Ana Sayfa Sureler

Saffat Suresi Hakkında Bilgi

Saffat Suresi, kelime manası ‘’sıra sıra duranlar’’ olan ‘saffat’ ifadesinden ismini almıştır. 1. Ayette yer alan ‘Saflar halinde dizilenlere andolsun’’ ifadesiyle melekler işaret edilmiştir. Surenin ikinci ve üçüncü ayetlerindeki ‘Haykırıp sürükleyenlere’ (bulutları sevk eden kuvvet), ‘Zikir okuyanlara’ (zikreden diller veya insanlar) ifadeleriyle beraber yemin edilerek Allah’ın birliği ve yüceliği belirtilmiştir. Mekke’de nazil olan sure 182 ayet olup Kur’an-ı Kerim’de de 37. Sırada yer alır.

Kusursuz bir yapıya sahip olan insanın, kendisinde var olan bu yaratılış mucizesini inceleyerek Rabbinin büyüklüğünü anlaması gerektiği belirtilir. Allah yoluna gelmek istemeyen, doğrudan yana yüz çeviren ve bu durumlarında ısrar eden inkarcılara mucizelerin dahi yarar getirmeyeceği bildirilir. İnsanların, kendilerini Allah yolundan saptıracak ve yanlış fiiller işlemeye sevk edecek kişilerden uzak durmaları ve arkadaşlarını seçerken dikkat etmeleri gerektiğinden bahsedilir.

Saffat Suresinin Okunuşu

Saffat suresinin okunuşu şöyledir;

Bismillahirrahmanirrahim

1. Vessaffati saffa

2. Fezzacirati zecra

3. Fettaliyati zikra

4. İnne ilaheküm le vahıd

5. Rabbüs semavati vel erdı ve ma beynehüma ve rabbül meşarık

6. İnna zeyyennes semaed dünya bi zınetinil kevakib

7. Ve hıfzam min külli şeytanim marid

8. La yessemmeune ilel meleil a’la ve yukzefune min külli canib

9. Dühurav ve lehüm azabüv vasıb

10. İlla men hatfel hatfete fe etbeahu şihabün sakıb

11. Festeftihim ehüm eşddü halkan em men halakna inna halaknahüm min tıynil lazib

12. Bel acibte ve yesharun

13. Ve iza zükkiru la yezkürun

14. Ve iza raev ayetey yesteshırun

15. Ve kalu in haza illa sıhrum mübın

16. E iza mitna ve künna türabev ve ızamen e inna le meb’usun

17. E ve abaünel evvelun

18. Kul neam ve entüm dahırun

19. Fe innema hiye zecratüv vahıdetün fe izahüm yenzurun

20. Ve kalu ya veylena haza yevmüd dın

21. Haza yevmül faslillezı küntüm bihı tükezzibun

22. Uhşürullezıne zalemu ve ezvacehüm ve ma kanu ya’büdun

23. Min dunillahi fehduhüm ila sıratıl cehıym

24. Ve kıfuhüm innehüm mes’ulun

25. Me leküm la tenasarun

26. Bel hümül yevme müsteslimun

27. Ve akbele ba’duhüm ala ba’dıy yetesaelun

28. Kalu inneküm küntüm te’tunena anil yemın

29. Kalu bel lem tekunu mü’minın

30. Ve ma kane lena aleyküm min sultan bel küntüm kavmen tağıyn

31. Fe hakka aleyna kavlü rabbina inna le zaikun

32. Fe ağveynaküm inna künna ğavın

33. Fe innehüm yevmeizin fil azabi müşterikun

34. İnna kezalike nef’alü bil mücrimın

35. İnnehüm kanu iza kıyle lehüm la ilahe illellahü yestekbirun

36. Ve yekulune e inna letariku alihetina li şaırim mecnun

37. Bel cae bil hakkı ve saddekal murselın

38. İnneküm lezaikul azabil elım

39. Ve ma tüczevne illa ma küntüm ta’melun

40. İlla ıbadellahil muhlesıyn

41. Ülaike lehüm rizkum ma’lum

42. Fevakih ve hüm mükramun

43. Fı cennatin neıym

44. Ala sürurim mütekabilın

45. Yütafü alyhim bi ke’sim mim meıyn

46. Beydae lezzetil lişşaribın

47. La fıha ğavlüv ve la hüm anha yünzefun

48. Ve ındehüm kasıratüt tarfi ıyn

49. Ke ennehünne beydum meknun

50. Fe akbele ba’duhüm ala ba’dıy yetesaelun

51. Kle kailüm minhüm innı kane lı karın

52. Yekulü e inneke le minel müsaddikıyn

53. E iza mitna ve künna türabev ve ızamen e inna le medınun

54. Kale hel entüm müttaliun

55. Fattalea fe raahü fı sevail cehıym

56. Kale tellahi in kidte le türdın

57. Ve lev la nı’metü rabbı leküntü minel muhdarın

58. E fe ma nahnü bi meyyitın

59. İlla mevtetenel ula ve ma nahnü bi müazzebın

60. İnne haza le hüvel fevzül azıym

61. Li misli haza felya’melil amilun

62. E zalike hayrun nüzülen em şeceratüzç zekkum

63. İnna cealnaha fitnetel liz zalimın

64. İnneha şeceratün tahrucü fı aslil cehıym

65. Tal’uha ke ennehu ruusüş şeyatıyn

66. Fe innehüm le akilune minha fe maliune minhel butün

67. Sümme inne lehüm aleyha le şevbem min hamum

68. Şümme inne merciahüm le ilel cehıym

69. İnnehüm elfev abaehüm dallın

70. Fe hüm ala asarihim yühraun

71. Ve le kad dalhle kablehüm ekserul evvelın

72. Ve le kad erselna fıhim münzirın

73. Fenzur keyfe kane akıbetül münzerın

74. İlla ıbadellahil muhlesıyn

75. Ve le kad nadana nuhun fe le nı’mel müccıbun

76. Ve necceynahü ve ehlehu minel kerbil azıym

77. Ve cealna zürriyyetehu hümül bakıyn

78. Ve terakna aleyhi fil ahırın

79. Selamün ala nuhın fil alemın

80. İnna kezalike neczil muhsinın

81. İnnehu min ıbadinel mü’minın

82. Sümme ağraknel aharın

83. Ve inne min şıatihı le ibrahım

84. İz cae rabbehu bi kalbin selım

85. İz kale li ebıhi ve kavmihı maza ta’büdun

86. E ifken aliheten dunellahi türıdun

87. Fe ma zannüküm bi rabbil alemın

88. Fe nezara nazraten fin nücum

89. Fe kale innı sekıym

90. Fe tevellev anhü müdbirın

91. Ferağa ila alihetihim fe kale e ela te’külun

92. Ma leküm la tentıkun

93. Ferağa aleyhim darbem bil yemın

94. Fe akbelu ileyhi yeziffun

95. Kale e ta’büdune ma tenhıtun

96. Vallahü halekkkaküm ve ma ta’melun

97. Kalübnu lehu bünyanen fe elkuhü fil cehıym

98. Fe eradü bihı keyden fe cealnahümül esfelın

99. Ve kale innı zahibün ila rabbı seyehdın

100. Rabbi heb lı mines salihıyn

101. Fe beşşernahü bi ğulamin halım

102. Felemma beleğa meahüs sa’ye kale ya büneyye innı era fil menami ennı ezbehuke fenzur maza tera kale ya ebetif’al ma tü’meru setecidünı in şaellahü mines sabirın

103. Felemma eslema ve tellehu lil cebın

104. Ve nadeynahü ey ya ibrahım

105. Kad saddakter rü’ya inna kezalike neczil muhsinın

106. İnne haza le hüvel belaül mübın

107. Ve fedeynahü bi zibhın azıym

108. Ve terakna aleyhi fil ahırın

109. Selamün ala ibrahım

110. Kezalike neczil muhsinın

111. İnnehu min ıbadinel mü’minın

112. Ve beşşernahü bi ishaka nebiyyem mines salihıyn

113. Ve barakna aleyhi ve ala ishak ve min zürriyyetihima muhsinüv ve zalimül li nefsihı mübın

114. Ve le kad menenna ala musa ve haun

115. Ve necceynahüma va kavmehüma minel kerbil azıym

116. Ve nasarnahüm fe kanu hümül ğalibın

117. Ve ateynahümel kitabel müstebın

118. Ve hedeynahümes sıratal müstekıym

119. Ve terakna aleyhima fil ahırın

120. Selamün ala musa ve harun

121. İnna kezalik enczil muhsinın

122. İnnehüma min ıbadinel mü’minın

123. Ve inne ilyase le minel murselın

124. İz kale li kavmihı ela tettekun

125. E ted’une ba’lev ve tezerune ahsenel halikıyn

126. Allahe rabbeküm ve rabbe abaikümül evvelın

127. Fe kezzebuhü fe innehüm le muhdarun

128. İlla ıbadellahil muhlesıyn

129. Ve terakna aleyhi fil ahırın

130. Selamün ala ilyasın

131. İnna kezalike neczil muhsinın

132. İnnehu min ıbadinel mü’minın

133. Ve inne lutal le minel mürselın

134. İz necceynahü ve ehlehu ecmeıyn

135. İlla acuzen fil ğabirın

136. Sümme demmernel aharın

137. Ve inneküm le temürrune aleyhim musbihıyn

138. Ve bil leyl e fe la ta’kılun

139. Ve inne yunüse le minel murselın

140. İz ebeka ilel fülkil meşhun

141. Fe saheme fe kane minel müdhadıyn

142. Feltekamehül hutü ve hüve mülım

143. Fe lev la ennehu kane minel müsebbihıyn

144. Le lebise fı batnihı ila yevmi yüb’asun

145. Fe nebeznahü bil arai ve hüve sekıym

146. Ve embenta aleyhi şeceratem miy yaktıyn

147. Ve erselnahü ila mieti elfin ev yezıdün

148. Fe amenu fe metta’nahüm ila hıyn

149. Festeftihim e li rabbikel benatü ve lehümül benun

150. Em halaknel melaiket inasev ve hüm şahidun

151. E la innehüm min ifkihim le yekulun

152. Veledellahü ve innehüm le kazibun

153. Astafel benati alel benın

154. Ma leküm keyfe tahkümun

155. E fe la tezekkerun

156. Em leküm sültanüm mübın

157. Fe’tu bi kitabiküm in küntüm sadikıyn

158. Ve cealu beynehu ve beynel cinneti neseba ve le kad alimetil cinnetü innehüm le muhdarun

159. Sübhanellahi amma yesıun

160. İlla ıbadellahil muhlesıyn

161. Fe inneküm ve ma ta’büdun

162. Ma entüm aleyhi bi fatinın

163. İlla men hüve salil cehıym

164. Ve ma minna illa lehü mekamüm ma’lum

165. Ve inna le nahnüs saffun

166. Ve inna le nahnül müsebbihün

167. Ve in kanu le yekulun

168. Lev enne ındena zikram minel evvelin

169. Lekünna ıbadellahil muhlesıyn

170. Fe keferu bih fe sevfe ya’lemun

171. Ve le kad sebekat kelimetüna li ıbadinel murselın

172. İnnehüm le hümül mensurun

173. Ve inne cündena lehümül ğalibun

174. Fe tevelle anhüm hatta hıyn

175. Ve ebsırhüm fe sevfe yübsırun

176. E fe biazabina yesta’cilun

177. Fe iza nezele bi sahatihim fe sae sabahul münzerın

178. Ve tevelle anhüm hatta hıyn

179. Ve ebsır fe sevfe yübsırun

180. Sübhane rabbike rabbil ızzeti amma yesfun

181. Ve selamün alel murselın

182. Vel hamdü lillahi rabbil alemın

Saffat Suresinin Arapça Yazılışı

Saffat Suresi Arapça, yazılışı şu şekildedir;

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

وَالصَّٓافَّاتِ صَفًّاۙ ﴿1﴾ فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًاۙ ﴿2﴾ فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ ﴿3﴾ اِنَّ اِلٰهَكُمْ لَوَاحِدٌۜ ﴿4﴾ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِۜ ﴿5﴾ اِنَّا زَيَّنَّا السَّمَٓاءَ الدُّنْيَا بِز۪ينَةٍۨ الْكَوَاكِبِۙ ﴿6﴾ وَحِفْظًا مِنْ كُلِّ شَيْطَانٍ مَارِدٍۚ ﴿7﴾ لَا يَسَّمَّعُونَ اِلَى الْمَلَاِ الْاَعْلٰى وَيُقْذَفُونَ مِنْ كُلِّ جَانِبٍۗ ﴿8﴾ دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌۙ ﴿9﴾ اِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَاَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ﴿10﴾ فَاسْتَفْتِهِمْ اَهُمْ اَشَدُّ خَلْقًا اَمْ مَنْ خَلَقْنَاۜ اِنَّا خَلَقْنَاهُمْ مِنْ ط۪ينٍ لَازِبٍ ﴿11﴾ بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَۖ ﴿12﴾ وَاِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَۖ ﴿13﴾ وَاِذَا رَاَوْا اٰيَةً يَسْتَسْخِرُونَۖ ﴿14﴾ وَقَالُٓوا اِنْ هٰذَٓا اِلَّا سِحْرٌ مُب۪ينٌۚ ﴿15﴾ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَبْعُوثُونَۙ ﴿16﴾ اَوَاٰبَٓاؤُ۬نَا الْاَوَّلُونَۜ ﴿17﴾ قُلْ نَعَمْ وَاَنْتُمْ دَاخِرُونَۚ ﴿18﴾ فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَاِذَا هُمْ يَنْظُرُونَ ﴿19﴾ وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هٰذَا يَوْمُ الدّ۪ينِ ﴿20﴾ هٰذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذ۪ي كُنْتُمْ بِه۪ تُكَذِّبُونَ۟ ﴿21﴾ اُحْشُرُوا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا وَاَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَۙ ﴿22﴾ مِنْ دُونِ اللّٰهِ فَاهْدُوهُمْ اِلٰى صِرَاطِ الْجَح۪يمِۙ ﴿23﴾ وَقِفُوهُمْ اِنَّهُمْ مَسْؤُ۫لُونَۙ ﴿24﴾ مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ﴿25﴾ بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ﴿26﴾ وَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ﴿27﴾ قَالُٓوا اِنَّكُمْ كُنْتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَم۪ينِ ﴿28﴾ قَالُوا بَلْ لَمْ تَكُونُوا مُؤْمِن۪ينَۚ ﴿29﴾ وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُمْ مِنْ سُلْطَانٍۚ بَلْ كُنْتُمْ قَوْمًا طَاغ۪ينَ ﴿30﴾ فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَاۗ اِنَّا لَذَٓائِقُونَ ﴿31﴾ فَاَغْوَيْنَاكُمْ اِنَّا كُنَّا غَاو۪ينَ ﴿32﴾ فَاِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ﴿33﴾ اِنَّا كَذٰلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِم۪ينَ ﴿34﴾ اِنَّهُمْ كَانُٓوا اِذَا ق۪يلَ لَهُمْ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ يَسْتَكْبِرُونَۙ ﴿35﴾ وَيَقُولُونَ اَئِنَّا لَتَارِكُٓوا اٰلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَجْنُونٍۜ ﴿36﴾ بَلْ جَٓاءَ بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَل۪ينَ ﴿37﴾ اِنَّكُمْ لَذَٓائِقُوا الْعَذَابِ الْاَل۪يمِۚ ﴿38﴾ وَمَا تُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَۙ ﴿39﴾ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿40﴾ اُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَعْلُومٌۙ ﴿41﴾ فَوَاكِهُۚ وَهُمْ مُكْرَمُونَۙ ﴿42﴾ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِۙ ﴿43﴾ عَلٰى سُرُرٍ مُتَقَابِل۪ينَ ﴿44﴾ يُطَافُ عَلَيْهِمْ بِكَأْسٍ مِنْ مَع۪ينٍۙ ﴿45﴾ بَيْضَٓاءَ لَذَّةٍ لِلشَّارِب۪ينَۚ ﴿46﴾ لَا ف۪يهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنْزَفُونَ ﴿47﴾ وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ ع۪ينٌۙ ﴿48﴾ كَاَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَكْنُونٌ ﴿49﴾ فَاَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ يَتَسَٓاءَلُونَ ﴿50﴾ قَالَ قَٓائِلٌ مِنْهُمْ اِنّ۪ي كَانَ ل۪ي قَر۪ينٌۙ ﴿51﴾ يَقُولُ اَئِنَّكَ لَمِنَ الْمُصَدِّق۪ينَ ﴿52﴾ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا ءَاِنَّا لَمَد۪ينُونَ ﴿53﴾ قَالَ هَلْ اَنْتُمْ مُطَّلِعُونَ ﴿54﴾ فَاطَّلَعَ فَرَاٰهُ ف۪ي سَوَٓاءِ الْجَح۪يمِ ﴿55﴾ قَالَ تَاللّٰهِ اِنْ كِدْتَ لَتُرْد۪ينِۙ ﴿56﴾ وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبّ۪ي لَكُنْتُ مِنَ الْمُحْضَر۪ينَ ﴿57﴾ اَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّت۪ينَۙ ﴿58﴾ اِلَّا مَوْتَتَنَا الْاُو۫لٰى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ ﴿59﴾ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظ۪يمُ ﴿60﴾ لِمِثْلِ هٰذَا فَلْيَعْمَلِ الْعَامِلُونَ ﴿61﴾ اَذٰلِكَ خَيْرٌ نُزُلًا اَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ ﴿62﴾ اِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِلظَّالِم۪ينَ ﴿63﴾ اِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ ف۪ٓي اَصْلِ الْجَح۪يمِۙ ﴿64﴾ طَلْعُهَا كَاَنَّهُ رُؤُ۫سُ الشَّيَاط۪ينِ ﴿65﴾ فَاِنَّهُمْ لَاٰكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُ۫نَ مِنْهَا الْبُطُونَۜ ﴿66﴾ ثُمَّ اِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِنْ حَم۪يمٍۚ ﴿67﴾ ثُمَّ اِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَاِلَى الْجَح۪يمِ ﴿68﴾ اِنَّهُمْ اَلْفَوْا اٰبَٓاءَهُمْ ضَٓالّ۪ينَۙ ﴿69﴾ فَهُمْ عَلٰٓى اٰثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ ﴿70﴾ وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ اَكْثَرُ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿71﴾ وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا ف۪يهِمْ مُنْذِر۪ينَ ﴿72﴾ فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنْذَر۪ينَۙ ﴿73﴾ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ۟ ﴿74﴾ وَلَقَدْ نَادٰينَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُج۪يبُونَۚ ﴿75﴾ وَنَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۘ ﴿76﴾ وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمُ الْبَاق۪ينَۘ ﴿77﴾ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَۘ ﴿78﴾ سَلَامٌ عَلٰى نُوحٍ فِي الْعَالَم۪ينَ ﴿79﴾ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿80﴾ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿81﴾ ثُمَّ اَغْرَقْنَا الْاٰخَر۪ينَ ﴿82﴾ وَاِنَّ مِنْ ش۪يعَتِه۪ لَاِبْرٰه۪يمَۢ ﴿83﴾ اِذْ جَٓاءَ رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَل۪يمٍ ﴿84﴾ اِذْ قَالَ لِاَب۪يهِ وَقَوْمِه۪ مَاذَا تَعْبُدُونَۚ ﴿85﴾ اَئِفْكًا اٰلِهَةً دُونَ اللّٰهِ تُر۪يدُونَۜ ﴿86﴾ فَمَا ظَنُّكُمْ بِرَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿87﴾ فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِۙ ﴿88﴾ فَقَالَ اِنّ۪ي سَق۪يمٌ ﴿89﴾ فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِر۪ينَ ﴿90﴾ فَرَاغَ اِلٰٓى اٰلِهَتِهِمْ فَقَالَ اَلَا تَأْكُلُونَۚ ﴿91﴾ مَا لَكُمْ لَا تَنْطِقُونَ ﴿92﴾ فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَم۪ينِ ﴿93﴾ فَاَقْبَلُٓوا اِلَيْهِ يَزِفُّونَ ﴿94﴾ قَالَ اَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَۙ ﴿95﴾ وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ﴿96﴾ قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَاَلْقُوهُ فِي الْجَح۪يمِ ﴿97﴾ فَاَرَادُوا بِه۪ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْاَسْفَل۪ينَ ﴿98﴾ وَقَالَ اِنّ۪ي ذَاهِبٌ اِلٰى رَبّ۪ي سَيَهْد۪ينِ ﴿99﴾ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿100﴾ فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَل۪يمٍ ﴿101﴾ فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ اِنّ۪ٓي اَرٰى فِي الْمَنَامِ اَنّ۪ٓي اَذْبَحُكَ فَانْظُرْ مَاذَا تَرٰىۜ قَالَ يَٓا اَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُۘ سَتَجِدُن۪ٓي اِنْ شَٓاءَ اللّٰهُ مِنَ الصَّابِر۪ينَ ﴿102﴾ فَلَمَّٓا اَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَب۪ينِۚ ﴿103﴾ وَنَادَيْنَاهُ اَنْ يَٓا اِبْرٰه۪يمُۙ ﴿104﴾ قَدْ صَدَّقْتَ الرُّءْيَاۚ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿105﴾ اِنَّ هٰذَا لَهُوَ الْبَلٰٓؤُ۬ا الْمُب۪ينُ ﴿106﴾ وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظ۪يمٍ ﴿107﴾ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿108﴾ سَلَامٌ عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ ﴿109﴾ كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿110﴾ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿111﴾ وَبَشَّرْنَاهُ بِاِسْحٰقَ نَبِيًّا مِنَ الصَّالِح۪ينَ ﴿112﴾ وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلٰٓى اِسْحٰقَۜ وَمِنْ ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِنَفْسِه۪ مُب۪ينٌ۟ ﴿113﴾ وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَۚ ﴿114﴾ وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظ۪يمِۚ ﴿115﴾ وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِب۪ينَۚ ﴿116﴾ وَاٰتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَب۪ينَۚ ﴿117﴾ وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۚ ﴿118﴾ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿119﴾ سَلَامٌ عَلٰى مُوسٰى وَهٰرُونَ ﴿120﴾ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿121﴾ اِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿122﴾ وَاِنَّ اِلْيَاسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ﴿123﴾ اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَلَا تَتَّقُونَ ﴿124﴾ اَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ اَحْسَنَ الْخَالِق۪ينَۙ ﴿125﴾ اَللّٰهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ اٰبَٓائِكُمُ الْاَوَّل۪ينَ ﴿126﴾ فَكَذَّبُوهُ فَاِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ﴿127﴾ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿128﴾ وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْاٰخِر۪ينَ ﴿129﴾ سَلَامٌ عَلٰٓى اِلْ‌يَاس۪ينَ ﴿130﴾ اِنَّا كَذٰلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِن۪ينَ ﴿131﴾ اِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِن۪ينَ ﴿132﴾ وَاِنَّ لُوطًا لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ﴿133﴾ اِذْ نَجَّيْنَاهُ وَاَهْلَهُٓ اَجْمَع۪ينَۙ ﴿134﴾ اِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِر۪ينَ ﴿135﴾ ثُمَّ دَمَّرْنَا الْاٰخَر۪ينَ ﴿136﴾ وَاِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِمْ مُصْبِح۪ينَۙ ﴿137﴾ وَبِالَّيْلِۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ۟ ﴿138﴾ وَاِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَل۪ينَۜ ﴿139﴾ اِذْ اَبَقَ اِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِۙ ﴿140﴾ فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ الْمُدْحَض۪ينَۚ ﴿141﴾ فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُل۪يمٌ ﴿142﴾ فَلَوْلَٓا اَنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُسَبِّح۪ينَۙ ﴿143﴾ لَلَبِثَ ف۪ي بَطْنِه۪ٓ اِلٰى يَوْمِ يُبْعَثُونَ ﴿144﴾ فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَٓاءِ وَهُوَ سَق۪يمٌۚ ﴿145﴾ وَاَنْبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِنْ يَقْط۪ينٍۚ ﴿146﴾ وَاَرْسَلْنَاهُ اِلٰى مِائَةِ اَلْفٍ اَوْ يَز۪يدُونَۚ ﴿147﴾ فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى ح۪ينٍۜ ﴿148﴾ فَاسْتَفْتِهِمْ اَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَۙ ﴿149﴾ اَمْ خَلَقْنَا الْمَلٰٓئِكَةَ اِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ ﴿150﴾ اَلَٓا اِنَّهُمْ مِنْ اِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَۙ ﴿151﴾ وَلَدَ اللّٰهُۙ وَاِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ ﴿152﴾ اَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَن۪ينَۜ ﴿153﴾ مَا لَكُمْ۠ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ﴿154﴾ اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ ﴿155﴾ اَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُب۪ينٌۙ ﴿156﴾ فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَادِق۪ينَ ﴿157﴾ وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًاۜ وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ اِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَۙ ﴿158﴾ سُبْحَانَ اللّٰهِ عَمَّا يَصِفُونَۙ ﴿159﴾ اِلَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿160﴾ فَاِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَۙ ﴿161﴾ مَٓا اَنْتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِن۪ينَۙ ﴿162﴾ اِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَح۪يمِ ﴿163﴾ وَمَا مِنَّٓا اِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَعْلُومٌ ﴿164﴾ وَاِنَّا لَنَحْنُ الصَّٓافُّونَۚ ﴿165﴾ وَاِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ ﴿166﴾ وَاِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَۙ ﴿167﴾ لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ ﴿168﴾ لَكُنَّا عِبَادَ اللّٰهِ الْمُخْلَص۪ينَ ﴿169﴾ فَكَفَرُوا بِه۪ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ﴿170﴾ وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿171﴾ اِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنْصُورُونَۖ ﴿172﴾ وَاِنَّ جُنْدَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ ﴿173﴾ فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ﴿174﴾ وَاَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ﴿175﴾ اَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ﴿176﴾ فَاِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَٓاءَ صَبَاحُ الْمُنْذَر۪ينَ ﴿177﴾ وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتّٰى ح۪ينٍۙ ﴿178﴾ وَاَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ﴿179﴾ سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَۚ ﴿180﴾ وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ ﴿181﴾ وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَ ﴿182﴾

Saffat Suresinin Türkçe Anlamı

Saffat Suresinin Türkçe Anlamı, şöyledir:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

1. ayet: Saflar halinde dizilenlere andolsun,

2. ayet: Haykırıp sürükleyenlere,

3. ayet: Zikir okuyanlara,

4. ayet: Tartışmasız, sizin İlahınız gerçekten birdir.

5. ayet: Göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir, doğuların da Rabbidir.

6. ayet: Şüphesiz Biz dünya göğünü ‘çekici bir süsle’, yıldızlarla süsleyip-donattık.

7. ayet: Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;

8. ayet: Ki onlar, Mele’i A’la’ya kulak verip dinleyemezler, her yandan kovulup atılırlar;

9. ayet: Uzaklaştırılırlar. Onlara kesintisiz bir azap vardır.

10. ayet: Ancak (sözü hırsızlama) çalıp-kapan olursa, artık onu da delip geçen ‘yakıcı bir alev’ izler (ve yok eder).

11. ayet: Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.

12. ayet: Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.

13. ayet: Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.

14. ayet: Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.

15. ayet: “Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir” dediler.

16. ayet: “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?”

17. ayet: “Veya önceki atalarımız da mı?”

18. ayet: De ki: “Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

19. ayet: İşte o, yalnızca bir tek çığlıktan ibarettir; artık kendileri (diriltilmiş olarak) bakıp duruyorlar.

20. ayet: Derler ki: “Eyvahlar bize; bu, din günüdür.”

21. ayet: “Bu, sizin yalanladığınız (mü’mini kafirden, haklıyı haksızdan) ayırma günüdür.”

22. ayet: “Zulmedenleri, eşlerini ve taptıklarını biraraya getirip toplayın.”

23. ayet: “Allah’tan başka (taptıklarını); artık onları cehennemin yoluna yöneltip götürün.”

24. ayet: “Ve onları durdurup-tutuklayın, çünkü sorguya çekileceklerdir.”

25. ayet: (Onlara seslenilir:) “Ne oluyor size, birbirinizle (dünyada olduğu gibi) yardımlaşmıyorsunuz?”

26. ayet: Hayır, bugün onlar teslim olmuşlardır.

27. ayet: Kimi kimine yönelmiş olarak birbirlerine soruyorlar:

28. ayet: “Gerçekten sizler bize sağdan (sağ duyudan ve haktan) yana gelip yanaşıyordunuz.” derler.

29. ayet: (Diğerleri de:) “Hayır” derler. “Zaten sizler mü’min kimseler değildiniz.”

30. ayet: “Bizim üzerinizde zorlayıcı hiçbir gücümüz yoktu; hayır siz (kendiniz) azgın bir kavimdiniz.”

31. ayet: “Böylece Rabbimiz’in sözü (yıkım ve azap va’di) üzerimize hak oldu. Şüphesiz, (azabı) tadıcılarız.”

32. ayet: “Evet, sizi azdırdık, çünkü biz de azgın kimselerdik.”

33. ayet: Artık o gün onlar azapta ortaktırlar.

34. ayet: Doğrusu Biz, suçlu-günahkarlara böyle yaparız.

35. ayet: Çünkü onlara: “Allah’tan başka İlah yoktur” denildiği zaman, büyüklük taslarlardı.

36. ayet: Ve derlerdi ki: “Biz, ünlenmiş bir şair için ilahlarımızı terk mi edeceğiz?”

37. ayet: Hayır, o, hakkı getirmiş ve gönderilen (elçi)leri de doğrulamıştı.

38. ayet: Şüphesiz, siz, acı azabı tadıcılarsınız.”

39. ayet: Yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmayacaksınız.

40. ayet: Ancak muhlis olan kullar başka.

41. ayet: İşte onlar; onlar için bilinen bir rızık vardır.

42. ayet: Çeşitli-meyveler. Onlar ikram görenlerdir.

43. ayet: Nimetlerle donatılmış (naim) cennetlerde.

44. ayet: Birbirlerine karşı, tahtlar üzerinde (otururlar).

45. ayet: Kaynaktan (doldurulmuş) kadehlerle çevrelerinde dolaşılır.

46. ayet: Bembeyaz; içenlere lezzet (veren bir içki).

47. ayet: Onda ne bir gaile vardır, ne de kendilerinden geçip, akılları çelinir.

48. ayet: Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş iri gözlü kadınlar vardır.

49. ayet: Sanki onlar, saklı bir yumurta gibi (çarpıcı ve pürüzsüz).

50. ayet: Böyleyken, kimi kimine yönelmiş olarak, birbirlerine soruyorlar:

51. ayet: Bir sözcü der ki: “Benim bir yakınım vardı.”

52. ayet: “Derdi ki: Sen de gerçekten (dirilişi) doğrulayanlardan mısın?”

53. ayet: “Bizler öldüğümüz, toprak ve kemikler olduğumuzda mı, gerçekten biz mi (yeniden diriltilip sonra da) sorguya çekilecekmişiz?”

54. ayet: (Konuşan yanındakilere) Der ki: “Sizler (onun şimdi ne durumda olduğunu) biliyor musunuz?”

55. ayet: Derken, bakıverdi, onu ‘çılgınca yanan ateşin’ tam ortasında gördü.

56. ayet: Dedi ki: “Andolsun Allah’a, neredeyse beni de (şu bulunduğun yere) düşürecektin.”

57. ayet: “Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı, muhakkak ben de (azap yerine getirilip) hazır bulundurulanlardan olacaktım.

58. ayet: “Nasıl, biz ölecek olanlar değil miymişiz?”

59. ayet: “Yalnızca birinci ölümümüzden başka (öyle mi)? Ve biz azaba uğratılacak olanlar değil miymişiz?”

60. ayet: Şüphesiz, bu, asıl büyük ‘kurtuluş ve mutluluğun’ ta kendisidir.

61. ayet: Böylece çalışanlar da bunun bir benzeri için çalışmalıdır.

62. ayet: Nasıl, böyle bir konaklanma mı daha hayırlı yoksa zakkum ağacı mı?

63. ayet: Doğrusu Biz, onu kafirler için bir fitne (bir imtihan konusu) kıldık.

64. ayet: Şüphesiz o, �çılgınca yanan ateşin’ dibinde bitip çıkar.

65. ayet: Onun tomurcukları, şeytanların başları gibidir.

66. ayet: Artık gerçekten, ondan yiyecekler böylelikle karınlarını ondan dolduracaklar.

67. ayet: Sonra kendileri için onun üzerinde kaynar su karıştırılmış bir içkileri de vardır.

68. ayet: Sonra onların dönecekleri yer, elbette (yine) çılgınca yanan ateştir.

69. ayet: Çünkü onlar, atalarını sapık kimseler olarak bulmuşlardı.

70. ayet: Kendileri de onları izleri üzerinde koşturup-duruyorlardı.

71. ayet: Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

72. ayet: Andolsun, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik.

73. ayet: Uyarılanların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.

74. ayet: Ancak muhlis olan kullar başka.

75. ayet: Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik.

76. ayet: Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık.

77. ayet: Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık.

78. ayet: Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.

79. ayet: Alemler içinde selam olsun Nuh’a.

80. ayet: Gerçekten Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.

81. ayet: Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.

82. ayet: Sonra diğerlerini suda boğduk.

83. ayet: Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır.

84. ayet: Hani o, Rabbine arınmış (selim) bir kalp ile gelmişti.

85. ayet: Hani babasına ve kavmine demişti ki: “Sizler neye tapıyorsunuz?”

86. ayet: “Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah’tan başka ilahlar istiyorsunuz?”

87. ayet: “Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir?”

88. ayet: Sonra yıldızlara bir göz attı.

89. ayet: “Ben, doğrusu hastayım” dedi.

90. ayet: Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar.

91. ayet: Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: “Yemek yemiyor musunuz?” dedi.

92. ayet: “Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?”

93. ayet: Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi.

94. ayet: Çok geçmeden (halkı) birbirine girmiş durumda kendisine yönelip geldiler.

95. ayet: Dedi ki: “Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”

96. ayet: “Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır.”

97. ayet: Dediler ki: “Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın.”

98. ayet: Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa Biz, onları alçaltılmışlar kıldık.

99. ayet: (İbrahim) Dedi ki: “Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir.”

100. ayet: “Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et.”

101. ayet: Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik.

102. ayet: Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): “Oğlum” dedi. “Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun.” (Oğlu İsmail) Dedi ki: “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaAllah, beni sabredenlerden bulacaksın.”

103. ayet: Sonunda ikisi de (Allah’ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail’i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı.

104. ayet: Biz ona: “Ey İbrahim” diye seslendik.

105. ayet: “Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.”

106. ayet: Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı.

107. ayet: Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik.

108. ayet: Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.

109. ayet: İbrahim’e selam olsun.

110. ayet: Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.

111. ayet: Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandır.

112. ayet: Biz ona, salihlerden bir peygamber olarak İshak’ı da müjdeledik.

113. ayet: Ona ve İshak’a bereketler verdik. İkisinin soyundan, ihsanda bulunan (muhsin olan) da var, açıkça kendi nefsine zulmeden de.

114. ayet: Andolsun, Biz Musa’ya ve Harun’a lütufta bulunduk.

115. ayet: Onları ve kavimlerini o büyük üzüntüden kurtardık.

116. ayet: Onlara yardım ettik, böylece üstün gelenler oldular.

117. ayet: Ve ikisine anlatımı-açık kitabı verdik.

118. ayet: Onları dosdoğru yola yöneltip-ilettik.

119. ayet: Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.

120. ayet: Musa’ya ve Harun’a selam olsun.

121. ayet: Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.

122. ayet: Şüphesiz ikisi, Bizim mü’min olan kullarımızdandılar.

123. ayet: Gerçekten İlyas da, gönderilmiş (peygamber)lerdendi.

124. ayet: Hani kendi kavmine demişti ki: “Siz korkup sakınmaz mısınız?”

125. ayet: “Siz Ba’le tapıp da Yaratıcıların en güzeli (olan Allah’ı) mı bırakıyorsunuz?”

126. ayet: “Allah ki, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.”

127. ayet: Fakat onu yalanladılar; bundan dolayı gerçekten onlar, (azap için getirilip) hazır bulundurulacak olanlardır.

128. ayet: Ancak, muhlis olan kullar başka.

129. ayet: Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.

130. ayet: İlyas’a selam olsun.

131. ayet: Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.

132. ayet: Şüphesiz o, Bizim mü’min olan kullarımızdandı.

133. ayet: Gerçekten Lût da gönderilmiş (elçi)lerdendi.

134. ayet: Hani Biz onu ve ailesini topluca kurtarmıştık.

135. ayet: Geride bırakılanlar arasında bir yaşlı kadın dışında.

136. ayet: Sonra geride kalanları yerle bir ettik.

137. ayet: Siz onların üstünden muhakkak geçip gidiyorsunuz; sabah vakti.

138. ayet: Ve geceleyin. Yine de akıllanmayacak mısınız?

139. ayet: Şüphesiz Yunus da gönderilmiş (elçi)lerdendi.

140. ayet: Hani o, dolu bir gemiye kaçmıştı.

141. ayet: Böylece kur’aya katılmıştı da, kaybedenlerden olmuştu.

142. ayet: Derken onu balık yutmuştu, oysa o kınanmıştı.

143. ayet: Eğer (Allah’ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı,

144. ayet: Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı.

145. ayet: Sonunda o hasta bir durumdayken çıplak bir yere (sahile) attık.

146. ayet: Ve üzerine, sık-geniş yaprakla (kabağa benzer) türden bir ağaç bitirdik.

147. ayet: Onu yüzbin veya (sayısı) daha da artan (bir topluluk)a (peygamber olarak) gönderdik.

148. ayet: Sonunda ona iman ettiler, Biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

149. ayet: Şimdi sen onlara sor: -Kızlar senin Rabbinin, erkek çocuklar onların mı?

150. ayet: Yoksa onlar, şahidlik etmekteyken Biz melekleri dişiler olarak mı yarattık?

151. ayet: Dikkat edin; gerçekten onlar, düzdükleri yalanlardan dolayı derler ki:

152. ayet: “Allah doğurdu.” Onlar, hiç şüphesiz, muhakkak yalan söyleyenlerdir.

153. ayet: (Allah,) Kızları, erkek çocuklara tercih mi etmiş?

154. ayet: Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?

155. ayet: Hiç mi öğüt alıp-düşünmüyorsunuz?

156. ayet: Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?

157. ayet: Eğer doğru söylüyorsanız, öyleyse getirin kitabınızı.

158. ayet: Onlar, Kendisi’yle (Allah ile) cinler arasında bir soy-bağı kurdular. Oysa andolsun, cinler de onların gerçekten (azap için getirilip) hazır bulundurulacaklarını bilmişlerdir.

159. ayet: Onların nitelendirdiklerinden Allah Yücedir.

160. ayet: Ancak muhlis olan kullar başka.

161. ayet: Artık siz de, tapmakta olduklarınız da.

162. ayet: O’na karşı kimseyi fitneye sürükleyecek değilsiniz.

163. ayet: Ancak kendisi çılgınca yanan ateşe girecek olan başka (onu sürüklersiniz).

164. ayet: (Melekler der ki:) “Bizden her birimiz için belli bir makam vardır.”

165. ayet: “Biziz, o saflar halinde dizilmiş olanlar, gerçekten biziz.”

166. ayet: “Biziz, o tesbih edenler de, gerçekten biziz.”

167. ayet: Onlar (putatapıcılar), her ne kadar şöyle diyor idiyseler de:

168. ayet: “Eğer yanımızda öncekilerden bir zikir (kitap) bulunmuş olsaydı.”

169. ayet: “Gerçekten bizler de, Allah’ın muhlis olan kullarından olurduk.”

170. ayet: Fakat (kitap gelince) onu tanımayıp-küfrettiler; yakında bileceklerdir.

171. ayet: Andolsun, (peygamber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir:

172. ayet: Gerçekten onlar, muhakkak nusret (yardım ve zafer) bulacaklardır.

173. ayet: Ve hiç şüphesiz; Bizim ordularımız, üstün gelecek olanlar onlardır.

174. ayet: Öyleyse sen, bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

175. ayet: Ve onları seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.

176. ayet: Şimdi onlar, Bizim azabımızı mı acele istiyorlar?

177. ayet: Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp-korkutulanların sabahı ne kötü olur.

178. ayet: Sen bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

179. ayet: Ve seyret; (azabı) yakında göreceklerdir.

180. ayet: Üstünlük ve güç (izzet) sahibi olan senin Rabbin, onların nitelendirdiklerinden Yücedir.

181. ayet: Gönderilmiş (peygamber)lere selam olsun.

182. ayet: Ve alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun.

Saffat Suresinin Fazileti

Saffat Suresi Fazileti, bu sure ile ilgili Efendimiz (s.a.v) buyurdular ki: ‘’Her kim Saffat suresini okursa, bütün cin ve şeytanların sayısınca ona sevap verilir.’’ (Ebu Suud Efendi, Ebu Suud Tefsiri, 7/212) Saffat suresi ile ilgili bir başka hadis-i şerif de şöyledir: ‘’Her kimi, kıyamet gününde en bol ölçekle tartması (en büyük sevaba nail olması) sevindirirse, namazını bitirdiğinde (Saffat suresinin son üç ayetini) okusun.’’ (Ali el-Müttaki, Kenzü’l-Ummal, 3481

Saffat Suresi Dinle

https://www.youtube.com/watch?v=aRH4uTyjNK8

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz