Ana Sayfa Rüya Tabirleri

Rüyanın Bilimsel Tarifi

Rüya, uykunun REM olarak tanımlanan evresinde yani göz hareketlerinin hızlı olduğu anlarla ilintili anlamlı anlamsız görüntü ses gibi olguların yaşanmasıdır. Rüyaların biyolojik muhtevası, matematiği ve amaçları tamamıyla anlaşılmış değildir. Rüyalar “hissiz algı’nın bir çeşidi veya objesiz algı olarak da değerlendirilebilir’’.

Rüyalar inanç dünyasını çeşitlendirip farklılaşmalara neden olmuşlar. Görülen rüyaların ilgilileri tarafından farklı yorumlana bilmeleri bize bir görüngü olduğunu göstermektedir. Şöyle ki; birinin anlattığı rüyayı dünyada ondan başka gören yoktur. Görenin beyanının, yorumlayanın da tahmini ötesinde ne varsa…Rüyaların bilimsel arenada incelendiği dala oneiroloji denir.

Rüya Nedir?
Hemen her insan uyku sırasında görsel ve işitsel olarak algıladığı hayalleri soyutsal kavramları ya da nesneleri görür bunu da rüya olarak tanımlar. Peki, biz niçin ve hangi surette rüya görüyoruz. İlk insanın yaratılışından bu güne kadar filozoflar, bilim adamları, din âlimleri rüyayı çeşitli şekillerde analiz etmeye çalışmışlar, açıklamışlar, düşünmüşler, fakat kesinlik ifade edememişlerdir. Her ne kadar kesinlik ifade edilememişse de şunu söyleyebiliriz: insanoğlunun gördüğü rüyalar çok büyük ve soyut bir dünyayı gerçekler tabi o dünyanın içinde kalmak suretiyle…

Rüya ölüm sonrası yaşamla ilintili olduğu gibi bu ilintiyi yakalamak ruh ve kalp temizliği ile olanak bulabilmektedir. Rüyayla ince detaylar realiteler keşif olunmuş ve ilelebet bu keşifler devam edecektir.

Bazı araştırmacıların tespitlerine ve görüşlerine göre, vücudun; uyku esnasında faaliyetten uzak olmasına, dinlenme veya uyku durumunda bulunmasına da gerek yoktur. Uyku sırasında alınan EEG değerleri üzerinde yapılan incelemelerde beyin fonksiyonlarında hareketsizlik görülmemiştir.

Bilgisayar bilimleri bölümü psikoloji kliniği araştırmacı Dr. Evans uykunun en önemli gayesinin rüya görmeye ortam hazırlaması olduğunu beyan etmiştir. Dr.W. Dument ise rüya görmenin önemini bünyesel, fiziksel dengelerin peyda olması ile açıklar.
İnsanoğlu yaşam süresinin yaklaşık olarak üçte birini uyuyarak geçirir ki bu da ortalama 60 senelik bir ömrün 20 senesi demektir.

Ruhbilimi alanında şöhret yapan S. Freud: uyku, günlük çalışmalarından yorgun hale gelen insan bedeninin dinlenme vaktidir ve insan rüya görür, bunun altında da şuur altı düşünceler hasretlikler sinema sahnesi gibi göz önünden geçer diye açıklamıştır. S.Freud bu açıklamasıyla rüyayı bir yönüyle tanımlamıştır aslında.

S.Freud’a göre şuurun sakladığı olgular açığa çıkmak için rüyadan faydalanır. Bazı saklı olgular ancak rüya kanalıyla ortaya çıkar. Freud’un bilimsel yaklaşımlarını benimseyen bazı hekimler rüyalara önem arz ederek hastalarının tedavisini sağlarlar.

Birçok soyut kavramların izahatları bilimsel arenalarda arz edilebilmekte ancak söz konusu rüyalar olunca bunun çok zor olduğu bilim çevrelerince de kabul edilmektedir. Olayın bilimsel dataların dışında ilmi yaklaşımlar yani dini açıdan da bakılmak zorunluluğu da bir faydalanılabilir realitedir. Eski dönemlerde yaşayan uygarlıklar rüyaları önemsemişler analizler yapmışlardır. Gördükleri rüyaların korku ilahları marifetiyle kendilerine verilen armağan ya da kötülük olarak algılamışlardır.

Dönemlerinde yaşayan bilge insanlar onları aydınlatmış görülen rüyalara yorumlar getirmişlerdir. Rüyaları ilk yorumlayanların kimler olduğu bilinmemekle beraber Babil kâhinlerinin bu sahada ilerlediği anlaşılmaktadır. Kaldeliler, eski Mısırlılar, eski Yunanlılar ve Araplar astroloji rüya yorumlama hususunda başarı sağlamışlardır. Ayrıca Araplar rüya yorumu ile ilgili yazılı kaynakları günümüze kadar taşımışlardır.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz