Ana Sayfa Tasavvuf

Rabıtanın Reddiyesine Cevaplar

“Biz her Peygamberi, ancak Allah’ın izni ile kendisine itaat olunmak için gönderdik. Eğer onlar, nefislerine zulmettikleri zaman sana gelip, Allah’tan mağfiret dileseler ve peygamber de onlara mağfiret dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri ziyadesiyle kabul edici ve çok esirgeyici bulacaklardı”[1] ayeti ve:

 “Bana Selat-u selam getiren ve beni Allah’a vesile kılanlara şefaatim gerçekleşir.”[2]

 “Vesile, Allah katında kendisinden daha üstün bir derece bulunmayan mertebedir, Allah’tan size beni, vesile kılmasını isteyin.”[3]

 “Allah’tan size beni vesile kılmasını dileyin. Dünyada bu istekte bulunan her kula, kıyamet günü şahid ve şefaatçı olurum.”[4]

“Allah’tan beni size vesile kılmasını isteyin.” Şeklindeki bir hitap karşılığında, Ashab: Vesile nedir? Ya Resülallah! diye sordular. O da:
“Cennetteki derecelerin en yükseğidir. Bu dereceye ancak bir kişi ulaşabilir. Ben de o kişinin ben olmasını istiyorum.”[5]

Hadislerini delil olarak ileri sürüp düşüncelerini haklı göstermeye çalışmışlardır.
Ruhu’l Beyan tefsiri’nde bu ayeti kerime (Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve ona yaklaşmaya vesile arayın.) tefsir edilirken şöyle denmiştir:

“Bil ki, ayeti kerime, açıkça vesileye yapışmayı emretmektedir. Vesile gereklidir. Çünkü Allah’u Tealaya vuslat, bir vesile ve bir vasıta ile olmaktadır. Bunun için en güzel vesile ve vuslat yolu da, hakikat alimleri ve tarikat şeyhleridir. İnsanın kendi başına amel etmesi, benlik ve varlık duygusunu artırabilir. Fakat Peygamber ve velilerin tarifi, mürşidin işaret ve kontrolüyle yapılan amelde, benlik duygusu bulunmaz. Böyle bir amel ve mürşidi kamillerin nezaretinde seyr-i sülük yapmak talebi, Rabb’ul Alemine ulaştırır. Ehl-i hayrın ve Salihlerin sohbetinde büyük bir şeref ve saadet vardır.

Cenab- Hakk, bazı şeyleri yapmaya ruhları görevlendirir. Yüce makam ve hallere ulaşmış mukaddes ruhlar, kirlenmiş, zulmete bulanmış habis (pis) ruhların şerrini def için tasarrufta bulunur, kendileriyle Allah’a (c.c) sığınıldığında koruyucu olurlar. Şu halde Allah’ın tam (kamil, mükemmil) kelimelerinden murat, bu temiz, yüce ruhlardır.

“Alimler Peygamberlerin varisidir.”[6]
Hadisini şerh eden Allame Münavi, bu verasetin özelliklerini şöyle ifade etmiştir. Malumdur ki miras, en yakın kimselere intikal eder. Din konusun da Peygamber’e (s.a.v) en yakın olanlar da hiç şüphesiz, dünyadan yüz ve gönül çevirip tamamen ahiret’e yönelen gerçek alimlerdir.
Hz Peygamber’in (s.a.v) nazarla terbiye ve terakkisi onlara da intikal etmektedir. Avarif sahibi İmam Sühreverdinin belirttiği gibi onların nazarı deva, kelam-ı şifa, bütün hareket ve sekenatı Allah Teala ile olmaktadır. Manevi terbiye ve terakkisinde irşad makamına yükseltilmiş bu kamil insanlardan, tabi’ ve müritlerine bir çok manevi ilim ve nur intikal etmekte, onlar vasıtasıyla bereket yayılmaktadır.

Meseleyi özetlersek:
Yukarıdan beri izah etmeye çalıştığımız “Ey iman edenler, Allah’tan korkun, ona yaklaşmaya vesile arayın.”[7] ayeti kerimesinde geçen “Vesile” mutlak, dolayısıyla genel anlam ifade eder. Rabıta da ona yakınlığa bir vesile olduğundan bu hükme dahildir.
Bilindiği gibi vesile “Allah’u Teala’ya yaklaşmak için istifade edilecek her şeydir. Allah Teala’ya yakınlaşmada en güzel vesile, Peygamber’dir (s.a.v).

Hallerinde, fiil ve hareketlerinde O’nun sünnetine uyan kemal sahibi kimseler de bir vesiledir. Binaenaleyh Hakk’a yakınlıkları bilinen ve “Görüldüğünde yüzleri Allah’ı hatırlatan” Allah adamlarını Allah Teala’ya vesile saymak hem tevessül hem de rabıtadır.

“De ki eğer siz Allah Teala’yı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah Teala da sizi sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün. Allah Gafürdur, Rahimdir.”[8]

Görüldüğü üzere bu ayeti kerimede rabıtaya işaret vardır. Çünkü ittiba etmek, ittiba edilen kimsenin ya bizzat görülmesini veya hayal edilmesini gerektirir. Böyle olmadan ona ittiba etmek nasıl mümkün olabilir? Hz. Ebu Bekir (r.a.) bir gün Resülullah’a (s.a.v) gelerek; Ey Allah’ın Resülü; “Her zaman hayaliniz gözümün önünde duruyor. Hatta istemediğim bazı yerlerde bile sizi hayal ediyorum” demişti. Peygamber (s.a.v) bu durumu men etmemişti. Bu hadise rabıtaya bir işaret ve bir delildir.

Elmalı Hamdi yazır iseVahdeniyet-i ilahi şahsiyet-i Muhammediye’de değil, şahsiyet-i Muhammediye vahdeniyyet-i ilahiyye de fani olduğu için, ona kemali muhabbetle ittiba, yine ona en güzel şekliyle uymak demektir.” Şeklinde açıklamıştır.

Tasavvuf da ideal olarak Hz. Peygamber’i (s.a.v) ve onun ahlakını gerçekleştirmeyi hedef aldığına göre, rabıtanın bu gayeye götürmek üzere tespit edilen bir eğitim metodu olduğu söylenebilir. Kamil ahlaka sahip kişilerle gereken sevgi bağı diye tanımlanan rabıtanın aslı ittihaddır. Yani sevenin zatıyla, sevgilinin zatının aynı olmasıdır.

Ali b. Vefa “Davranışlarında şeyhine benzeyen ve ona uyan kimseye, şeyhinin marifeti aynıyla yansır. Bu yolla kişi, şeyhinin haline aynıyla sahip olur, derken rabıtanın niçin yapılması gerektiğine işaret etmektedir. Kendini tanıman, şeyhini tanıman kadardır. Şeyhi ile bağlantısı kopan kimse ağaçtan koparılmış bir dal gibidir. Kökten gelen besinden mahrum böyle bir dal nasıl kurursa, mürşidinden bağlantısı kopan kimse de öylece kurur. Müridin kalbini, mürşidin kalbine bağlaması, hal ilminin eğitiminde ve duyguların yansımasında asıldır.

Karakter, başkalarının yaptıklarını aynen yapmak suretiyle yavaş yavaş ve farkına varmadan, Ama sonunda kesin olarak biçimlenir. Bir çok hareketler önemsizmiş gibi gözükebilir. Bunlar düşen kar lapalarına benzerler. Bunların ne olduğunun kimse farkında değildir. Yağan karın yerde meydana getirdiği değişiklik önce pek hissedilmez. Ama kar yığınları sonradan çığ haline dönüşür. Tekrarlanan hareketler de böyledir. Biri öbürünü kovalar. Sonunda alışkanlık haline gelir ve böylece karakter iyi ya da kötü yönde oluşur.

Yıldızlar ve güneş için cazibe kaidesi ne ise, insanlar için de sevgi kaidesi odur. İttiba’ın rabıtaya delil olarak ileri sürülmesi, Hz. Peygamber’le ya da onun ahlakını eksiksiz yaşadığına inanılan kamil ve Salih kimselerle aynileşme düşüncesinden dolayı olsa gerektir. Zira Pir’de hiçleşmenin sonu, Hz. Peygamber de(s.a.v) hiçleşme olmaktadır.

“Andolsun Allah’ın Resülünde sizin için, Allah Teala’yı ve ahiret-i arzu eden ve Allah Teala’yı çok ana kimseler için (uyulacak) en güzel bir örnek vardır.”[9] (Savaşta sebat, güçlüklere dayanma, azim ve irade, üstün ahlak hep ondadır.)

“İbrahim’de ve onunla birlikte bulunanlarda sizin için güzel bir misal vardır.”[10] ayetlerin de geçen “Üsve” kelimesi de rabıtaya delil olarak gösterilmiştir. Önder olan, kendisine uyulan ve davranışları başkalarınca taklit edilen kişiye “Üsve” denir.

Kişinin gönlündeki gam ve kasveti gideren sevgili ve dostuna da bu isim verilir. Kendisine manen moral veren, onunla teselli bulan ve yine ondan şifa umulan şey yerinde kullanılır.
İttisa ise böyle birini idealize ederek örnek almak ve ona uymak demektir. Birisine uymak ise, kendisine uyulanı görmeyi gerektirir. Bu görüş ya hissi olarak duyu organlarımızla görmekle, ya da manevi olarak düşünde dünyamızda hayalen tasavvur şeklinde gerçekleştirilebilir. Bura da hem Hz. Peygamber’in (s.a.v), hem de Hz. İbrahim’in (a.s) hem de Hz. İbrahim’e (a.s) tabi olanların, müminler için “Üsve” olacağının beyan edilmesi ayrıca dikkat çekicidir.
Elmalı: Bu ayetin tefsirinde Üsve, insanın başkasına ittiba ile elde ettiği haldir. Uyulan iyi ise netice iyi, kötü ise sonuç kötü olur, demektedir.

Sofiler, kamil insan tipinin yetişmesinde, yine kamillerin örnek alınması yolunun geçerli olduğunu görmüşler ve bu gaye ile rabıtayı sistematik bir usul haline getirmişlerdir.

Hz. Peygamber’in (s.a.v): “Allah’ım beni sevginle, seni sevenlerin sevgisiyle ve sevgisi beni sana yaklaştıracak kimselerin sevgisiyle rızıklandır.”[11] şeklinde duası, sevgi zinciri ve muhabbet irtibatı ile kişilerin nasıl yönlendirilebileceğine işaret etmektedir.

 Kaynakça;
[1] Nisa /64
[2] Ebu Davud
[3] İbn Hanbel.Müsned 3/83
[4] Suyuti, Camius-Sağir.
[5] Tirmizi.
[6] Ebu Davud.
[7] Maide / 35
[8] Ali İmran / 31
[9] Ahzab / 21
[10] Mumtehine / 4
[11] Buhari.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz