Ana Sayfa Fıkıh

Cemaat ve Kardeşlik

“Hepiniz toptan Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın.”[1]
 
 “O gün muttakilerin dışında bütün dostlar birbirinin düşmanı olur.”[2]
 
Bu ayetteki muttakilerin durumu anlatılırken denilmiştir ki:
Allah için birbirini seven iki kardeşten birisine: Cennete gir denilir, bunun üzerine o, kardeşinin makamını sorar. Eğer onun aşağısında ise, kendisine verilen makamın benzeri ona da verilinceye kadar cennete girmez. Eğer kendisine: O senin gibi amel etmedi denilirse; o, ben kardeşim ve kendim için amel ettim, der. Bunun üzerine kardeşi için istemiş olduğu bütün şeyler verilir ve kardeşi de onun makamına yükseltilir.

Eğer Allah’u Teala, iki arkadaşa (ilahi rıza için olmayan) beraberliklerinden dolayı, bir şer yolu açarsa, bu dostluk, Cehennem kapılarından bir kapı demektir. Bu hususa işaret eden ayeti kerimede şöyle buyrulmuştur:[3]
“Zalimlerden her biri (pişmanlığından) o gün iki elini ısırarak: Ne olurdu keşke bende o peygamberle birlikte bir kurtuluş yolu edineydim. Yazıklar olsun bana! Keşke (beni sapıtan) falanı dost edinmeseydim der.”[4]
 
 “Müminler ancak kardeştirler; Onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki, rahmete erdirilesiniz.”[5]
 
Nitekim sahabelerden Enes (r.a) der ki:
“Bir gün Peygamberimiz ile birlikte otururken bir ara azı dişleri görünecek şekilde güldüğünü gördük. Hz. Ömer Ya Resülallah anam-babam sana feda olsun, neye güldün? diye sordu.
Peygamberimiz (s.a.v) şu cevabı verdi.
“Ümmetimden iki kişi Allah’ın huzurunda diz çöktü, biri  Ya Rabbi, bu kardeşimden hakkımı al dedi. Allah da ötekine kardeşinin hakkını kendisine ver diye buyurdu. Verecekli adam hiç iyi bir amelim kalmadı dedi. Bunun üzerine Allah alacaklıya ne yapacaksın, arkadaşının sana verecek hiç  bir iyi  ameli kalmadı diye buyurdu. Alacaklı o halde hakkım kadar günahımı üzerine alsın dedi. Böyle derken Peygamberimiz yaşlı gözlerle o gün öyle yaman bir gündür ki, her bir kimse günahını sırtına yükleyeceği birini arar diye buyurdu.” Ve sözlerine şöyle devam etti.
 
 Bu arada Allah alacaklı tarafa “kaldır başını da cennet bahçelerine bak” diye buyurdu. Adam başını kaldırarak “Ya Rabbi, altından bir takım yüksek evler ile incilerle bezenmiş şehirler görüyorum. “Bunlar acaba hangi peygambere,  veya hangi sıddıka yahut hangi şehide ayrıldı” dedi.
 -Yüce Allah “Bu gördüğün ev ve köşkler bana bedelini ödeyenlere verilecek” diye buyurdu. Alacaklı adam “Ya Rabbi, onların bedelini sana kim ödeyebilir” dedi. Allah (c.c), “Sen verebilirsin” diye buyurdu. Adam nedir o bedel diye sordu.
 Allah, “Arkadaşına hakkını bağışlaman” diye buyurdu. Bunun üzerine alacaklı adam ya Rabbi ona hakkımı bağışladım dedi. Allah da alacaklıya ” O halde onun elinden tut ve onu cennete götür” diye buyurdu.
Sonra Peygamberimiz (s.a.v) bize dönerek:
“Allah’tan korkun ve aranızda doğan anlaşmazlıkları barışçı yollardan halledin. Görüyorsunuz ki, Allah müminlerin arasını bulmaktadır.” [6] buyurdu.

Resülullah (s.a.v) buyurmuştur ki:
“İsrailoğulları yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Benim ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak. Bunlardan bir gurup hariç, diğerleri ateşte olacaktır.” Kendisine:
“Bu kurtulacak fırka kimlerdir, ya Resülallah?” diye sorulduğunda, Resülullah (s.a.v): (Kur’an ve sünnet üzere giden) “Cemaattır”   buyurdu.[7]
Resülullah (s.a.v) Efendimizin beyan buyurduğu, fırka-i naciye’yi diğerlerinden ayırt eden delil şudur: “Onlar, ben ve ashabımın üzerinde olduğu hal üzere olanlardır.” Şeriat sahibi Resülullah (s.a.v) Efendimiz, kendisini anlatması yeterli iken, ashabını zikretmesi, bu mahalde şu manayadır. “Benim yolum, ashabımın gittiği yoldur. Kurtuluş yolu, onların yoluna tabi olmaya bağlıdır. İşte, Resülullah (s.a.v) Efendimiz, bunu ilan etmektedir.[8]

Peygamberimiz (s.a.v) buyurmuştur ki:
“Kim (Kur’an ve sünnet üzere giden) cemaattan bir karış ayrılırsa;
boynundan islam bağını çıkarmış olur.[9]

 Peygamberimiz (s.a.v) buyurmuştur ki:
“Şeytan insanın kurdudur. Kenarda köşede kalmış, sürüden ayrılmış koyunu kurt yakaladığı gibi, şeytanda cemaatten ayrılanları yakalar. Sakın cemaatten ayrılmayınız.”

 Resülullah (s.a.v) buyurmuştur ki:
“Sizin cemaat halinde olmanız gerekir. Ayrılıktan, tek başına kalmaktan sakının. Şüphesiz şeytan, tek kalanla beraberdir, iki (hayır ehli) kişiden ise pek çok uzakta durur. Kim iman selameti ile ölüp cennetin tam ortasında olmak istiyorsa, cemaate yapışsın. Kimi iyilikleri sevindiriyor, kötülükleri üzüyorsa o, gerçek bir mümindir.”[10]

Resülullah  (s.a.v) buyurmuştur ki:
“Şüphesiz Allah’u Teala, ümmetimi sapık fikir üzerinde bir araya getirmez. Allah’ın eli (rahmet ve desteği) cemaatle birliktedir. Kim cemaatten ayrılırsa ateşe gider.”[11]

Ben kendi başıma, yalnızca dinimi ve imanımı koruyabilirim demek tehlikelidir. Kendi başına kalmak isteyen fertlerin, iman ve islam üzere hüsn-i hatime (iyi sonuç) ile ahirete gidebilmesi şüpheli olur. Şu halde Allah yolunda birlik ve cemaat halinde olmak her mükellefin üzerine farzdır.

Bütün alemlere rahmet olarak gönderilmiş Hz. Resülullah (s.a.v)  “İnsanların en hayırlısı; insanlara en faydalı olanıdır.”[12] buyurarak; hayır aşıklarını insanların arasına girmeye ve hizmete teşvik etmiştir.

Resülullah (s.a.v) buyurmuştur ki:
“Kim güzel bir abdest alıp mescitlerden birine cemaatle namaz kılmak için gidenin Allah’u Teala her adımına bir sevap yazar, her adımına amel defterinden bir günahını siler ve cennette onu bir derece yükseltir.”

Dünyada Allah’u Tealanın sevdikleriyle beraber bulunmak ve cemaatle namaz kılmaktan daha lezzetli bir şey kalmadı.[13]

Abdullah b. Avn buyurmuştur ki:
Ey kardeşim sizin için üç şeyi seviyorum:
1) Kur’an-ı Kerimi gece gündüz okumanızı.
2) Cemaate, ilim meclisine devam etmenizi.
3) Kötü işlere mani (engel) olmanızı.

“İyilik ve takva üzere yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.”[14]
 
-Ebu Hureyre’nin Peygamber’den rivayetine göre Nebiyy-i Muhterem (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
 “Bir kimse bir müminin dünya üzüntülerini giderip ferahlandırırsa, Allah’ta Kıyamet gününün üzüntülerinden birini giderir.
Her kim dar olan borçluya kolaylık gösterirse, Allah’ta dünya ve Ahiret’te ona kolaylık gösterir.
Her kim bir Müslümanın ayıbını örterse, Allah’ta dünya ve Ahiret’te onun ayıbını örter.”
Bir kul (din) kardeşine yardımda bulundukça, Allah’ta ona yardım eder.
Bir kimse ilim tahsili için yola çıkarsa, bu yüzden Allah ona cennet yolunu kolaylaştırır.
Herhangi bir topluluk (cemaat) bir yerde toplanıp Kur’an okur ve aralarında müzakere (sohbet) ederlerse, onların üzerine sükunet (kalp huzuru) nazil olup onları rahmet kaplar, melekler onları kuşatır, Cenabı hak da onları, nezdinde olan melekler ve peygamberlere zikreder.
Ameli kendisini geride bırakan kimseyi, nesebi ileri götüremez.”[15]

 Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
“Kim Müslüman kardeşinin hacetine koşarsa işi görsün, görmesin. Allah onun geçmiş, gelecek bütün günahlarını af eder ve kendisine iki berat yazar. Biri cehennemden, öbürüde münafıklıktan kurtulmak içindir.”

 Yine Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor ki:
“Müslüman kardeşinin hacetini görmeye koşan kimseye, Allah adım başına yetmiş sevap yazar ve yetmiş günahını siler. Eğer kardeşinin işi onun vasıtası ile görülürse anasından doğduğu gün gibi bütün günahlarından sıyrılır. Eğer bu arada ölürse hesapsız cennete girer.”[16]

Kardeşliği bozan hususlar:

Gıybetini yapmak, suizan da bulunmak. onunla alay etmek, casusluk yapmak, ayıbını araştırmak ve kötü lakap takmak.
Bir hadisi şerifte buyrulmuştur ki:
“Birbirinizle kinleşmeyiniz, hasetleşmeyiniz, birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.”[17] 
Başka bir hadiste de: “Sizden biriniz kendi nefsi için sevdiğini, mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek mümin olamaz.”[18]
   
[1] Ali imran 103.
[2] Zuhruf  67.
[3] Gerçek tasavvuf  557.
[4] Furkan  27-29.
[5] Hucurat  10.
[6][6] Kalplerin keşfi   245-246.
[7] Ahmed. Müsned.
[8] Mektubati Rabbani c.1.  s. 230.
[9] Ahmed b.Hanbel.  müsned.
[10] Tirmizi.
[11] Tirmizi.
[12] Tabarani
[13] Cakir el-Kürdi.
[14] Maide / 2
[15] R.Salihin no:243. Cild. 1. Müslim.
[16] K.Keşfi.  s.395.396.
[17] Buhari.
[18] Buhari.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz