Ana Sayfa Tasavvuf

Ariflere Gitmek Manevi Bir Hicrettir

Bu hicret, bir vatandan diğerine göçmek değil, kötü ahlaktan ve haramlardan vazgeçmek şeklinde olmaktadır. Bizden istenen ve her zaman devam eden hicret budur. Bu hicretin aslı, vatanı değil, kötü sıfatı değiştirmektir. Bunu başaran kimse; gafletten zikre, cehaletten ilme, sertlikten hilme, kabalıktan edebe, tembellikten gayrete, cimrilikten cömertliğe, pintilikten hizmete, kısaca kötülükten iyiliğe koşar.
Resülullah (s.a.v) Efendimiz buyurmuştur ki:
“Tevbe vakti bitmeden Allah için hicret bitmez ve güneş batıdan doğmadan da tövbenin vakti sona ermez.”[1]
“Gerçek muhacir; Allah’ın nehyettiği şeylerden uzaklaşan kimselerdir.”[2]

Mürşid ziyaretinden asıl hedef işte bu hicrettir. Allah dostuna ancak Yüce Allah’ın dostluğu için gidilir. Daha güzel kul olmak, ilahi edeple süslenmek için niyet edilir.

Ariflere kalbi boş gitmeli fakat boş dönmemelidir
Kamil mürşitlerin sadece duasını almak için değil, onlarda bulunan güzel ahlakı almak için yanlarına gidilmelidir. Tekkenin çorbası içilip dönülmemelidir. Orada her gün yaşanan ve yapılan edep, zikir, taat, tevazu, hürmet, insan sevgisi, sabır, avf, yumuşaklık, ikram ve hizmet ahlakından az da olsa alınmalıdır. Susuz bir kimsenin denizin kenarına vardığı halde hiç su içmeden ve su testisini doldurmadan geri dönmesi ne kadar acıdır. Veli elinden öpeni değil, izinden gideni sever; kendisine verilmiş olan ilahi nur ve edebin herkes tarafından paylaşılmasını ister. Allah dostları talebelerinden hediye değil, Allah’tan haya ve ona dostluk bekler.

İyi kimselerle olanların halini şu hadis-i şerif ne güzel anlatıyor:
“Salih insanlarla beraber bulunan kimse güzel koku satanla beraber olan kimseye benzer. Güzel koku satan kimse kokusundan ona ikram eder. O hiçbir koku almasa bile, onun yanında durduğu sürece ondaki güzel kokuyu teneffüs eder ve koku üzerine siner. Kötülerle bulunmak ta körükçü dükkanında oturmak gibidir; elini kömüre bulaştırmasa bile, oradaki pis havadan bir parça üzerine siner.”[3]
Bu, ilahi bir kanundur; hep böyle cereyan eder.

İlk ziyarette bir şey anlaşılmayabilir; sabırla devam edilmeli, bir daha gelinmelidir. Vesveseye düşmemeli, gelen kötü düşüncelere de önem vermemelidir.

Çünkü şeytan, Allah yoluna çıkan kimseye bütün yollardan hücum eder; onu vazgeçirmek ister. Bu işin sonunun olmadığını söyler. Parana yazık der. Kendi başına tövbe yaparsın, sen zaten iyi bir adamsın, mürşide ne hacet, otur evinde zikrini yap, memleketinde Müslümanlığını yaşa, bu zahmete ne gerek var, bu devirde evliya bulunur mu, Peygamberden başkasına uyulur mu, hem evliya da senin gibi bir insan değil midir, onun sana yapacağı nasihatten başka nedir? diye vesvese verir; olmadık şeyleri akla getirir. Bunların hepsi, şeytanın bir oyunudur; Allah (c.c) rızasını arayan kimseyi yolundan alıkoymak için birer tuzaktır. Aldırış edilmez, önem verilmezse hiçbir zararı olmaz.
[1] Ebu Davud.
[2] Buhari.
[3] Buhari.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz