Ana Sayfa Fıkıh

Rızık

Muaz b. Cebel’den (r.a) bir rivayette, Resûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır:
“Allah (c.c) şöyle der: ‘Ey Adem oğlu! Günah işlediğin zaman benden utan; zira ben o (amellerin hesabının sorulacağı) büyük arz günü sana azap etmekten haya duyarım!

Ey Adem oğlu! Bana tövbe et ki, sana peygamberlerime bulunduğum ikramlarda bulunayım!
Ey Adem oğlu! Kalbini benden çevirme! Şayet çevirirsen sana yardımda bulunmam!
Ey Adem oğlu! Kıyamet günü karşıma yeryüzü dolusu iyiliklerinle gelsen de, beni müjde ve azaplarımla doğrulamadığın (tasdik etmediğin) müddetçe onları kabul etmem!
Ey Adem oğlu! Ben rızkı verenim; sen de rızıklanansın. Sen de biliyorsun ki, ecelin gelene kadar sana rızkını tastamam vereceğim. O hâlde, rızık endişesiyle bana olan itaatini bırakma! Şayet rızık korkusuyla bana itaatte kusur edersen, azabım sana hak olacaktır!
Ey Adem oğlu! Şayet bu beş şeyi muhafaza edersen cennet sana vacip olur.”[1]

İbnu Asfûr anlatıyor: Ey kardeşlerim! Allahu Teâla’nın,
“Hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın!” [2] ayetinde ifade edilen manaya göre, hiç kimse ne çok rızkının üzerine düşsün; ne de itaat ve ibadet edeceğim düşüncesiyle rızkını aramaktan geri kalmasın.

İbrahim b. Edhem’in günahlarından tövbe edip Allah’ın veli kullarından olmasının sebebi, bir hikayede şöyle anlatılır:
“Günlerden bir gün avlanmaya çıkan İbrahim b. Edhem, konaklamak için bir yere oturur ve sofrasını serer. O sırada bir karga gelerek yemek yediği sofrasından bir parça ekmek alarak havalanıp uçup gider.

Bu olaya çok şaşıran İbrahim b. Edhem, hemen atına binerek karganın peşine takıldı. Yüksek bir dağın üzerine uçan kuş, İbrahim’in gözünden kayboldu. Hayretini yenemeyen İbrahim, kuşu aramak için atından indi ve dağa tırmandı. Sonunda uzaklardan da olsa yine kuşu buldu.

Yanına doğru yaklaşmakta iken onu fark eden kuş, havalanıp kaçtı. Kuşun konduğu yere gelen İbrahim, orada elleri kolları bağlı bir adamı sırt üstü yatar hâldeyken buldu. Hemen iplerini çözdü ve bu hâle gelmesinin sebeplerini sormaya başladı. Adam şöyle anlattı:
Ben bir tüccarım. Buradan geçmekte iken eşkıyalar beni yakalayıp bütün malımı-mülkümü aldılar; fakat, beni öldürmeyip ellerimi ayaklarımı bağlayıp işte buraya attılar. Yedi gündür buradayım. Her gün o karga gelir, göğsüme konar ve getirdiği ekmekleri gagasıyla parçalayarak ufak ufak ağzıma atar. Burada kaldığım günler süresince Allah (c.c) beni hiç aç bırakmadı.”

İbrahim b. Edhem karşılaştığı bu hadiseden sonra Allah’a tövbe ederek ona yöneldi. Bir ülkenin padişahı olması sebebiyle üzerinde bulunan bütün o güzel elbiseleri çıkardı ve basit bir sûfî elbisesi giydi. Bütün hizmetçi ve kölelerini azat etti. Bütün mal ve mülkünü vakfetti.

Hükümdarlığı da bırakarak; yanına hiçbir binek ve yiyecek almadan eline aldığı bir değnekle Mekke’ye koyuldu. Sadece Allah’a tevekkül etti. Bu yolculuk esnasında hiç aç kalmadı. Kabe’ye ulaştığında Allah’a şükretti. O’na hamd ve sena ederek şu ayetleri okudu: “Kim ki Allah’a tevekkül ederse (ona güvenirse) O ona yeter. Şüphesiz ki Allah, emrini yerine getirir. Allah her şey için bir ölçü tayin etmiştir”[3]

Kaynakça;
[1] Hadisin ilk kısmıyla ilgili rivayetler için bkz: El-Müttakî, el-Hindî Kenzu’l-Ummâl, No: 42680-42684; Ebu Ya’lâ el-Me￿sılî, el-Müsned, 64; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, 8777.
[2] Enam, 6/38.
[3] Talak, 65/3.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz