) şöyle buyurmuştur.
“Bir kimse bir Müminin dünya üzüntülerini giderip ferahlandırırsa, Allah’ta Kıyamet günü’nün üzüntülerinden birini giderir.
Her kim dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah’ta dünya ve ahiret’te ona kolaylık gösterir.
Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah’ta dünya ve ahirette onun ayıbını örter.
Bir kul (din) kardeşine yardımda bulundukça, Allah’ta ona yardım eder.
Bir kimse ilim tahsili için yola çıkarsa, bu yüzden Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır.
Herhangi bir topluluk (cemaat) bir yerde toplanıp Kur’an okur ve aralarında müzakere (sohbet) ederlerse, onların üzerine sükunet (kalp huzuru) nazil olup onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır, Cenabı hak da onları, nezdinde olan melekler ve peygamberlere zikreder.
Ameli kendisini geride bırakan kimseyi, nesebi ileri götüremez.[7]

Bu durumlardan da bizleri menetmiştir:
Gıybetini yapmak, suizan da bulunmak. Onunla alay etmek, casusluk yapmak, ayıbını araştırmak ve kötü lakap takmak.
Bir hadisi şerifte buyrulmuştur ki:

“Birbirinizle kinleşmeyiniz, hasetleşmeyiniz, birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.”[8]
  Hz. Ömer (r.a) Efendimizden rivayet edilen bir hadisi şerif’te Fahri Kâinat Efendimiz (s.a.v) şöyle buyuruyorlar:
“Allah’ın öyle kulları vardır ki, ne peygamber ne de şehit olmadıkları halde, peygamberler ve şehitler o kimselerin Allah indindeki derecelerine gıpta edecekler. Bunlar, aralarında ne akrabalık ne de mal menfaati olmadığı halde, birbirilerini sırf Allah rızası için seven kimselerdir.

Andolsun ki, kıyamet gününde bunların yüzleri nur saçacak, bütün vücutları da nur içinde olacak, herkes kederlendiği vakit onların gönlüne hüzün girmeyecek.”[9]

[1] Zuhruf / 67
[2] K.Tasavvuf  C.2. S.557
[3] Furkan / 27-29
[4] Hucurat / 10
[5] Buhari.
[6] Maide / 2
[7] R.Salihin. Müslim. No: 243
[8] Buhari.
[9] Ebu Davud

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz