Ana Sayfa Evlilik ve Aile

Çocuk Eğitimine İlişkin Hadis-i Şerifler

Abdullah b. Hârîs (r.a.) anlatıyor: Rasûlüllah (s.a.v) Abbas’ın çocukları Abdullah, Ubeydullah’ı ve Kesîr’i yan yana getirir ve şöyle derdi: “Kim önce koşup bana gelirse ona şu kadar ödül var!” Çocuklar da koşarak gelirler; kimi Rasûlüllah’ın (s.a.v.) sırtına, kimi göğsüne çıkmaya çalışırdı. O da onları öper ve kucaklardı.”

Görüldüğü üzere Rasûlüllah (s.a.v), aralarında bir kıskançlık olmasın diye yarışmaya katılan çocukların hepsine sevgi ve alâka gösteriyor, onları mükafatlandırıyordu.

İslam ümmetinin önderi olan Rasûlüllah’ın (s.a.v), çocuklarla birlikte oyun oynadığını gösteren birkaç hadis sunmak istiyoruz. Tabiî Hz. Peygamber’in (s.a.v), ana babaları ve yetişkinleri eğitmek, onların da kendisine uyarak çocuklarıyla beraber oynamalarını sağlamak için bunu yaptığını biliyoruz.

Konuyla ilgili rivayetler şunlardır:
a) Ebu Eyyûb Ensârî (r.a) anlatıyor: Rasûlüllah’ın (s.a.v) yanına girmiştim. Hasan ile Hüseyin Hz. Peygamber’in (s.a.v) önünde ya da kucağında oynuyorlardı. Ben:
– Onları seviyor musun ya Rasûlallah dedim. Bunun üzerine O:
“Nasıl sevmem onları? Onlar benim dünya reyhanlarımdır; onları koklarım, buyurdu.”

  1. b) Berâ b. Âzib (r.a) anlatıyor: Rasûlüllah (s.a.v) namaz kılarken Hasan ile Hüseyin veya onlardan birisi gelir sırtına binerdi. Peygamber (s.a.v) başını (secdeden) kaldırdığında eliyle onu tutardı. (Namazı tamamladıktan sonra):
    “Ne güzel binittir sizin binitiniz! buyururdu.”
  2. c) Câbir (r.a) anlatıyor: Rasûlüllah’ın (s.a.v) yanına girmiştim. Hasan ile Hüseyin sırtına binmiş elleri ve dizleri üzerinde yürüyor ve şöyle diyordu: “Ne güzel devedir sizin deveniz. Ne güzel yüklersiniz siz!”

Câbir (r.a) anlatıyor: Rasûlüllah (s.a.v) ile beraberdik. Derken bir yemeğe davet edildik. Giderken Hüseyin’in çocuklarla birlikte yolda oynadığını gördük. Peygamber (s.a.v) hemen insanların önüne geçti. Sonra (Hüseyin’i kucaklamak için) kollarını açtı. Çocuk ise yakalanmamak için şuraya buraya kaçmaya başladı. O esnada Rasûlüllah (s.a.v) çocukla gülüşüyordu. Nihayet onu yakaladı ve bir elini çocuğun çenesinin altına diğer elini de ensesine koydu. Çocuğa sarılarak öptü ve şöyle dedi: ”Hüseyin bendendir, ben de ondanım. Kim onu severse Allah da onu sevsin. Hasan ile Hüseyin torunlardan iki torundur.”[1]

Cabir’den (r.a) rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Gece karanlığı bastığı zaman çocuklarınızın dışarı çıkmalarına engel olun. Çünkü şeytanlar o zaman dağılır. Gecenin bir bölümü (akşamla yatsı arası) geçtiğinde onları bırakın!”[2]

Bir eğitimcinin küçük yaştaki kızı, günün birinde, bir türlü yemek yemez olmuştur. Annesi çocuğa önce yemesi için yalvarmış, sonra zorlamışsa da fayda vermeyince acıkması için beklemiştir. Ancak aradan iki gün geçtiği halde küçük çocuk, ağzına bir lokma dahi koymamıştır. En nihayet annesi çok ısrar edince, çocukcağız ağlamaya başlar ve dilinden şu sözler dökülür:
– Ne olur anneciğim sen de yeme, çünkü seni çok seviyorum.

Annesi, neden yememesi gerektiğini sorduğunda küçük kız sebebini söyler ve anne hayretler içinde kalır. Meğer küçük kız ile babası arsında birkaç gün evvel şöyle bir konuşma cereyan etmiştir.
– Baba, niçin yemek yiyoruz?
– Büyümek için.
– Büyüyünce ne olacak?
– İhtiyarlayacağız.
– Peki ihtiyarladıktan sonra ne olacağız?
– Ne olacak, herkes gibi biz de öleceğiz…

O günden sonra çocuk yemek yememeğe karar vermiştir. Çünkü o, herkesin yemek yediği için öldüğünü zannedip; öyleyse yemek yemem; yemezsem büyümem, büyümeyince de ihtiyarlamam ve dolayısıyla ölmem diye düşünmektedir. Tabii kendisi ölmek istemediği gibi, çok sevdiği annesinin de ölmesini istemiyor. Bu sebeple O’nun da yememesi için, yalvarıp yakarıyor. Ve eğitimci bu hâdiseyi naklederek okuyucularına “Demek çocuklara anlaşılması zor olan ölüm ve âhiret gibi mevzuları anlatmamalıyız.” diyor.

Kuranı Kerim açısından, aile terbiyesinde imandan sonra namaz öncelikli bir yer alır. “Ehline (yani aile halkına) namazı emret! O hususta sabır da göster.”[3] ayetinde “ailene namazı emret” dedikten sonra, ayrıca omun hakkında sabretmenin emredilmesi çok manidardır. Usanmadan emir ve ilginin devam ettirilmesi ve mutlaka neticenin alınması gerekmektedir.

Hz. Peygamber’in çocukların irşatlarında namaz üzerinde çok durduğu görülmektedir. Enes (r.a) Tahrim Suresi’ndeki “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun” mealindeki ayet nazil olduğunda Hz. Peygamberin sabah namazına çıkarken altı ay Hz. Fatıma’nın kapısına uğrayıp onları namaza çağırdığını bildirmektedir. Oysa zamanımızda ağzını açtığında müslümanlığı kimseye bırakmayan, kendisini gerçek kurtulmuş olarak gören birçok aile, çocuklarının ibadetlerine dikkat etmemektedir. “Daha küçük, büyüyünce kılar. Biz de gençken böyleydik.” düşüncesizliği ile buluğa ermiş çocuklarını uyarmamakta, onlara yol göstermemektedirler. Sabahları “biraz daha uyusun” diye sabah namazına kaldırmamaktadırlar. Oysa genç her konuda olduğu gibi bu konuda da anne-babasından ilgi bekler. İddia edilenin aksine ısrar ister.

Namaz kılmayan bir öğrencime “Sen akıllı bir çocuksun ve sana namazın farz olduğunu da biliyorsun neden kılmıyorsun?” dediğimde “Ama hocam annem bir kere kılmamı söylüyor, ısrar etmiyor” cevabını verdi. Anneye durumu anlattığımdan kısa bir süre sonra öğrencim sevinçle “Artık hiç namazımı bırakmıyorum hocam” diye mutluluğunu benimle paylaşmıştı.

Gezdiğim, gördüğüm yerlerde mutlu insanlar göremiyorum. Herkes birbirini suçluyor. Hep karşıdaki suçlu. Hiç kimse kendine bakmıyor. Evler birer kavga ortamı adeta. Herkes kendini haklı gördüğü için, herkes her şeyi bildiği için, kimse ne sevincini ne de üzüntüsünü paylaşmıyor. Anneyi-babayı dinlemiyor. Anne her iki taraf arasında şaşkın. Herkes yalnız. Bu yalnızlık; babayı sokağa veya işine, anneyi boş işlere, çocuğu arkadaşlara, içkiye, sigaraya, uyuşturucuya yakınlaştırıyor. Öyle ki ne babanın işinden annenin haberi var, ne de annenin gününü nasıl geçirdiğinden babanın. Çocuğun okuldaki, sokaktaki hayatı kimseyi ilgilendirmiyor.

Bir Peygamber olarak insanı ilgilendiren her konuya temas eden Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) tabii olarak çocuk terbiyesiyle alâkalı hadisleri mevcuttur.

“Hz. Peygamber’in üstün nitelikleri, merhameti, sevgi ve şefkati, gayri müslimlerin de çocukları dâhil olmak üzere bütün çocukları kucaklamıştır. O, engin tevazusuyla çocuklarla her fırsatta ilgilenmiş, şakalaşmış, gördüğünde onlara selam vermiş hal hatırlarını sormuş, bu arada kusurlarını hoş karşılamış, hasta olduklarında ziyaretlerine gitmişti. Aynı şekilde gayrı müslimlerin çocukları da Hz. Peygamber’in şefkat deryasında nasiplerini almışlardır. Hz. Peygamber, savaşlarda çocukların öldürülmesini, esirler içinde bulunan anne ile çocuklar birbirlerinden ayrılmalarını yasaklamış, gayri müslimlerin de çocukların hastalandıklarında onları ziyaret etmişti.

Hz. Peygamber’in ailesindeki çocuklarla ilgilendiği konuları ihtiva eden hadislerden de bir Müslüman ailenin çocukları olduğunda neler yapması gerektiğini öğrenebiliriz. “Hz. Peygamber’in yakın çevresindeki çocuklara alâkası doğumdan itibaren başlar. O, doğan çocukların kulaklarına ezan okur, onlara isim takar önceden kötü isim takılmışsa onları değiştirir, onlar için akika kurbanı keserdi. Meselâ, torunu Hz. Hasan doğduğunda iki kulağına ezan okumuştu. Oğlu İbrahim’in doğduğu gecenin ertesi günü ona isim takışını ise sahâbesine şöyle açıklamıştı:

“Bu gece bir oğlum oldu. Ona atam İbrahim’in ismini koydum. (Bilindiği gibi Hz. Muhammed, Hz. İbrahim’in soyundandır.)”
“Her çocuk anasından temiz duygularla doğar, onu Yahudi ve Mecusi yapan anne babasıdır.”[4]  Bizler nasıl yaşarsak Çocuklarımız bizlerden öyle yaşamayı öğrenir, çocuklarımızdan ancak verebildiklerimiz kadarını bekleyebiliriz, bu nedenle bizlerin ve çocuklarımızın beşikten mezara kadar öğrenmesi ve öğretmesi gerekir.

Anne baba çocuğunu iyi terbiye etmeli, anlayamayacağı bilgilerden ona bahsetmemeli, evvela Allah’ı tanıtmalı, imanı kavratmalı, inandırmalı, uygun yaşa vardıklarında da ibadetleri öğretmelidirler. Ayrıca neyin iyi, nelerin kötü olduğunu anlatmalı, yeme-içme oturup-kalkma adabını öğretmeli ve bunları benimsetmelidirler. Bunlar yapılırken anne-babanın çocuklarına iyi örnek olmaları gerekir. Çünkü çocuklar daima büyüklerini taklit ederler.

Anne-baba çocuklarına adaletle davranmalı, onların kıskançlık duygularını kamçılamamalı kız-erkek ayırımı yapmamalıdır.
Anne baba çocuklarına güzel isim koymalı, sünnet ettirmeli, İslami bilgi ve duygularını geliştirmelidir.
Anne baba çocuklarına sevgi ve merhamet göstermelidir. Peygamber (s.a.v) bir dizine usameyi diğer dizine de hasanı oturtur sonra:
“Allah’ım Rahmet ve ihsan buyur, çünkü ben bunların hayır ve mutluluğunu istiyorum”[5] buyurmuştur.

Anne-baba evlenme çağına gelen çocuklarını, temiz ve ahlaklı kimselerle evlendirmelidirler. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmaktadır. “Geride kendisine dua edecek hayırlı bir çocuk bırakan kimsenin amel defteri kapanmaz, kendisine sürekli olarak hayır yazılır.”
[1] Hadisin kaynakları için bkz: Buhâri, Edeb, 81; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 81; Ibn Mâce, Nikah, 50.
[2] Buhâri, Eşribe, 22; Müslim, Eşribe, 97. Ayrıca bkz. Silsiletü’I-Ehâdis es-Sahîha, Hadis No: 40.
[3] Taha/132
[4] Buhari, 6/143
[5] Tecridi sarih tercümesi.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz