Ana Sayfa Sureler

Necm Suresi Hakkında Bilgi

Necm Suresi, ‘yıldız’ anlamına gelen ve ilk surede bahsedilen ‘Necm’ ifadesinden adını almıştır. 62 ayetten oluşmuş olup Mekke’de indirilmiştir. Ayrıca Kur’an-ı Kerim’in 53. Suresidir.

Kur’an-ı Kerim’i Peygamberin uydurduğunu (Haşa) iddia eden kafirlere karşı olarak, Kur’an-ın kaynağının vahiy olduğu ve bu vahyi de Yüce Allah’ın, Cebrail (a.s) aracılığıyla Hz. Muhammed’e indirdirdiği belirtilmiştir. Ayrıca Hz. Muhammed’in (s.a.v) İslam’ı anlatmak için sarf ettiği sözlerin, kendi nefsine dayanmadığı, doğrudan ya da dolaylı olarak vahye dayandığı anlatılmıştır. Meleklerle ilgili de bir takım bilgilerin verildiği surede, onların cinsiyetlerinin olmadığı ve Allah’ın izin vermesi halinde ve yine O’nun işaret ettiği kimselere şefaatçi olabilecekleri bildirilimiştir.

Necm Suresinin Okunuşu

Necm suresinin okunuşu şöyledir;

Bismillahirrahmanirrahim.

1. Ven necmi iza heva

2. Ma dalle sahıbukum ve ma ğava

3. Ve ma yentıku anil heva

4. İn huve illa vahyuy yuha

5. Allemehu şedidul kuva

6. Zu mirrah festeva

7. Ve huve bil ufukıl a’la

8. Summe dena fe tedella

9. Fe kane kabe kavseyni ev edna

10. Fe evha ila abdihi ma evha

11. Ma kezebel fuadu ma raa

12. Efe tumarunehu ala ma yera

13. Ve le kad raahu nezleten uhra

14. Inde sidratil munteha

15. Indeha cennetul me’va

16. İz yağşes sidrate ma yağşa

17. Ma zağal besaru ve ma tağa

18. Le kad raa min ayati rabbihil kubra

19. E fe raeytumul late vel uzza

20. Ve menates salisetel uhra

21. E lekumuz zekeru ve lehul unsa

22. Tilke izen kısmetun dıyza

23. İn hiye illa esmaun semmeytumuh entum ve abaukum ma enzelellahu biha min sultan iy yettebiune illaz zane ve ma tehvel enfus ve le kad caehum mir rabbihimul huda

24. Em lil insani ma temenna

25. Fe lillahil ahıratu ve ula

26. Ve kem mim melekin fis semavati la tuğni şefaatuhum şey’en illa mim ba’di ey ye’zenellahu li mey yeşau ve yerda

27. İnnellezine la yu’minune bil ahırati le yusemmunel melaiket tesmiyetel unsa

28. Ve ma lehum bihi mim ılm iy yettebiune illez zann ve innez zanne la yuğni minel hakkı şey’a

29. Fe a’rıd am men tevella an zikrina ve lem yurid illel hayated dunya

30. Zalike mebleğuhum minel ılm inne rabbeke huve a’lemu bi men alle an sebilihi ve huve a’lemu bi menihteda

31. Ve lillahi ma fis semavati ve ma fil erdı li yecziyellezine esau bima amilu ve yecziyellezine ahsenu bil husna

32. Ellezine yectenibune kebairal ismi vel fevahışe illel lemem inne rabbeke vasiul mağfirah huve a’lemu bi kum iz enşeekum minel erdı ve iz entum ecinnetun fi butuni ummehatikum fe la tuzekku enfusekum huve a’lemu bi menitteka

33. E fe raeytellezi tevella

34. Ve a’ta kalilev ve ekda

35. Eındehu ılmul ğaybi fe huve yera

36. Em lem yunebbe’ bima fi suhufi musa

37. Ve ibrahimellezi veffa

38. Ella teziru vaziratuv vizra uhra

39. Ve el leyse lil insani illa ma sea

40. Ve enne sa’yehu sevfe yura

41. Summe yuczahul cezael evfa

42. Ve enne ila rabbikel munteha

43. Ve ennehu huve adhake ve ebka

44. Ve ennehu huve emate ve ahya

45. Ve ennehu halekaz zevceyniz zekara vel unsa

46. Min nutfetin iza tumna

47. Ve enne aleyhin neş’etel uhra

48. Ve ennehu huve ağna ve akna

49. Ve ennehu huve rabbuş şı’ra

50. Ve ennehu ehleke adenil ula

51. Ve semude fema ebka

52. Ve kavme nuhım min kabl innehum kanu hum azleme ve atğa

53. Vel mu’tefikete ehva

54. Fe ğaşşaha ma ğaşşa

55. Fe bi eyyi alai rabbike tetemara

56. Haza nezirum minen nuzuril ula

57. Ezifetil azifeh

58. Leyse leha min dunillahi kaşifeh

59. E fe min hazel hadisi ta’cebun

60. Ve tadhakune ve la tebkun

61. Ve entum samidun

62. Fescudu lillahi va’budu

Necm Suresinin Arapça Yazılışı

Necm Suresi Arapça, yazılışı şu şekildedir;

بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

وَالنَّجْمِ اِذَا هَوٰىۙ ﴿1﴾ مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوٰىۚ ﴿2﴾ وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوٰىۜ ﴿3﴾ اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحٰىۙ ﴿4﴾ عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ ﴿5﴾ ذُو مِرَّةٍۜ فَاسْتَوٰىۙ ﴿6﴾ وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ ﴿7﴾ ثُمَّ دَنَا فَتَدَلّٰىۙ ﴿8﴾ فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ اَوْ اَدْنٰىۚ ﴿9﴾ فَاَوْحٰٓى اِلٰى عَبْدِه۪ مَٓا اَوْحٰىۜ ﴿10﴾ مَا كَذَبَ الْفُؤٰادُ مَا رَاٰى ﴿11﴾ اَفَتُمَارُونَهُ عَلٰى مَا يَرٰى ﴿12﴾ وَلَقَدْ رَاٰهُ نَزْلَةً اُخْرٰىۙ ﴿13﴾ عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى ﴿14﴾ عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ ﴿15﴾ اِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشٰىۙ ﴿16﴾ مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغٰى ﴿17﴾ لَقَدْ رَاٰى مِنْ اٰيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرٰى ﴿18﴾ اَفَرَاَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزّٰىۙ ﴿19﴾ وَمَنٰوةَ الثَّالِثَةَ الْاُخْرٰى ﴿20﴾ اَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْاُنْثٰى ﴿21﴾ تِلْكَ اِذًا قِسْمَةٌ ض۪يزٰى ﴿22﴾ اِنْ هِيَ اِلَّٓا اَسْمَٓاءٌ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْاَنْفُسُۚ وَلَقَدْ جَٓاءَهُمْ مِنْ رَبِّهِمُ الْهُدٰىۜ ﴿23﴾ اَمْ لِلْاِنْسَانِ مَا تَمَنّٰىۘ ﴿24﴾ فَلِلّٰهِ الْاٰخِرَةُ وَالْاُو۫لٰى۟ ﴿25﴾ وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمٰوَاتِ لَا تُغْن۪ي شَفَاعَتُهُمْ شَيْـًٔا اِلَّا مِنْ بَعْدِ اَنْ يَأْذَنَ اللّٰهُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيَرْضٰى ﴿26﴾ اِنَّ الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ الْاُنْثٰى ﴿27﴾ وَمَا لَهُمْ بِه۪ مِنْ عِلْمٍۜ اِنْ يَتَّبِعُونَ اِلَّا الظَّنَّۚ وَاِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْن۪ي مِنَ الْحَقِّ شَيْـًٔاۚ ﴿28﴾ فَاَعْرِضْ عَنْ مَنْ تَوَلّٰى عَنْ ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ اِلَّا الْحَيٰوةَ الدُّنْيَاۜ ﴿29﴾ ذٰلِكَ مَبْلَغُهُمْ مِنَ الْعِلْمِۜ اِنَّ رَبَّكَ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَب۪يلِه۪ وَهُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدٰى ﴿30﴾ وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۙ لِيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَسَٓاؤُ۫ا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا بِالْحُسْنٰىۚ ﴿31﴾ اَلَّذ۪ينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَٓائِرَ الْاِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ اِلَّا اللَّمَمَۜ اِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِۜ هُوَ اَعْلَمُ بِكُمْ اِذْ اَنْشَاَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ وَاِذْ اَنْتُمْ اَجِنَّةٌ ف۪ي بُطُونِ اُمَّهَاتِكُمْۚ فَلَا تُزَكُّٓوا اَنْفُسَكُمْۜ هُوَ اَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقٰى۟ ﴿32﴾ اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي تَوَلّٰىۙ ﴿33﴾ وَاَعْطٰى قَل۪يلًا وَاَكْدٰى ﴿34﴾ اَعِنْدَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرٰى ﴿35﴾ اَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا ف۪ي صُحُفِ مُوسٰىۙ ﴿36﴾ وَاِبْرٰه۪يمَ الَّذ۪ي وَفّٰىۙ ﴿37﴾ اَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرٰىۙ ﴿38﴾ وَاَنْ لَيْسَ لِلْاِنْسَانِ اِلَّا مَا سَعٰىۙ ﴿39﴾ وَاَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرٰىۖ ﴿40﴾ ثُمَّ يُجْزٰيهُ الْجَزَٓاءَ الْاَوْفٰىۙ ﴿41﴾ وَاَنَّ اِلٰى رَبِّكَ الْمُنْتَهٰىۙ ﴿42﴾ وَاَنَّهُ هُوَ اَضْحَكَ وَاَبْكٰىۙ ﴿43﴾ وَاَنَّهُ هُوَ اَمَاتَ وَاَحْيَاۙ ﴿44﴾ وَاَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰىۙ ﴿45﴾ مِنْ نُطْفَةٍ اِذَا تُمْنٰىۖ ﴿46﴾ وَاَنَّ عَلَيْهِ النَّشْاَةَ الْاُخْرٰىۙ ﴿47﴾ وَاَنَّهُ هُوَ اَغْنٰى وَاَقْنٰىۙ ﴿48﴾ وَاَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرٰىۙ ﴿49﴾ وَاَنَّهُٓ اَهْلَكَ عَادًاۨ الْاُو۫لٰىۙ ﴿50﴾ وَثَمُودَا۬ فَمَٓا اَبْقٰىۙ ﴿51﴾ وَقَوْمَ نُوحٍ مِنْ قَبْلُۜ اِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ اَظْلَمَ وَاَطْغٰىۜ ﴿52﴾ وَالْمُؤْتَفِكَةَ اَهْوٰىۙ ﴿53﴾ فَغَشّٰيهَا مَا غَشّٰىۚ ﴿54﴾ فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكَ تَتَمَارٰى ﴿55﴾ هٰذَا نَذ۪يرٌ مِنَ النُّذُرِ الْاُو۫لٰى ﴿56﴾ اَزِفَتِ الْاٰزِفَةُۚ ﴿57﴾ لَيْسَ لَهَا مِنْ دُونِ اللّٰهِ كَاشِفَةٌ ﴿58﴾ اَفَمِنْ هٰذَا الْحَد۪يثِ تَعْجَبُونَۙ ﴿59﴾ وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَۙ ﴿60﴾ وَاَنْتُمْ سَامِدُونَ ﴿61﴾ فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا ﴿62﴾

Necm Suresinin Türkçe Anlamı

Necm Suresinin Türkçe Anlamı, şöyledir:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

1. Kayan yıldıza yemin olsun ki.

Âyette geçen “hevâ” düşmek, kaymak, inmek, çıkmak mânalarına gelebilirse de, burada inmek anlamı tercih edilmelidir. Çünkü yıldız kavramı ile, Hz. Peygambere inen melek veya Kur’ân-ı Kerim arasında güçlü bir ilgi kurulmuştur. Bu meleğin veya Kur’ân’ın, yıldız gibi parlak ve ışık verici olduğu anlatılmak istenmiştir. Zira necm’in anlamlarından biri, “Kur’ân vahyinden bir seferde inen bölüm”dür.

2. Arkadaşınız Muhammed yanılmadı, sapmadı, aldanmadı.

3. O kendi heva ve hevesiyle konuşmuyor.

4. O, kendisine vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir.

“O” zamirinden maksat, birçok müfessire göre Kur’ân’dır. Hz. Peygamber (a.s.)’ın İslâm tebliği, Kur’ân’ı açıklama niteliği taşıyan sözlerinin hepsi vahiy kaynaklıdır.

5. Onu kendisine pek güçlü ve kuvvetli, o üstün akıl ve kemal sahibi olan melek Cebrail öğretti. [81,19-21]

6-7. Melek kendi aslî sûretine girip doğruldu. İşte o zaman kendisi en yüce ufukta idi.

8-9. Sonra yaklaştı ve iyice sarktı. Öyle ki araları yayın iki ucu arası kadar veya daha az kaldı.

10. O da kuluna vahyetmek istediği her şeyi vahyetti.

11. Gözlerinin gördüğünü kalbi yalan saymadı.

12. Şimdi siz kalkmış da onun gördükleri hakkında şüphe edip kendisiyle münakaşa mı ediyorsunuz?

13-14. Onun bir başka inişini Sidretu’l-Müntehanın yanında görmüştü.

Hz. Peygamber’in Cibril’i ikinci defa görmesine işaret. Bu seferinde onu aslî sûretindeki azametiyle görmüştü. Sidretu’l-Münteha, Hz. Peygamber’e miraç gecesinde gösterilen, hilkatin aldığı son şekli gösteren, emir âleminin sonundaki “şeceretu’l-kevn” yani yaratılış ağacı, kâinat ağacıdır. Başka izahlar arasında, en kuvvetlisi bu görünüyor.

15. Me’va cenneti de onun yanındadır.

16. O dem ki Sidre’yi bir feyiz sarıyor, sardıkça sarıyordu…

17. Peygamberin gözü kaymadı, şaşmadı, aşmadı da.

Hz. Peygamber (a.s.) Rabbine o kadar yönelmişti ki gök melekûtunda temaşa ettiği sayısız güzellikler onu meşgul etmedi.

18. Vallahi gördü, hem de Rabbinin âyetlerinden en büyüğünü gördü! [20,23]

19-20. Şimdi baksanıza şu Lât’a, Uzza’ya. Ve bir de şu geride olan üçüncüleri Menat’a.

Lât Taif’de; Uzza Mekke ile Taif arasında Hurad’da bulunup Kureyş kabilesi, Menat ise Mekke ile Medine arasında Kudeyd’de bulunup Evs, Hazrec kabileleri tarafından tazim edilirdi.

21. Erkek evlatlar size, kızlar O’na olsun, öyle mi?

22. O zaman bu insafsız bir taksim olmaz mı?

23. Aslında bu putlar sizin ve atalarınızın uydurduğu, kuru isimlerden, boş lafızlardan başka bir şey değildir. Allah onların tanrılıklarına delil olabilecek hiçbir şey indirmemiştir. Onlar sadece zanlarına ve nefislerinin heva ve heveslerine uyarlar. Halbuki onlara Rab’leri tarafından uyacakları mükemmel Rehber çoktan gelmiş bulunuyor!

24. Ne o, insanoğlu kurduğu her hülyaya, içinden geçen her şeye nail olur mu sanıyor? [4,123]

25. Hayır, öyle değil! Âhiret hayatı da, dünya hayatı da Allah’ın elindedir. Kime ve neyi vereceğini, Kendisi takdir eder.

26. Nitekim göklerde nice melaike var ki, Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimseler hakkında geçerli olması için izin çıkmadıkça, onların şefaatleri asla fayda vermez. [2,255; 34,23]

27. Evet, âhirete inanmayanlardır ki melaikeyi Allah’ın kızları iddia ederek onlara kız isimleri takarlar. [43,19]

28. Onların buna dair hiçbir bilgileri yoktur. Sadece ve sadece zanna tâbi oluyorlar. Oysa zan, hakikat karşısında ne ifade eder ki!

29. O halde Bizi anmaktan, bu Yüce Kitabımızı dinlemekten uzak duran ve dünya zevkinden başka bir şey istemeyen kimseleri sen de bir tarafa bırak!

30. Onların bilgi seviyesi ancak bu kadardır; bildikleri bilecekleri budur. Senin Rabbin, kimin yolundan saptığını, kimin doğru yolda yürüdüğünü pek iyi bilir.

31. Göklerde ne var, yerde ne varsa hep Allah’ındır. Böyle olduğu için, sapanı ve doğru yolda olanı pek iyi bildiği, yaptıklarını kaydettiği içindir ki, kötülük işleyenleri, yaptıklarının karşılığı ile cezalandırarak, iyi hareket edenlere de en güzel mükâfatı verecektir. [53,32; 4,31]

32. O iyiler, ufak kusur ve günahlardan olmasa da, büyük günahlardan, aşikâr hayasızlıklardan kaçınırlar. Senin Rabbinin mağfireti boldur. O sizi topraktan yaratırken ve siz annelerinizin karınlarında döl halinde iken mayanızın ne olduğunu gayet iyi bilir. Öyleyse kendinizi temize çıkarmayın, övünüp durmayın. Çünkü kimin Allah’ı daha çok sayıp O’na karşı gelmekten sakındığını O pek iyi bilmektedir. [39,53; 4,39]

Kur’ân ve Sünnette kesin olarak haram kılınan, haklarında had cezası bildirilen veya âhirette azap sebebi sayılan günahlar büyük, diğerleri küçük günahlardır. Küçük günahların affedilmesi, onların günah sayılmamasından değil, Allah’ın rahmetinin genişliğindendir.

33. Şimdi iyice dikkat edin şu sırtını çevirip uzaklaşana! [75,31-32]

34. Azıcık verip de sonra cimrilik ederek vermeyene!

35. Gaybların bilgisi onun yanındadır da onları kendisi mi görüyor?

36-44. Yoksa o Mûsâ’nın ve o çok vefalı İbrâhim’in sahifelerinde bulunan şu kesin gerçekler hakkında bilgi edinmedi mi ki: Hiçbir kimse başkasının günah yükünü çekemez. İnsan, emek ve gayretinin neticesinden başka şey elde edemez. Bu gayretinin semeresi de ileride ortaya çıkacaktır. Emeğinin karşılığı kendisine tam tamına ödenecektir. Elbette son durak, Rabbinin huzuru olacaktır. O’dur güldüren ve ağlatan; O’dur öldüren ve yaşatan. [2,124; 16,123; 35,18; 36,12; 9,105]

Hz. İbrâhim (a.s.)’ın “sahifelerin”den, Kur’ân dışındaki mevcut kutsal kitaplarda bahis yoktur. 38. âyetten şu kaide çıkar: Herkes kendi yaptıklarından sorumludur. Hiç kimse bir başkasının cezasını çekmeyi kabullenemez. 39. âyetten çıkan bazı kaideler: a- Her kişi, çalışmasının karşılığını görecektir. b- Hiç kimse yapmadığı işin karşılığını alamaz. Bazıları bu âyetleri anlamada aşırılığa saparak hata etmişlerdir. Başkasına bedel hac, sevap bağışlama, başkası için dua etmenin faydasız olduğunu iddia bu kabildendir. Ehl-i sünnet başkası için duanın fayda vereceğinde ittifak etmiş olup, sevap bağışlama, vekâletle yapılan işin sevabı hususunda da prensipte mutabık olup ayrıntılarda farklıdırlar. Mesela: İmam Malik ile Şâfiî’ye göre malî ibadetlerin (sadaka gibi) keza malî-bedenî ibadetlerin sevabı bağışlanabilir, ancak bedenî ibadetlerin (namaz, Kur’ân kıraatı) sevabı başkasına bağışlanamaz. Hanefîlere göre mezkûr her çeşit amelin sevabı başka bir mümine bağışlanabilir. Buna dair birçok hadis vardır. Allah, Rûhuna bağışlanan kişiyi bu amellerden faydalandırdığı gibi, bu fazileti gösteren, bağışlayana da mükafat verir.

45-54. Rahime atılan nutfeden (spermden) erkek ve dişi çiftini yaratma, öldükten sonra diriltme, tekrar yaratma O’na aittir. İnsanı zengin, kanaat sahibi ve halinden memnun etmek de O’na aittir. Müşriklerin taptığı Şi’râ yıldızının Rabbi de O’dur. Önceki Âd halkını yok eden de O’dur. Semud milletini yok edip geriye hiçbir şey bırakmayan da O’dur. Daha önce Nuh halkını yok eden de O. Çünkü bunlar çok zalim, çok azgındılar. Altı üstüne getirilen Lût halkının şehirlerini yerle bir etti. Onları ne azaplar, ne musîbetler, neler kapladı neler! [86,6-7; 69,6-7; 26,73]

Şi’râ, gökte en parlak görünen yıldızdır. Güneşten 23 kat daha parlak olup ışığı dünyaya 8 yılda ulaşır. Cahiliye döneminde bir kısım araplar, yıldızların insanların hayatında etkili olduğuna inanır ve Şi’râ’ya taparlardı. Bilhassa Huzaa kabilesi ona tapmasıyla meşhurdur.

55. Artık, ey insan, şimdi Rabbinin hangi nimetinde şüphe edersin?

“Yukarıdan beri sıralanan şeyler arasında, nimetlerinin yanı sıra nikmetler, cezalar da vardır, bunlarda şükür ciheti var mıdır?” sorusuna şöyle cevap verilebilir: “Bunlar, işkence edilen müminlerin hakkını alma kabîlinden olduğundan, müminler için şükre vesiledir. Diğer taraftan bu felaketler, insanların ibret alıp kötülüklerden vazgeçmelerine, birtakım bozuklukları düzeltmelerine de vesile olmaları itibariyle nimet sayılırlar.”

56-58. İşte bu Peygamber de, önceki rehberlerden ve uyaranlardan biridir. O yaklaşan (kıyamet) yaklaştı. O gelmeden, ne zaman olacağını bildirecek, geldiğinde de onu kaldıracak Allah’tan başka kimse yoktur. [46,9]

59-62. Şimdi siz bu söze mi şaşırıyorsunuz? Hep gülüyorsunuz, ama ağlamıyorsunuz. Üstelik kafa tutuyor, oyalanıyorsunuz. Haydi artık Allah’a secde ve ibadet ediniz!

Necm Suresinin Fazileti

Necm Suresi fazileti, nakledilen hadis-i şerife göre Efendimiz ‘’Kim Necm suresini okursa, Mekke’de Muhammed’i (a.s) tasdik veinkar edenlerin adedinin on katı sevap verilir’’ buyurmuştur. (Kadı Beydavi Tefsiri) Necm suresini, özellikle ruhsal yönden problemler yaşayan ya da hafızasını güçlendirmek isteyen kişilerin okumaları tavsiye edilmektedir.

Necm Suresi Dinle

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz