Ana Sayfa Tasavvuf

Tasavvuf ve Teslimiyet

Rivayete göre Şeyh Abdulkadir Geylani’ye (k.s) dervişlerinden bir ziyaretçi geldiği zaman, kendisine haber verilir, o da halvethanesinden çıkar, kapıyı hafifçe açar, onunla müsafaha eder, kendisine selam verir, onunla oturmadan halvetine dönerdi. Dervişlerden olmayan birisi geldiği zaman ise; çıkıp onu karşılar, beraber oturur, onunla sohbet ederdi. Onun dervişlerin yanına çıkmayı terk etmesi ve onların dışındakilerin yanına çıkıp onlarla oturmasından dolayı, bazı dervişler rahatsız oldular. Onların bu düşünceleri Hazrete ulaşınca, şöyle demiştir.

“Bizim Hak fakiri dervişlerle bağımız ve bağlantımız kalpten bir bağlılıktır. Hem derviş bizdendir, bizim ehlimiz durumundadır. Aramızda yadırganacak bir hal yoktur. Bu sebeple biz ona karşı muamelemizde kalplerimizin birliği ile yetiniyor, bu kadar karşılaşmayı kafi görüyoruz. Yeni gelen kimse ise,adet ve zahiri şeylere bağlanıp kalmış birisidir. O, zahiren kendisiyle ilgilenilmediği zaman, kalbine bir soğukluk gelir ve bizden uzaklaşır.

Cüneydi Bağdadi’nin (k.s) şöyle söylediği bilinmektedir.
“Bir gün şeyhim Seri es-Sakati’nin huzuruna vardım. Bana bir hizmet buyurdu. İhtiyacını hızlı bir şekilde yerine getirdim. Dönüp geldiğim zaman bana bir kağıt parçası verdi, içinde şöyle yazılıydı: Çölde develerini süren bir çobanın şu şiiri okuduğunu duydum: Ağlıyorum, ama neden ağladığımı biliyor musun? “Benden ayrılırsın, benden ilgini kesersin ve ben kılavuzsuz kalırım korkusuyla ağlıyorum.”

Umma Bistami babasından şunu nakletmiştir:
Şakik-i Belhi ile Ebü Turab en-Nahşebi, Beyazidi Bistami’yi (k.s) ziyarete geldiler. Önlerine sofra hazırlandı. Bayezide hizmet eden bir genç vardı. Misafirler önce gel, yemeği birlikte yiyelim dediler. Genç, ben oruçluyum deyip yemekten çekindi. Ebü Turab, Gel bizimle ye, sen bir ay oruç tutmuş kadar sevap kazanırsın dedi. Genç yemekten çekindi. Sonra Şakik-i Belhi, gel bizimle ye, bir yıl oruç tutmuş kadar sevap kazanırsın dedi. Genç yine yemekten çekindi. Bunun üzerine Bayezid-i Bistami, Allahh’ın gözünden düşen şu genci terk edin dedi. Bu olaydan bir sene sonra bu genç  hırsızlıktan yakalanıp eli kesildi.[1]

Bir gün Şah-ı Nakşibend Hz.lerinin (k.s) hatırı sayılır misafirleri gelmişti. Şah-ı Nakşibend Hz.leri, müridlerinden mevlana Şemseddine, emir verip, nehre git de suyu bu tarafa bağla buyurdu. Şemseddin verilen emri yerine getirmekten ihmalkar davrandı. Biraz sonra gelip, vücudumda bir halsizlik peydahlandı, suyu bağlayamadım, dedi. Bu söz, Şah-ı Nakşibend Hz.lerine (k.s) çok giran (ağır) geldi. Ona bakıp:
“Mevlana Şems! Kendini boğazlayıp da su yerine kanını akıtsaydın, bu sözü söylemekten daha hayırlı olurdu! diye üzüntüsünü belirtti.”

Not:  Allah dostlarına karşı kasıtlı muhalefet, insanı felakete götürür. Bu hep böyle olmuştur. Ancak, verilen bir emri, gücü yetmediği için yapamayan, fakat, kalbiyle yapma azminde olan kimse, bir zarar görmez. Bu kimse sadık ve samimi olduğu sürece, bir mazereti sebebiyle, hizmetten geri kaldığında mazur görülür, günaha girmiş olmaz.[2]

Enes’den (r.a) şöyle dediği rivayet olunmuştur.
Bedevilerden biri Resül-i Ekrem’e (s.a.v), Kıyamet ne zaman olacak? diye sordu. Peygamber Efendimiz (s.a.v): “Kıyamet için ne hazırladın?” buyurdu. Bedevi: “Allah ve Peygamber sevgisini hazırladım” dedi. Efendimiz (s.a.v): Öyle ise sevdiklerinle berabersin[3] buyurdu.

Muhabbet, sevileni her şeyden üstün tutmaktır. Hepimizin birinci derecede sevdiğimiz Allah’u Tealadır ve öyle olmalıdır. Hiçbir sevgi o sevginin üstüne çıkamaz. Sevgide ifrata düşülmemelidir. Her varlığı kendi sınırına kadar sevmelidir. Allah’ı (c.c) nasıl seveceğiz? Bunun yolunu kimden öğreneceğiz? Gibi sorulara cevap ise, bu yoldan daha önce geçmiş, bu sevgiyi elde etmiş zatlar ki bundan kasıt Sadat-ı Kiramdır. Onlara uymakla ve onları sevmekle, gittiği yoldan gitmekle onların manevi tasarrufatlarıyla elde edilir.

Şah-ı Hazne (k.s): “Muhabbetin elde edilmesi için en yakın ve kolay yol, bu kapının yoludur. Çünkü bu yolun esası iki temel üzerinedir. Bir sünneti takip etmek, diğeri ise kişinin mürşidini sevmesidir. İşte bu iki temele çalışmak gerekir.”

Mazhari can-ı canan (k.s): “Bütün kazançlarıma, mürşidimi çok sevmekle kavuştum. Saadetlerin anahtarı Allah-u Teala’nın sevdiklerini sevmektir.”

İmam Rabbani (k.s): Talebe,mürşidini ne kadar çok severse, onun kalbinden feyz alması da o kadar çok olur. Mürşid vesiledir, vasıtadır. Maksad Allah’u Tealadır.”

Celaleddini Rumi (k.s): “Hocam Şemsi Teprizi’ye tam teslim oldum. Aklım ile hareket etmeyi bıraktım ve kurtuldum.”

Kaynakça;
[1] K.Risalesi  s. 450
[2] Kaynaklarıyla tasavvuf. C.2.s.145.146.
[3] Buhari müslim.Riyazüs-salihin.c.1. s.399.no.368.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz