Ana Sayfa Tasavvuf

İslam ve Gençlik

Yüce Allah insanı her bakımdan diğer canlılardan üstün kılmış, kâinatın en seçkin ve şerefi varlığı olarak yaratmıştır. İnsanın en verimli olduğu dönem ise gençlik çağıdır. Gençlik Yüce Allah’ın bizlere ihsan ettiği çok önemli nimetlerden biri olup bu dönem çok iyi ve verimli bir şekilde değerlendirilmelidir.
Nitekim Peygamberimiz (s): “İnsanoğlu kıyamet gününde beş şeyden sorguya çekilmedikçe bir yere ayrılamaz. Bu beş şeyden biri de gençliğini nerede ve nasıl geçirdiğidir” (Tirmizî, Kıyamet, 1) buyurarak gençlik dönemine dikkat çekmiştir. Yine Peygamberimiz (s), dinin en iyi gençlikte yaşanacağına, makbul olan ibadetin gençlikte yapılan ibadet olduğuna işaret ederek, kıyamet gününde arşın gölgesi altında mutlu olacak yedi sınıf insandan birinin de “gönlü Allah’a bağlı ve Allah’a ibadet ederek yetişen gençler” olduğunu bildirmiştir (Buhârî, Ezan, 36; Hudud, 19; Rikâk, 24; Müslim, Zekât, 91; Tirmizî, Zühd, 53; Nesâî, Kudât, 2).
Gençlik Yüce Allah’ın bizlere ihsan ettiği çok önemli nimetlerin başında gelir demiştik. Çünkü gençlik, Allah’a ibadet etme, çalışıp üretime katkıda bulunma/rızık kazanma, evlenip aile kurma, topluma faydalı olma vb. hususlar açısından hayatın en verimli çağıdır. Bunun için her insan, gençlik çağını her açıdan çok iyi ve doğru bir şekilde değerlendirmeli, dünyasını ve ahiretini huzura ve kurtuluşa kavuşturmalıdır (Aydın, 1998: 223 vd.).

Gençlik her yönden gelişme ve olgunlaşmanın yaşandığı bir dönemdir. Bu dönem; hayallerin, tutkuların ve ideallerin yaşandığı, yakın arkadaşlıkların ve dostlukların kurulduğu, kendini ispatlama çabalarının yoğun olduğu, zaman zaman da uyumsuzlukların ve çatışmaların yaşandığı bir dönemdir. Bu dönem olumlu ve olumsuz pek çok duygunun yoğun bir şekilde yaşandığı, gençlerin her türlü etkiye ve olumsuz yönlendirmeye açık olduğu bir dönemdir. Çünkü gençler bu dönemde, genellikle iyi niyetli ve önyargıdan uzaktırlar. Yine gençler bu dönemde bedenen ve ruhen çok zinde ve aktiftirler. Gençlerin bu yönünün olumlu ve doğru yönde kullanılması gerekir. Bu konuda başta aileler olmak üzere, eğitimcilere, din görevlilerine, medya organlarına, sivil toplum kuruluşlarına kısacası bütün bir topluma büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.

Günümüzde bazı gençlerimizin enerjilerini olumlu yönde kullanmadıklarını üzüntüyle görmekteyiz. Başta zararlı alışkanlıklar olmak üzere birçok olumsuz tutum ve davranışlar, bir kısım gençler arasında yaygınlaşmış, hatta sıradan eylemler halini almıştır. İşte burada devreye gençlerimizin İslamî, ahlakî ve evrensel değerlerle yetiştirilmesi girmektedir. Gençlik sürecinde dinin, çok önemli bir rolü vardır. Gençlerimizin sağlam bir karaktere ve kişiliğe, güzel ahlaka sahip olmasında doğru bir din anlayışının çok önemli bir rolü vardır (Hökelekli, 1995: 49).

Gençlik, sağlam ve temiz bir toplumun vazgeçilmez bir unsurudur. Toplumların yaşadığı iyiliklerin ve güzelliklerin temelinde sağlam karakterli ve kişilikli, güzel ahlaklı gençler olduğu gibi; yaşanan toplumsal huzursuzlukların ve kötülüklerin temelinde de ihmal edilmiş, iyi yetiştirilmemiş gençliğin olduğu görülmektedir. Yarınlarımızı emanet edeceğimiz gençlerimizi ne kadar iyi ve doğru yetiştirir; İslamî, insanî, ahlakî ve evrensel değerlerle donanımını sağlarsak geleceğimizden de –Allah’ın izniyle- o kadar çok emin olabiliriz. Ayrıca bu bağlamda gençlerimizi içki, kumar, uyuşturucu, fuhuş, sigara vb zararlı alışkanlıklardan, her türlü haramlardan ve günahlardan; ateizm, satanizm vb zararlı akımlardan da özenle korumalıyız.

Peygamber Efendimiz (s) de mübarek hayatı boyunca gençliğe her alanda gereken önemi fazlasıyla vermiş, İslam’ı tebliğ ederken toplumun yeniliklere açık, idealist ve enerjik kesimini oluşturan gençlerden büyük ölçüde destek ve yardım almıştır. Bir anlamda İslam, “gençlik hareketi” olmuştur (Sarıçam, 2005: 338). Nitekim İslam’ın başlangıcından itibaren en fazla katılımın gençlerden olduğu tespit edilmiştir. İlk Müslümanlardan birkaç kişi elli yaş civarında, birkaç kişi otuz beş yaşın üzerinde, geri kalan çoğunluk ise otuz yaşın altında bulunuyordu. Mesela genç yaşta İslam’ı kabul edenlerden Hz. Ali 10, Zeyd b. Hârise 15, Abdullah b. Mes’ud ve Zübeyr b. Avvam 16, Talha b. Ubeydullah, Abdurrahman b. Avf, Erkam b. Ebi’l-Erkam ve Sa’d b. Ebî Vakkas 17, Mus’ab b. Umeyr 18-20, Abdullah b. Ömer 13, Câfer b. Ebî Tâlib 22, Osman b. Huveyris, Osman b. Affan, Ebû Ubeyde b. Cerrah ve Hz. Ömer 25-31 yaşlarındaydılar. Bunların dışında genç yaşta İslam’ı kabul eden daha pek çok şahıs mevcuttur. Bunlar arasından İslam’ın Mekke ve Medine dönemlerinde ve Hz. Peygamber’in vefatından sonraki dönemlerde çok önemli görevler üstlenen şahsiyetler yetişmiştir. İçlerinden devlet başkanları, âlimler, valiler, hâkimler ve ülkeler fetheden komutanlar çıkmıştır (Sarıçam, 2005: 339).

Hz. Peygamberimiz (s), İslam toplumunun şekillenmesinde, İslamî hükümlerin/değerlerin yayılmasında ve yaşanmasında gençlere büyük görevler ve sorumluluklar vermiştir. Onların cesaret, dinamizm ve enerjilerinden gereği gibi yararlanmak için, her şeyden önce gençlerin kendilerine güvenen, sağlam bir kişilik ve karakter geliştirmelerine imkân sağlanmasının önemini çok iyi bilmekteydi. Bundan dolayı Allah Rasûlü (s) gençlere her hususta özel bir ilgi gösteriyor ve onları sürekli teşvik ediyordu. O dönemde görev ve sorumluluklarının bilincinde olan kumandanlar, valiler, âlimler ve hâkimler yetişmişse, bu ancak Hz. Peygamber’in gençlere olan özel ilgisi, yardımı ve teşviki sayesinde olmuştur.

Hz. Peygamberimiz (s) gençlerin dinî, ahlakî, ilmî vb açılardan gelişimleri için onlara özel bir önem vermiş, vahiy kâtiplerini genellikle gençler arasından seçmiş, İslam’a davet mektuplarını genellikle gençlere yazdırmış, davetçileri/mürşidleri genellikle gençler arasından seçmiş, gençlerin fetva vermelerine izin vermiş, onlardan kadı ve muallim atamış, gençleri çoğu yaşlı ve önde gelen sahabelerden (Allah cümlesinden razı olsun) oluşan ordulara komutan olarak tayin etmiştir (Sarıçam, 2005: 341).
Burada ilginç bir anekdot olarak şunu aktarmak istiyorum: Hz. Peygamber (s) Suriye üzerine gönderdiği ordunun başına on sekiz yaşındaki Üsame b. Zeyd (r)’i atamıştır. Ordunun içinde Hz. Ebû Bekir (r), Hz. Ömer (r), Hz. Osman (r), Hz. Sa’d b. Ebû Vakkas (r), Hz. Ebû Ubeyde b. Cerrah (r) gibi önde gelen sahabeler de bulunuyordu. Peygamberimiz (s), Üsame b. Zeyd’i överek ve ona bazı tavsiyelerde bulunarak sancağı ona teslim etmiştir (Erboğa, 2000: 154; Köksal, 1981: 11/8-9).

Konumuzla ilgili olarak bize örnek teşkil edecek çok sayıda genç sahabe vardır. Biz bunlardan ikisini konumuzun daha iyi anlaşılması için anlatmak istiyoruz:

Bunlardan birincisi Zeyd b. Sabit’tir (r). Hz. Peygamber (s) tarafından komşu hükümdar, emir ve Arap kabilelerine gönderilen mektupların birçoğu Zeyd b. Sabit’in (r) kaleminden çıkmıştır. Zeyd b. Sabit komşu ülkelerden gelen mektupları tercüme etmek ve cevap yazmak için Hz. Peygamber’in emriyle İbranice ve Süryanice öğrenmiştir. İyi bir miras bölüştürücüsü olduğu için savaşlarda ele geçen ganimetlerin taksimine memur edilmiştir. Vahiy kâtipleri arasında yer almıştır. Hz. Peygamber vefat ettiğinde yaşı 21 civarında idi. Hz. Ebû Bekir döneminde Kur’an-ı Kerim’i cemeden komisyonun başkanı idi. Bugün elimizde bulunan Kur’an-ı Kerim’i cemeden komisyonun başkanının bu faaliyeti gerçekleştirdiği sıralarda 22 yaş civarında olması, İslam’ın ilk döneminde gençlerin ne derece büyük rol oynadığını ortaya koymaktadır (Erboğa, 2000: 353; Sarıçam, 2005: 341). Yine Peygamberimiz (s) Tebük Seferi’nde (m. 630) sancağı Zeyd b. Sabit’e verdiğinde, Zeyd b. Sabit 20’li yaşlardaydı (Sarıçam, 2005: 341).

Bahsedeceğimiz diğer bir önemli şahsiyet ise Muaz b. Cebel (r)’dir. Hz. Peygamber (s), onu 26-27 yaşlarındayken Yemen (Cened)’e kadı ve muallim mürşid olarak göndermiştir. Peygamberimiz (s) Muaz b. Cebel’e, kendisine bir dava getirildiği zaman neye göre hüküm vereceğini sorar. Muaz: “Allah’ın kitabına göre hüküm veririm” der. Hz. Peygamber: “Onda bir hüküm olmazsa neye göre verirsin?” diye sorar. Muaz: “Rasûlullah’ın sünnetine göre hüküm veririm” der. Hz. Peygamber: “Eğer Rasûlüllah’ın sünnetinde de hüküm bulamazsan ne yaparsın?” deyince, Muaz: “Kendi görüşüme göre hüküm veririm” der. Allah Rasûlü (s) onun bu cevabından son derece memnun olur (Tirmizî, Ahkâm, 3; Ebû Davud, Akdiyye, 11; Dârimî, Mukaddime, 20; Ahmet b. Hanbel, Müsned, 5/230, 236, 242).
Hz. Peygamberin, kadılık ve muallimlik gibi büyük bir sorumluluk gerektiren bir işi 26-27 yaşındaki genç bir insana vermesi, Peygamberimizin gençlere ne kadar büyük bir önem verdiğinin sayısız örneklerinden sadece bir tanesidir.
Yine Peygamberimiz (s), Muaz b. Cebel hakkında: “Ümmetim içinde haramı ve helali en iyi bilen Muaz’dır” (Tirmizî, Menâkıb, 32), “Kur’an’ı şu dört kişiden öğreniniz. Bunlardan birisi de Muaz b. Cebel’dir” (Buhârî, Fezâilü’l Kur’an, 8; Fezailü’l Ashâb, 26-27; Menâkıbu’l Ensar, 16), “Muaz b. Cebel, kıyamet günü âlimlerin önünde yürüyecektir, onların önderidir” (Buhârî, Fezâilü’l-Kur’an, 8; Menâkıbu’l-Ensar, 16; Müslim, Fezâilü’s-Sahabe, 119; Tirmizî, Menâkıb, 32) buyurmuşlardır.

Sonuç olarak söylemek gerekirse; İslam dini hayatın dönüm noktasını oluşturan gençliğe büyük bir önem vermiş, gençliğin her açıdan iyi ve doğru bir şekilde yetiştirilmesi için gereken ilkeleri belirlemiş; Peygamberimiz de (s) bize bu hususta çok güzel bir misal teşkil etmiştir.
Gençlerimizin İslamî, insanî ve evrensel değerlerle yetiştirilmesi, yarınlara güvenle bakmamızı, güçlü ve sağlam bir toplum olmamızı sağlayacaktır. Bu hususta başta anne babalar olmak üzere eğitimcilere, din görevlilerine, medya organlarına, sivil toplum kuruluşlarına kısacası bütün bir topluma büyük görevler ve sorumluluklar düşmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz