Ana Sayfa Tasavvuf

Hizmet Yolunda Dikkat Edilmesi Gerekenler

Maddi imkânları ile veya bilgisi, becerisiyle insanlara hizmet etme fırsatı bahşedilen herkes, nefsinin ve şeytanın tuzaklarına dikkat etmek zorundadır. Gurur, kibir ve üstünlük taslama yerine, kendisine bu fırsatı bahşeden Cenab-ı Rabbü’l Alemine şükretmeli ve düşebileceği hatalar için de istiğfarda bulunmalıdır. Ancak bu şekilde o kişinin hizmeti hezimete dönüşmekten kurtulmuş olur.

Büyük veli Hace Ubeydullah Ahrar (k.s) buyuruyor ki:
“Ben bu yolu tasavvuf kitaplarından değil, halka hizmetten elde ettim. Hayır umduğum herkese hizmet ederim.” Demek ki hizmet, insanın yaratılış gayesini yerine getirmenin yanında, manevi kemalatı elde etmenin de önemli bir yoludur.”

Çok önemli bir nokta:
Hizmetin en büyük düşmanı fitnedir. “Fitne, Allah (c.c) için bir araya gelmiş dostların arasını bozmak için şeytanın tutuşturduğu bir ateştir.”  Bu ateşin kaynağı genelde yalandır, gizliliktir, çoğu kez de kötü zandır. Acele verilmiş kararlar, delilsiz hükümler, hissi hareketler, sinsi davranışlar, fitne ateşini alevlendirmek için bire birdir. Allah’u Teala: “Fitne çıkarmak katil (adam öldürmek) den daha kötüdür.”[1] buyurmuştur. Bu sebeple, fitne hizmette, toplum ilişkilerinde en dikkat edilmesi gereken meseledir.

Hizmet ehli insanları pusuda bekleyen birinci hastalık ‘Benlik duygusu’ dur. Bu duygu çok masum şekillerde ortaya çıkar. İyi ve güzel işler yapma arzusu çok olur. Fakat kendisi olmadan bu iyiliklerin ve güzelliklerin ortaya çıkamayacağını düşünür.

Benlik duygusunun bir başka görünümü de, hizmet içinde yer alan insanın, Allah’u Teala’nın bu iyilikleri başkasına değil de kendisine nasip ettiğini düşünerek, ayrıcalığı olduğu zannına kapılmasıdır. Bu zanna kapılan kişi yürütülen hizmetlerde nefsini pay sahibi görür. Ayrıca çevresinde meydana gelebilecek bütün iyiliklerde kendi imzasının bulunmasını arzu eder. Bazen bununla da yetinmez; kendisinin içinde bulunmadığı hizmetleri ya kabul etmez veya bir şekilde engel olmaya çalışır. Bu davranışını da iyilik yapmak olarak telakki eder.

Benlik duygusundan kurtulmanın tek yolu, şu ayet-i kerimeyi bakış açımızın esası haline getirmektir. “Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir”[2] Ayet-i Kerimeyi iyi anlayan insan, başarılarda kendini pay sahibi görmek yerine, karşılaşılan eksikliklerde kendine pay arar. İyiliklere hissedar olmaya çalışmaz. Çünkü iyilik ve güzellik namına ne varsa, tamamen Allah’a (c.c) aittir.

Bu hizmetlerde istihdam edilen insan, hikmet nazarıyla bakarak emin olmalıdır ki, layık olduğu için değil; tamamen affına vesile olsun diye ikram edilen bir lütufla, aralanan bir merhamet kapısıyla karşı karşıya bulunmaktadır. Şöyle tefekkür etmek lazımdır: “İşin içinde ben olmasaydım, hizmetler daha iyi yürüyebilirdi. Meydana gelen aksaklıkların kaynağı belki de benim nefsimdir.”

Hayır maksatlı vakıf ve dernek gibi kamu hizmetlerinde bulunanların yakalanabileceği başka önemli bir hastalıkta istişareyi terk edip, kendi başına karar vermektir. Oysa insanlara hizmet için yetki ve sorumluklar alanlar, doğru kararlar verebilmek için ellerinden gelenin azamisini yapmalıdır. Heyeti toplayamadım, toplantıya gelmediler; bende hizmetler ortada kalmasın diye kararımı verip uyguladım” gibi mazeretler, istişare yapmamayı haklı kılmaz. Ne yapıp edip, başkalarının da hizmetlere sahip çıkmasını temin etmek en büyük hizmettir. Diğer hizmetler, bundan sonra gelir.

Bahsettiğimiz bu hastalıkları önemsemeyen insanlara gelince, onlar kendilerine acımıyorsa, insanlara acımalıdırlar. Hiç kimsenin işgal ettiği hizmet noktasını nefsine yedirmeye, kendi benliği için insanları harcamaya hakkı olamaz. Resülullah Efendimizin (s.a.v) şu ikazlarını dikkate almamak nasıl mümkün olabilir. “Müslümanlardan bir topluluğun idaresine gelen kişi onları aldatır da ölürse, Allah Teala cenneti ona haram kılar.”[3]
 
Allah’ım! Kim ümmetimin herhangi bir işini üstlenir de onlara zorluk çıkarırsa, sen de ona zorluk çıkar! Her kim de ümmetimin herhangi bir işini üstlenir de onlara yumuşak davranırsa, sen de ona yumuşak davran.”[4]

 Evet, vakıf ve dernekler gibi toplum hizmetleri sahasında bize verilen görevleri, hangi kademede olursak olalım, Allah’ın emaneti olarak kabul etmeli ve elimizde bulundukları sürece bu emanete ihanet etmemek için çırpınmalıyız.[5]
[1] Bakara / 191
[2] Nisa / 79
[3]Buhari.
[4] Müslim.
[5] Hayat Dengemiz s / 152 ve 212

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz